Vizesiz Japonya çılgınlığı

Sanmayın ki sadece Yunan ada­larına gidiliyor, mevsimi ol­masa da Japonya tatilcilerin yeni gözdesi. Dolar/euro bu seviyeler­de kaldığı müddetçe de kendimi­zi yurt dışına iyi hissetmeye de­vam edeceğiz.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Vizesiz Japonya çılgınlığı

Dünyanın en paha­lı şehirlerinden Tokyo’da Türkler çılgınlar gibi alışveriş yapıyor ve sürekli fiyatları kıyaslıyor. Sos­yal medya fenomenleri bavullar dolusu kozmetik alıyor, deniyor, tavsiye ediyor. Tokyo’da 1 gün, Tokyo’da 48 saat, Tokyo’nun bi­linmeyen yüzü videoları YouTu­be’da milyonlarca kez izleniyor. İş çığırından çıkmış vaziyette. Ben iş için buradayım ve birkaç gün erken tek başıma dolaşayım istedim. Siparişler var, kredi kar­tını emanet edip “ne görürsen al diyen” var, mecbur giriyorum o meşhur mağazalara. Sürekli Türkçe duyuyorum, sigara alanla­rında kısa sohbetler ediliyor, her­kes kozmetik ve elektronik peşin­de...Ve tabi Uniqlo.

15 dakika zor dayandım

En fenasından başlayayım Don Quijote's (Donki diyor Japonlar). Bana çok sevdiğim o zarif, sessiz Japon perakendesini unuttura­cak kadar acayip bir yer. Kozme­tik ürün dükkanı gibi başlamış olsa da aklınıza gelebilecek her şeyi satıyor. Üstelik sürekli şıma­rık sesli anonslar, yönlendirme­ler, yüzünüze maske yapıştıran görevliler, ne ararsan var. 15 da­kika zor dayandım. Bic Camera fiyat bakımından gerçekten çok iyiydi, fakat seçmek de dert. Ku­laklık alayım dedim 45 dakika geçiverdi. Uniqlo için bir şey de­miyorum, Ginza’nın mağazaları gerçekten etkili. Ginza Gitar Gar­den’ı biraz zor buldum ama mü­zikle ilgilenen herkesin görmesi­ni isterim.

Vizesiz Japonya çılgınlığı - Resim : 1

Japon kültürünün perakendeye rafine yansıması

Elbette favorim Takashimaya; çalışanların zarafeti, kokusu, ses­sizliği ve paket işlemlerini gör­mek için gidilir. Tokyo’da iki bü­yük Takashimaya var, Japon kül­türünün perakendeye nasıl rafine bir biçimde yansıtıldığını görmek açısından önemli.

Japon moda tasarım anlayışı geleneğin izlerini taşıyor. Wafu­ku kimonoların veya yukatala­rın modern sokak kıyafetleriyle (sneakerlar, kargo pantolonlar veya deri ceketler ile) harman­landığı fütüristik bir tarz. Japon­ya’ya giren Avrupa ve Amerika markaları özel bir koleksiyon ha­zırlıyor. ‘‘Kimono Modayı Sevi­yor’’ sloganını birkaç mağazada gördüm. Uzun etekler, bol pan­tolonlar, oversize kesimler, pa­muklu kumaşlar, ketenler ve pas­tel renkler. Güneşten koruyan, yağmurdan ıslanmayan nano teknoloji ile dokunmuş akıllı ku­maşlar ve mükemmel kesimler gördüm sokak modasında. Ha­rajuku kızlarını ayrı tutuyorum, onlar şahane takılıyor, birbirine eklenen birçok akım var. Erkek­ler de çok şanslı. Çok fazla çeşit­lilik var. Özgür ve cesurlar. Sokak modasını bir moda performan­sı izler gibi izliyorum. Ve sevgi­li moda tasarımcısı Işık Özgür’ü sürekli anıyorum. Yıllardır Ja­pon ve İtalyan kumaşları ile ha­zırladığı koleksiyonlar tüm dün­yada karşılığını buluyor. Onun sayesinde bulutun içinde gibi bir havada, nem oranı %99 olduğun­da bile elbiseler, gömlekler üzeri­me yapışmadan nefes alabiliyo­rum. Işıko tasarımları zamansız, rahat ve yıllara meydan okuyan bir kalite anlayışının sonucunda ortaya çıkıyor.

Yeme-içme bizden ucuz

Gelelim yeme içme işlerine… Evet bizden ucuz. Bugün kasa­ba gittim, bizden çok ucuz- (Kıy­ma 550 TL/kg). Sokak yemekleri aşırı lezzetli, çok çok çeşitli. Mar­ket ürünleri bize göre farklı ama yi­ne de karşılaştırdığımız zaman biz çok pahalıyız. Güzel bir kahve, ya­nında bir dilim kek 1000-1300 Ja­pon Yeni. Bir de çok güzel üstelik. Bugün bir kahve çekirdeğine rast­ladım, hiç öyle bir kalite görmedim bugüne kadar. Üzülüyorum vasa­ta teslim olduk canım ülkemizde. Yüksek maliyetler karşısında ka­liteyi korumak için gösterdiğimiz çaba maalesef yeterli olmuyor. Pa­halı kalıyoruz dünyaya bakınca.

Japonya’ya, gıda inovasyonu­na, restoranların hizmet standart­larına, sigara yasaklarına haftaya devam edeceğim. Tokyo sokakla­rında ilişip dinlenebileceğiniz tek bir bank olmadığını, merdivenle­re oturmanın yasak olduğunu, bazı barlarda ve izakayalarda sigaranın serbest olduğunu ve Güllüoğlu’nun baklavasını Ginza’da bulmanın gu­rurunu yazacağım, bekleyin.