Spor yazarı Simon Kuper anlattı: Dünya Kupası 50 yıldır televizyon için tasarlandı

2026 Dünya Kupası dün akşam oynanan Meksika – Güney Afrika maçıyla başladı. Futbolun bu en büyük turnuvası öncesi usta bir gazetecinin, Financial Times yazarı Simon Kuper’in görüşlerine başvurduk. Kuper tüm ticari ve aşırı profesyonel ortama karşın futbolcuların da yeni kuşak izleyicilerin de Dünya Kupası’nı gerçekten önemsediğini düşünüyor. Son olarak geçen yıl yayınladığı ‘World Cup Fever’ (Dünya Kupası Ateşi) kitabında kupa anılarını ve futbolun kitleler için temsil ettiği değerleri anlatan Kuper’le Zoom üzerinden buluşup konuştuk…

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Spor yazarı Simon Kuper anlattı: Dünya Kupası 50 yıldır televizyon için tasarlandı

Dünya Kupası’nı izle­mek için Amerika'ya uçmadan önce neler hissediyorsunuz? Dünya Ku­pası’nda herhangi bir sorun çı­kacak mı sizce? Aşırı pahalı bi­let fiyatlarıyla ilgili mesela?

Son günlerde bilet fiyatları ol­dukça hızlı düşüyor, ancak önceki Dünya Kupalarından daha pahalı olacak. Bu tabii beni asıl ilgilendi­ren konu değil. Akredite bir gaze­teci olarak, ABD havaalanlarından geçiş konusunda endişeliyim. Çok sıkı ve agresif güvenlik var orada. Gazeteci vizem var ama bana her­hangi bir sorun çıkarırlar mı, bil­miyorum. Oraya içim rahat mı uçu­yorum? Tamamen değil, hayır. Ve de futbolun kalitesi oldukça düşük olacak. Zaten Dünya Kupası'nın amacı futbolun kalitesi değil. Daha önce de Dünya Kupaları gördüm. Daha fazlasını dört gözle bekledim. Mesela geçenlerde Hollanda'da Dünya Kupası ve jeopolitik tema­lı bir konferansta konuştum. Ora­da konuştuğum çoğu kişi coşkulu değildi. Bence futbol başladığında coşku da gelecek.

“Biz çocukken daha iyi futbol oynanırdı”

Kitabınızda yazdığınız gibi, Dünya Kupası çocukluğumuz­da futbol sevgimizin bir zirve­siydi. Sizce hâlâ öyle mi, günü­müz çocukları ve gençleri için çok şey ifade ediyor mu Dünya Kupası?

Evet, kesinlikle. Gözlemim şu ki, günümüz çocukları da futbolu sevi­yor. Genellikle yaşlı erkekler “Artık futbolu sevmiyorum. Çok ticarileş­ti” diyor. Ama bence bu hayatın bir evresiyle ilgili. 50 yaşındayken fut­bola 15 yaşındaki kadar hevesli ol­mak zor. Ama bence 15 yaşındaki­ler çok hevesli. Fark şu: Biz çocuk­ken Dünya Kupaları’nda çok daha iyi futbol oynanırdı. Mesela Arjan­tin, Brezilya, Hollanda, Fransa gibi milli takımlar en güçlü kulüplerden daha iyiydi. Şimdi, durum böyle de­ğil. Bugün, en güçlü kulüp takım­ları artık en iyi oyuncuları alıyor. Mesela Bayern Münih ve Paris Sa­int-Germain, bu Dünya Kupası'n­daki herhangi bir takımdan daha iyidir. Ama zaten Dünya Kupası hiçbir zaman gerçekten oyun kali­tesiyle ilgili olmadı. Milletlerin sa­hadaki dramıydı.

Dünya Kupası’nı halk için büyük bir ortak deneyim ola­rak niteliyorsunuz. Ama Dün­ya Kupası hâlâ sıradan insan­lar için bir turnuva mı? Ulusla­rarası turnuvalar, eskiden bilet fiyatları açısından bile sıradan taraftarlar için daha ulaşılabi­lir bir etkinlikti…

Hiç katılmıyorum. Mesela ken­di şehrinizdeki bir kulübe gittiği­nizde, tek masrafınız bilet fiyatı­dır. Bayern Münih veya Barcelona gibi kulüplerde bile, bilet fiyatla­rı nispeten düşüktür. İngiltere'de, Londra’daki bir kulübün maçı için bilet başına 80 veya 90 sterlin öde­yebilirsiniz. Takımınız iki hafta­da bir evde oynadığı için sizin de iki haftada bir ödediğiniz bir gider. Dünya Kupası için oraya uçma­ya, otele ihtiyacınız var. Yani Dün­ya Kupalarına gidenler hiçbir za­man sıradan kişiler değildi. Ken­di ülkenizdeyse belki bir veya iki Dünya Kupası maçına gidersiniz. Ama dünya kupalarında seyahat eden taraftarlar çoğunlukla kü­resel standartlara göre zengindir. Zaten son 50 yılda Dünya Kupası hep televizyonda izlenmek üzere tasarlanmıştır. İnsanların yüzde 99,99'u genellikle kamu kanalın­da yayınlandığı için Dünya Kupa­sı’nı ücretsiz bir televizyon etkinli­ği olarak deneyimler.

Spor yazarı Simon Kuper anlattı: Dünya Kupası 50 yıldır televizyon için tasarlandı - Resim : 1

“Futbolcular Dünya Kupası’nı gerçekten önemsiyor”

Peki ya futbolcular? Yıllar içinde belki Şampiyonlar Li­gi onlar için daha önemli ha­le geldi. Son zamanlarda Dün­ya Kupası'nın Pele, Maradona, Beckenbauer için ifade ettiği anlamı bugünün futbolcuları için taşıdığını düşünüyor mu­sunuz?

Maçlarda mix-zone’da veya taraftarların yoğun olduğu böl­gede bulunan biri değilim. Ama bahsettiğiniz Şampiyonlar Li­gi oyuncuları bütünün çok küçük bir yüzdesini oluşturuyor. Mesela Türkiye takımında bile, bu oyun­cuların kaçı Şampiyonlar Ligi'n­de çok oynamıştır? Belki bazıları ilk turlarda... Bu Dünya Kupası'n­daki oyuncuların yüzde 90'ından fazlasının zaten Şampiyonlar Li­gi kariyeri yok. Mesela Japonya, Ekvador, Curaçao, Ürdün gibi ül­kelerin oyuncuları için kariyerle­rindeki en büyük deneyim olacak. En üst seviyedeki takımlarda oy­nayan Mbappé ve Harry Kane gi­bi oyuncular da Dünya Kupası'nı gerçekten önemsiyor. Dünya Ku­pası'nın önemini, tarihe geçtikle­ri yerin orası olduğunu biliyorlar.

“Bir kulübe sahip olmak kârlı bir iş değil”

Yine Soccernomics’te bazı şirketlerin en büyük kulüplerden bazılarına sahip olacağını da öngörüyordunuz. Gerçekten bu doğru çıktı. Önümüzdeki birkaç yıl içinde futbola daha fazla yatırımcının gelmesini bekliyor musunuz?

Bir kulübe sahip olmak hala kârlı bir iş değil. Amerikalılar futbola para kazanmak istedikleri için girdi. Ama buradan para kazanmak çok zor. Çok az kulüp sahibi para kazanır. Bence bu Amerikalılar da hayal kırıklığına uğrayacak. Bu yüzden bu kulüpleri Amerikalılardan kimin satın alacağını bilmiyorum. Mesela Liverpool'un sahibiyseniz kulübünüzü kime satarsınız? Liverpool'u satabilirsiniz belki, ama Milan veya Inter'e sahipseniz kime satarsınız? Bu kulübün her zaman para kaybettiğini bilseniz satın alır mısınız? Ruslar artık futbolda değil. Çinlilere Başkan Xi tarafından yabancı futbola yatırım yapmamaları söylendi. Körfez Araplarının zaten kendi kulüpleri var, kraliyet ailelerinin zaten kulüpleri var. Körfez'in Hürmüz Körfezi'ndeki petrol ve doğalgaz durumuyla ilgili büyük ekonomik sorunları var. Bu yüzden artık kimin gelip futbol kulübü satın alacağını bilmiyorum.

Sürpriz adaylarım Japonya ve Norveç

Bu kupada sürpriz adaylarımdan biri Japonya. Avrupa takımlarına karşı son dokuz maçlarında yenilmediler. Gerçekten de uzun zamandır Afrika veya Asya’dan çıkan en iyi takım gibi görünüyorlar. Elbette şampiyon olacaklarını değil, ama iyi iş çıkarabileceklerini düşünüyorum. Sonra da turnuvayı kazanma ihtimali olan bir sürpriz takım seçmem gerekirse, bu Norveç olurdu. Birincisi Norveç, futbol oynamanın en iyi yolunu bilen Batı Avrupa’dan geliyor. Sonra da çok kolay gol atan bir oyuncuları var. Bu da dünya kupalarında en önemli şey. Bu sebeple Norveç'in tahminlerden daha iyi iş çıkarabileceğini düşünüyorum.

2009’da Prof. Stefan Szymanski ile yazdığınız kitabınız Soccernomics’te henüz pek kimse umursamazken futbolda verinin öneminden bahsediyordunuz. O zamandan bu yana, futbolda verilerin benimsenme biçimi nasıl değişti?

Doğru, daha fazla veri kullanılıyor. Tüm büyük kulüplerin veri analistleri var ve transferlerde kullanabilecekleri verilere sahipler. Ama çoğu kulüp bunu pek kullanmıyor. Hâlâ sık sık bir teknik direktör “O oyuncuyu istiyorum’ diyebiliyor. Sonra veri analisti

“Veri analistleriniz varsa onları dinleyin”

"Biliyorsunuz, verileri o kadar iyi değil" diyebilir. Veri analistleriniz varsa onları dinlemeniz gerekir. Birçok kulüpte bu adamlara kulak verilmiyor. Bu yüzden verinin rolünü abartmamak gerekir. Liverpool gibi verilerle yönlendirilen birkaç kulüp var. Ancak Soccernomics'te veriyi en iyi kullanan kulüplerin Brentford ve Brighton olduğunu söylüyoruz. Yani bu iki kulüp gerçekten devrim niteliğinde işler yaptı. Ama veri kullanımı düşündüğünüz kadar yaygın değil. Özellikle İngiltere'de verilerin etkin kullanıldığı alan duran toplar. Ve bu da devrim niteliğinde bir değişiklik oldu.