Emtia balonunu art arda gelen inovasyon ve yatırımlar patlattı

Doğal kaynakları kıtlığına gelişmekte olan ekonomilerin sürekli artan talepleri sonucu, emtia piyasalarında art arda inovasyonlar ve yatırımlar yapıldı.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Hilal SARI

DIŞ HABERLER - Sos tavasından gitar teline paslanmaz çelik içeren her üründe kullanılan nikelin ton fiyatı 2007 yılından birkaç yıl önce 10 bin dolar iken 2007 yılında 50 bin doları aşmıştı. Nikel endüstrisi büyük ölçüde batılı şirketler tarafından kontrol ediliyordu. 

Kabaran hassas ekonomisiyle Çin’deki bazı çelik üreticileri “nikel pik demiri” adı verilen ve nikeli ikame edebilecek daha az değerli fakat daha ucuz bir arz yolu bulduğunda bu durum değişti. Bu inovasyon nikelin fiyatını metrik tonu 14 bin doların altına düşürdü ve Çin’i en büyük nikel üreticisi konumuna taşıdı. 

Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan habere göre dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin bugün 400 bin ton nikel pik demiri üretimiyle küresel talebin beşte birini karşılayabiliyor. 

Ekonomistler Çin başta olmak üzere, gelişmekte olan ekonomilerin doğal kaynaklara olan taleplerinin devamlı artacağı ve nikelden kömüre, bakırdan mısıra birçok kaynakta kıtlığa neden olacağı konusunda yıllardır uyarıyorlardı. Fakat ardarda gelen inovasyon ve yatırımlar bu tabloyu tamamıyla değiştirdi. 

Çin’in taleplerinin emtia fiyatlarını devamlı yükselttiği bir on yılın ardından, geçtiğimiz yıl boyunca inovasyonlar sayesinde artan arz emtia fiyatlarını daha ılımlı hale getirdi. Uluslararası Para Fonu (IMF) Emtia Fiyat Endeksi fiyatları 2000-2011 yılları arasında neredeyse üç katına çıkarak pike yaptıktan sonra yüzde 12 civarında düşüş yaşadı. 

Bakır 2011’deki rekor seviyesinden yüzde 28 düşerken, yakıt kömürü 2008’deki zirvesine değerinin yarısının da altına geriledi.  

Doğal kaynakların kıtlığı inovasyona mecbur etti

Tabii ki bu fiyat düşüşlerinde, özellikle büyümenin yavaşladığı Çin’den kaynaklanan taleplerdeki azalmanın da etkisi var. Öte yandan petrol de dahil olmak üzere bir çok emtianın fiyatı halen on on beş yıl önceki seviyelerinin üzerinde seyrediyor. Fakat küresel arzdaki tablo yıllardır hiç bugünkü kadar iyi olmamıştı.

Kanada Simon Fraser Üniversitesi’nde doçentlik yapmakta olan ve son yüzyılın emtia döngüleri üzerine çalışan David Jacks, “Ekonomiye giriş dersindeki kadar basit aslında: Kıtlık, bir şekilde inovasyona mecbur etti” diyor. 

Emtia piyasasına etkisi olan ve en fazla bilinen inovasyon ise petrol sahalarındaki hidrolik kırılma ya da kırma olarak bilinen, yer kabuğunun altına su ve başka maddeler enjekte ederek kayayı çatlatarak, kaya petrolünü veya kaya gazını ortaya çıkartma tekniği. 

Tarımda ise çiftçiler daha fazla hasat sağlayan hibrid tohumlarını, tarıma elverişli topraklarına hafifçe vurarak ekiyorlar. 

Maden endüstrisinde, sondaj şirketleri artık elmas kaplama delgiler kullanarak, yerkürenin yüzeyinden kilometrelerce daha derine inebiliyor. Ayrıca derin bölgelerdeki jeolojinin yapısını saptayabilmek için uçaksavar radarları kullanıyorlar. 

İstenen metalleri yüzeye çıkarmak ya da batırmak için kimyasal ve mineralleri karıştıran şirketler her zamankinden daha fazla ürün çıkartıyorlar. Hepsinden önemlisi ise, yıllar önce finanse edilen, bakır, gümüş ve nikel madenlerinin de dahil olduğu bir çok proje şimdi üretime geçti. 

Sonuç olarak ana metallerdeki maden üretimi ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu ve birçok farklı kuruluşa göre son 20 yıl boyunca iki üç katına çıktı. 

İsveç merkezli madencilik ve danışmanlık firması Raw Materials Group’a göre alüminyum arzı 2000-2012 yılları arasında 24.7 milyon metrik tondan 45.7 milyon metrik tona yükseldi. 

Çelik yapımında kullanılan demir cevheri üretimi ise aynı dönem içinde 975 milyon metrik tondan 2 milyar tona fırladı. Küresel mısır üretimi Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre son on yılda 270 milyon metrik ton artış yaşadı. 

Bu büyüme kayıtlara en büyük on yıllık artış olarak geçti ve önceki on yıl artışlarının üç katından fazlasına denk geliyor. Kurabiyelerde ve anında hazırlanan çabuk makarnalarda kullanılan palmiye yağı üretimi son on yılın başlangıcından beri ceviz ve badem hasatlarındaki gibi iki katından fazlasına çıktı. 

Tüm bu üretim artışları beraberinde bazı bölgelerde hava kirliliği, ağaçlık alanların kesimlerle yok olması ve kimyasal atıkların yarattığı su kirliliği gibi çevresel maliyetler getirdi. Dünyanın gelecekteki ihtiyaçları karşılamak için devam etmesi gereken emtia artışlarına karşı nasıl sürdürülebilir kalacağı ise halen belirsiz.

Çin'de kişi başına düşen enerji ve diğer kaynakların tüketimi batılı ülkelerin altında seyretmesi, Çin ekonomisi geliştikçe daha fazla üretim ihtiyacı olacağı anlamına geliyor. Kolay ulaşılabilir minerallerin çoğunun tükenmiş olması ise, gelecek üretim maliyetlerini artıracağına işaret ediyor. 

Üretimdeki yenilikler emtia arzını artıracak

Fakat son on yılda üretim tekniklerinde yaşanan yenilikler gösterdi ki emtia piyasası yeni arzın önünü açacak sinyaller veriyor. Emtia üzerine çalışmalar yapan docent Jacks bu süreci 1920’lerde bakır üretiminde çok büyük gelişmeler yaşandığı ve 2. Dünya Savaşı ile birlikte talebin devam etmesinin sentetik kauçuk üretimine neden olduğu döneme benzetiyor.

Örneğin, mineral şirketleri, atık kayaçlardan kimyasal süreçlerle ham madde çıkartabilmeyi başardılar. Utah’taki Rio Tinto çamurlu akarsu yatağından gümüş, altın ve bakır madenciliği sırasında yan ürün olarak da üretilen molibden çıkartabiliyorlar.

Minesota merkezli Mahnetation Inc. adlı bir şirket ise maden atığından demiri ayırmak için magnet kullanan makineler geliştirdi. 

Çin’in nikel üretimi bu konudaki en dramatik örneklerden biridir. 2000’li yılların başlarında metrik tonu 10 bin doların altında seyreden nikel, Çin ekonomisinin hızla büyümesiyle ve paslanmaz çeliğe duyulan ihtiyacın nikel ve demir talebini katlamasıyla, nikelin fiyatı 2007 yılının ortalarında 51 bin doların üstüne çıktı.

Çinli çelik üreticileri özellikle dünyadaki nikel arzının çoğunun BHP Billiton Ltd, Brezilya’daki Vale, Rusya’daki MMC Norilsk Nickel gibi yabancı şirketlerin elinde olmasına hiddetlendiler.

O dönemdeki nikel üretiminin çoğu Kanada ve Rusya gibi tükenmekte olan sülfürlü yataklardan geliyordu. Öte yandan o dönemde Endonezya ve başka bölgelerde birçok sayıda daha az değerli olan ve nikel pik demirine rafine edilebilen kırmızı kil yatakları da bulunuyordu.

Kırmızı kil’in içinde genelde yüzde 15 oranının altında nikel bulunuyordu ve kırmızı kilin işlenmesi çok fazla enerji maliyeti olan ve çok fazla çevre kirliliğine neden olan bir yöntemdi. 

Çin’den rekabet için nikel yerine nikel pik demiri 

Analistler 2000’li yılların başlarında hesap yaptıklarında madencilik firmalarının bir tarafa attığı kırmızı kilden bir ton nikel pik demiri elde etmenin maliyetinin 20 bin dolar ve üzeri olduğunu gördüler.

Piyasadaki nikel fiyatının o dönemde iki katına gelen bu maliyet Çinli üreticilerin bu yöntemi tercih etmemelerinin en önemli nedeniydi. Fakat nikel fiyatları tırmanmaya başladığında Çin rekabetçi bir avantaj gördü: 

Ülkede çok sayıda verimsiz maden ocağı bulunuyordu. Pekin çelik üreticilerine bu tesislerin kapanması konusunda baskı yapıyordu fakat ince değişikliklerde bu tesisler kırmızı kil cevherinden nikel pik demiri rafine edebilen tesislere dönüştüler.

Elde edilen nikel pik demiri paslanmaz çelik de dahil olmak üzere bazı çelik alaşımlarında kullanılabiliyordu. Erken başlayan Çinli üreticiler, çoğu Endonezya’dan gelen kırmızı kilden nikel üretimi için kömür, petrol, odun ve diğer kaynakları kullanıyorlardı. Nihai üründe ise çok az miktarda nikelin yanında biraz da demir bulunuyordu. 

İkisi de çok ihtiyaç duyulan maddelerdi. Fiyatlar daha da yükseldikçe, nikel pik demiri daha da ekonomik hale geldi. Çin’in doğu kıyısındaki tüm maden ocakları ise iş başındaydı. Tsingshan Holding Group, ülkenin en büyük çelik üreticisi olmasıyla hem lider üreticiydi hem de en çok nikel ihtiyacı olan şirketti. Şirket nikel pik üretiminin ilk denemelerinden cesaretlenmişti fakat rafine etme süreci derme çatma ve kirliydi.

Bu yüzden Tsingshan Ningde kenarında bir tesiste deneylere başladı. Devir hareketli elektrik ocaklarında daha düşük enerji tüketimiyle üretmeye çalıştı. Birçok insan özellikle bir gün üst düzey bir yetkilinin ocağın demir cüruhu sızdırdığını açıklamasıyla tedirgindi. 

Fakat sonrasında Şanghay’daki Tsingshan şirketinin genel müdürü Jiang Xinfang sürecin nihayetinde başarıya ulaştığını, elektrik ihtiyacının yüzde 40 azaltıldığını ifade etti. Tsingshan şimdi eski tekniklerle çıkarılan yüzde 2 nikel içeren nikel pik demiri yerine yüzde 11 nikel içeren nikel pik demirini yüksek miktarlarda daha düşük enerji ihtiyacıyla pompa ile çeker gibi çıkartıyor. 

Sıradaki yenilikler nikelin çevreye zararına yönelik 

Singapur’daki Credit Suisse emtia analisti Andrew Shaw “Aslına bakarsanız bu gelişmeler nikel birimlerinin yapılışını etkileyen bir çeşit devrim niteliğindedir” diyor. 

Çin’in en büyük çelik üreticisi şimdi ihtiyacı olan nikelin yarısını kendi nikel pik demirinden alıyor. Endonezya cevherleri Nindgde bölgesindeki operasyonlar için limanda futbol sahası büyüklüğünde bir alana dökülerek koyu kahverengi tepeler oluşturuyorlar.

Burdan bir eritme tesisine transfer edilen cevher sıvı nikel pik demirine dönüştürülüyor. Fakat bu operasyonların gerçekleştiği Tsingshan çevresinde berbat kokan bir sis gökyüzünü kapatıyor. Çevrede bir çok fabrika bulunduğundan tüm bu kirliliğin tam olarak nereden geldiğini söylemek mümkün olmasa da bazı bölge sakinleri demir tesislerini suçluyor. 

Analistler Endonezya topraklarından çıkartılan cevherin, ülkenin topraklarına da zarar verdiğini ifade ediyor. Fakat analistlere göre devir hareketli rafine işlemi süreçleri çok daha temiz hale getirdi.

Tsingshan üretim tesisinden Li, şirketinin son inovasyonlarının toz önleyici ekipman ve düşük sülfürlü kömür konusunda olduğunu ifade etti. Şirketin devrim niteliğindeki yenilikçi üretim teknikleriyle bir metrik ton nikel üretiminin maliyeti 12.500 dolara kadar düştü.

Barclays analisti Gayle Berry, nikel pik demirinin keşfinin nikel endüstrisine muazzam deflasyonel bir etki yarattığını ifade ediyor. Avustralya’lı Macquarie Bank nikel uzman ve danışmanı Jim Lennon ise geleneksel nikel için “Kesinlikle dünyayı yok etti” diyor ve kıt arzın gelecekte tekrar azalabileceğine dikkat çekiyor. 

Üreticilerin bir endişesi de Endonezya’nın nikel cevheri ihracatını önümüzdeki yıl kısıtlayabileceği ve madencilik şirketlerinin kendi rafine operasyonlarını ülke içinde yapmaları için akıllarını çeleceği ihtimali.

Bu zaman zarfında batılı madencilik şirketleri ise yeni arzın yarattığı baskıyla zor bir süreç içindeler.

Analistlerin tahminlerine gore nikel endüstrisinin yüzde 40’ından fazlası bu günlerde para kaybediyor. Bazı analistler Çin’in kendi arzını bulmak için yeni yollar bulmaya devam edeceğini öngörüyor. 

‘Çin alternatif bulmasaydı nikel şimdi 80bin $ olurdu”

Dünyanın en büyük nikel üreticisi Norilsk’in CEO’su Vladimir Potanin Çin’in nikelde kendine yetmeye başladığını söylüyor. Endüstriyel kalkınma için ihtiyaç duyulan çeliği kendilerinin ürettiğini ifade eden Potanin, “Çelik nerede üretiliyorsa nikel pik demirine orada ihtiyaç vardır. Bence Çinli üreticiler her ikisini de yapacak kadar akıllı ve bunu yıllardır sürdürebilecek kadar güçlüler” diyor.

Küresel nikel üretiminde dördüncü büyük nikel üreticisi Glencore-Xstrata CEO’su Ivan Glasenberg bu yılın başlarında metalin gelecek fiyatı konusunda karamsardı.

Ekim’de Dominik Cumhuriyeti’ndeki Falcondo madenini düşen nikel fiyatları yüzünden kapatma kararı alan şirket 1000 kadar çalışanı işten çıkarmak zorunda kalmıştı. Şirket Endonezya da dahil, beş ülkede nikel cevheri çıkartıyor fakat çoğunu Çin’e nikel pik demiri yapması için ihraç ediyor. 

Tsingsan tesisinden Li, ülkesinin nikel üretimindeki çıkışından ve tüm dünyaya olan faydasından memnuniyetini saklamadan “Eğer nikel sürecini Çin’de yapamasaydık, bence fiyatlar şimdi 80 bin dolar olmuştu” diyor. 

Çin nadir mineral ihracında kısıntıya gitmeyi planlıyor

Pekin, önemli minerallerin ihracını gevşetmesi için yapılan uluslararası baskılara rağmen, iki yıldan sonra ilk kez nadir minerallerdeki ihracını küçültmeyi planlıyor. Son yirmi yıldır Çin ve gelişmekte olan ülkeler küresel pastadaki paylarını artırmışlardı.

Wall Street Journal'da (WSJ) yer alan habere göre önemli 17 mineralin dünya arzının yüzde 80'ini kontrolü halen Çin'in elinde. Ve bu mineraller tüketici elektroniğinden otomobil parçalarına, savunma sistemlerine varana kadar neredeyse herşeyin üretiminde kullanılan mineraller.

Çin son iki yıldır küresel piyasadaki talebin düşük olması sebeiyle ihracı kontrol etmek için Pekin'in koyduğu kotaları dolduramamıştı. Geçtiğimiz Cuma günü Çin Ticaret Bakanlığı yaptığı açıklamada 2014 yılı için belirlenen nadir mineral ihraç kotasının ilk ölçüsünü geçtiğimiz yıldan yüzde 2.5 düşüşle 15 bin 114 metrik ton olarak açıkladı.

Eğer ikinci ölçüde de bu miktarda bir azalma olursa, 2005'te ihraç kotalarının kısılmasına son verildiği dönemin ardından 2012'den bu yana Çin ilk kez nadir mineral ihracını kısmış olacak. 

Çin'in nadir mineral ihracında kısıntıya gitmesi,  Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) kurallarına karşı gelindiği anlamına da geliyor. Geçtiğimiz ekim ayında Financial Times'da yayınlanan habere göre, DTÖ Pekin'i nadir minerallerin ihracı üzerindeki kısıtlamaları dolayısıyla kınamıştı fakat Çin özellikle ciddi bir kirliliğe sebep olan ve tüm dünyada nadir olan mineralleri kısıtlamak için her türlü hakkı olduğunu iddia etmişti.

Çin Dış Ticaret Bakanlığı'ndan Mei Xinyu DTÖ'nün amacının ürün ve hizmetlerin ithalatında tüm uluslara eşit dağılımın gerçekleşmesini sağlamak olduğunu fakat ulusların kendi doğal kaynaklarının ihracındaki kısıtlamalara karışamayacağını demiş ve "en önemlisi ise serbest ticarete müdahele edemez" ifadelerini kullanmıştı.  Ülkenin nadir metal ihracatı küresel ekonomi toparlanma yaşadıkça geçtiğimiz aylarda artış gösterdi.

Mineral cevherleri, metal ve bileşenlerin ihracı yılın ilk on ayında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 56 artış yaşayarak 17 bin 600 tona çıktı. Fakat bu rakam bile halen bu yılki kotanın sadece yüzde 57'sine denk geliyor. Geçtiğimiz yılda kota yüzde 52 doldurulabilmiş, 2011 yılında ise hacim Pekin'in koyduğu ihraç kotasının yüzde 62'sine denk gelmişti. 

Etiketler