Zayıflama iğneleri iklim krizine karşı gizli silahımız mı?
İlaç sektöründe son yılların en etkili icadı zayıflama iğneleri şüphesiz. Başta yeme-içme alışkanlıklarını değiştirdi. Restoran menülerini değiştirdi, market raflarında yeni ürünlere yer açtı. Tekstil sektörünü etkiledi, vitrinleri değiştirdi. Dahası GLP-1 ilaçları iklim kriziyle mücadelede de görünmeyen silahlardan biri olabilir.
AYDİL DURGUN
aydil.durgun@dunya.com
‘Mucize kilo verme iğneleri’ olarak nitelendirilen zayıflama ilaçları obeziteyle mücadelede son dönemin en etkili silahlarından. Ozempic ve Wegovy gibi markaların sattığı ilaçların etken maddesi semaglutid. Dünyaca ünlü isimlerin bu ilaçla kilo verdiğini açıklamasının ardından kullanımı giderek arttı. Örneğin geçtiğimiz yılın sonunda ABD’de yaklaşık her sekiz yetişkinden birinin kullandığı bir ilaç haline geldi. İlacı üreten şirketler servetine servet kattı. Yine ABD merkezli bir araştırmaya göre ilaç kullanıcılarının yüzde 63’ü restoran harcamalarının azaldığını belirtiyor. Yüzde 32’si ise market harcamalarını azaltmış durumda. GLP-1 (glucagon-like peptide-1) adı verilen grupta yer alan bu ilaçlar adını vücudumuzda bulanan bir hormondan alıyor; yemek yedikten sonra salgılanıyor, insülin artışıyla kan şekerini düzenliyor, tokluk hissini artırıyor iştahı kapatıyor.
Etkisi dalga dalga yayılıyor
Zayıflama iğneleri için teknoloji alanında yapay zekânın yarattığı etkinin ilaç sektöründeki karşılığı denebilir. Çünkü etkisi dalga dalga başka sektörlere de yayılıyor. Örneğin moda endüstrisi. Küçülen bedenlere uyum sağlamak için bazı markalar büyük beden koleksiyonlarını daraltmaya başladı bile. Spor kıyafetlerine talep ise artmış durumda. İşin vitrininde ise 2000’li yıllarda moda olan sıfır beden silüetlerin geri gelmesinden endişe ediliyor. İlacın kullananların hem iştahı azalıyor hem de beslenme ihtiyaçları değişiyor. Bu da fine dining restoranlardan zincirlere mekanların menülerini değiştiriyor, porsiyonlar küçülüyor. Market raflarında gıda devlerinin bu ilacı kullananlara yönelik satışa sunduğu ürünler yer alıyor.

Rakamlar ne diyor?
GLP-1 ilaçlarının ilk bakışta akla gelmeyecek etkisi de tam burada devreye giriyor: İklim krizi. Belki de onlarca yıllık iklim politikalarının yapamadığını başarıyor: Karbon ayak izi yüksek gıda tüketiminden gönüllü olarak vazgeçen milyonlarca tüketici yaratıyor.
Gelin biraz rakamlarla konuyu detaylandıralım. Cornell Üniversitesi’nin hakemli araştırmasına göre bu ilacı kullananların market alışverişleri yüzde 6 ila 8 azalmış durumda. KPMG raporuna göre ise kullanıcılar yaklaşık yüzde 21 daha az kalori tüketiyor. JPMorgan’ın tahminlerine göre çok yakın bir gelecekte, 2030 yılına gelindiğinde ABD’de gıda satışları 55 milyar dolarlık bir kayıp yaşayabilir. Bu tahmin bugün yaklaşık 10 milyon olan ilaç kullanıcısının 25 milyona yükseleceği beklentisine dayanıyor. Goldman Sachs ise 2035 yılında gelindiğinde GLP1 kullanıcı sayısının 70 milyonu bulabileceğini söylüyor.
Başka bir deyişle on milyonlarca insanın kalori tüketiminin ve market alışverişinin azalacağı bir dünyadan söz ediyoruz.
Gıda yetiştirilmesinden işlenmesine, saklanmasında nakliyesine dağıtımında hazırlığına ve son aşamada atığa dönüşmesine kadar zincirin her halkasında sera gazı açığa çıkmasına neden oluyor. Yine rakamlarla devam edelim; küresel çapta insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte birinin nedeni gıda. Gıdalar arasında ise et başı çekiyor. Hayvansal ürünler tüm gıda kaynaklı emisyonların yarısından fazlasının müsebbibi. Uç bir örnek verelim dana eti baklagillerden yaklaşık 60 kat daha fazla karbon ayak izi bırakıyor.
Bu nedenle GLP-1 kullanıcılarının değişen beslenme alışkanlıkları iklim kriziyle mücadelenin bir parçası oluyor. Üstelik bu ilacı kullananlar kalori alımını her kategoride eşit şekilde azaltmıyor. Klinik veriler kırmızı et, aşırı işlenmiş gıda ve şekerli içecekler gibi en karbon yoğun gıdaların tüketimini azalttığını gösteriyor. Bir başka deyişle GLP-1 kullanıcıları bilim dünyasının neredeyse hem fikir olduğu ideal beslenme düzenine kayıyor. Bu beslenme düzeni üzerinden yapılan modellemede ise gıda kaynaklı emisyonların yüzde 22 ila 32 oranında düştüğü görülüyor.

Kilit nokta tüketici davranışları
Gıda devlerinin GLP-1 kullanıcılarının tercihlerine uygun daha küçük porsiyonlu, daha az işlenmiş şeker ve nişastalı ürünlere yönelmesi de daha düşük emisyonlar demek. Üstelik azalan iştahlar sonucu daha az alışveriş yapılması daha az gıda atığı anlamına geliyor ki atıklar gıda sistemi içinde önemli emisyon kaynaklarından biri.
Elbette GLP-1 kullanımı beklendiği kadar artmayabilir ya da gıda sektörü bu yeni ortaya çıkan beslenme düzenine tam anlamıyla uyum sağlamaya çalışırken bol emisyonlu bir çözüm geliştirebilir. Bu senaryolar bir yana GLP-1’in tüketici davranışlarında yarattığı bu değişimin iklim üzerindeki etkisinin yıllardır iklimle mücadele için zirvelerde bir araya gelen dünya liderlerinden ya da bir türlü yerine getirilmeyen iklim vaatlerinden daha etkili olduğu kuvvetle muhtemel.
Kardiyoloji Kongresi’nden bulgular
GLP-1 kullanımının çevresel etkilerini gösteren bir diğer araştırma Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin 2025 Kongresi’nde sunuldu. Kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan hastalarda çevresel etkileri azalttığı ortaya kondu. Hastaların daha az hastane tedavisine ihtiyaç duyduğu görülürken kalori alımları da düştü. Bu da daha az sera gazı emisyonu ve tıbbi atık anlamına geliyor.
GLP-1 tedavisi gören hastalarda yıllık hasta başına yaklaşık9.45 kg CO2 eşdeğeri emisyon üretirken kullanmayanlarda bu miktar 9.70 kg olarak bildirildi. Tedaviye uygun milyonlarca kişiye uygulandığında, bulgular yıllık 2 milyar kilogram CO2 eşdeğeri azalma olabileceğini gösteriyor.
Son olarak en önemli hatırlatmayı da yapalım: Doktor kontrolü olmadan kullanılması sağlığınızı tehdit eder!