Bilal Alrais: Türkiye’yi Dubai ile değil dünyayla karşılaştırmalı
Türkiye’nin üretim, finans, perakende, e-ticaret ve savunma gibi alanlarda güçlü bir teknoloji ekosistemine sahip olduğunu belirten GITEX küresel organizatörü inD Dijital Büyümeden Sorumlu Başkan Yardımcısı Bilal Alrais, “Türkiye’yi Dubai ile değil, dünyayla karşılaştırmak gerekiyor” dedi.
Sevilay ÇOBAN
Yapay zekâ ve dijital teknolojilerde son yıllarda yaşanan hızlı dönüşüm, ülkelerin teknoloji ve girişimcilik ekosistemlerini yeniden şekillendiriyor. COVID-19 döneminde hızlanan dijitalleşme, ChatGPT başta olmak üzere üretken yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşmasıyla yeni bir aşamaya geçti. GITEX küresel organizatörü inD Dijital Büyümeden Sorumlu Başkan Yardımcısı Bilal Alrais, DÜNYA Gazetesi’ne verdiği röportajda bu dönüşümün Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırdığını belirtti. Alrais, Türkiye’nin özellikle endüstriyel yapay zekâ, üretim, finans, perakende, e-ticaret, fintech ve savunma teknolojilerinde güçlü bir potansiyele sahip olduğunu söyledi. Türkiye’nin yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Alrais, girişimlerin büyümesinin önündeki en önemli başlıklardan birinin ise sermayeye erişim olduğunu ifade etti. Alrais, inovasyon, büyüme ve ölçeklenebilirlik gibi farklı kriterler üzerinden yapılan değerlendirmede Türkiye’nin, Avrupa’nın 1 numaralı yükselen startup merkezi, dünyada ise 3 numaralı yükselen startup merkezi olarak gösterildiğini kaydetti.
Üretim merkezi bölge ülkelerinin toplamından büyük
GITEX bugün 15 şehirde düzenleniyor. Türkiye ve İstanbul’u bu küresel ağ içerisinde, örneğin Dubai ile karşılaştırdığınızda nasıl konumlandırıyorsunuz?
Türkiye’yi Dubai ile değil, dünyayla karşılaştırmak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye, endüstriyel yapay zekâ açısından dünyanın en gelişmiş ekosistemlerinden birine sahip. Bölgedeki pek çok ülkenin toplamından daha büyük bir üretim merkezi var. Türkiye’nin farklı şehirlerinde uzun yıllardır geliştirilen çok güçlü bir akıllı şehir çözümleri ekosistemi bulunuyor. Perakende, fintech, finans ve e-ticaret de son derece güçlü alanlar. Tarım, üretim, perakende, e-ticaret ve finans gibi sektörlerde Türkiye, yıllar içerisinde pek çok ülkeden daha hızlı gelişti. İnsanların GITEX’e gelme nedenlerinden biri de Türkiye’nin yapay zekâyı bu alanlarda nasıl kullandığını görmek ve öğrenmek. Bu nedenle Türkiye’yi Dubai ekosistemiyle değil, küresel ölçekte değerlendirmek gerekiyor. Dubai özellikle turizm, hizmetler ve finans alanında güçlü. Ancak Türkiye’nin üretim kapasitesi, belki Suudi Arabistan dışında, Orta Doğu’daki hiçbir ülkeyle kolay kolay karşılaştırılamaz. Türkiye çok daha büyük bir pazar ve teknolojinin sanayide uygulanması konusunda çok daha köklü bir geçmişe sahip. Ayrıca çok güçlü bir mühendislik insan kaynağı bulunuyor.
Endüstriyel yapay zekâda dünyanın ilk 5’inde
Teknoloji alanında belirli alanlarda uzmanlaşmanın önemli olduğunu düşünüyor musunuz? Türkiye sizce hangi alanlara odaklanmalı?
Yapay zekâ açısından bakıldığında Türkiye’nin öncelikle zaten güçlü olduğu sektörlerin avantajından yararlanması gerektiğini düşünüyorum. Üretim, finans, perakende, e-ticaret, oyun ve savunma bunların başında geliyor. Yapay zekânın en hızlı uygulanacağı ve sonuçlarının en hızlı görülebileceği alanlar da bunlar. Ancak Türkiye’nin avantajı tek bir uzmanlık alanıyla sınırlı değil. Yazılım geliştirmeden mühendisliğe ve pazarlama teknolojilerine kadar farklı alanlarda önemli yetkinliklere sahip. Türkiye’yi kategorize etmem gerekirse, endüstriyel yapay zekâ açısından dünyanın önde gelen dört-beş ülkesinden biri olduğunu söyleyebilirim. Türkiye bu alanda dünyanın pek çok ülkesinden daha güçlü bir konumda. Çeşitlilik Türkiye açısından önemli bir avantaj. Tek bir sektöre bağımlı kalmadan, farklı küresel pazarlara hitap edebilecek büyük teknoloji şirketleri çıkarabilecek bir yapıya sahip.
Türkiye uluslararası yatırımcılar açısından görünürlüğünü nasıl artırabilir?
Türkiye’nin bugüne kadar en önemli sorunlarından biri, sahip olduğu potansiyeli ülke dışında yeterince gösterememesi oldu. Örneğin Türkiye, pazarının büyüklüğüne kıyasla dünyadaki en geniş teknopark ağlarından birine sahip. Ancak dünyanın farklı yerlerindeki etkinliklere baktığınızda yalnızca birkaç Türk teknoparkını görebiliyorsunuz. Dolayısıyla yatırımcıların bu teknoparklardaki şirketleri keşfetmesinin yolu çoğu zaman Türkiye’ye gelmekten geçiyor. Türkiye’nin bugüne kadar yeterince yatırım çekememesinin nedenlerinden biri oldukça basit: görünürlük. Biz de küresel ağımızı kullanarak Türkiye pazarının uluslararası görünürlüğünü hızlandırmak istiyoruz. Dubai yatırım açısından büyümeye devam ediyor; bizim hedefimiz bu yatırımcı ağını Türkiye’ye de taşımak.

“Büyük iç pazar, şirketleri küreselleşmekten uzak tuttu”
Türkiye’nin büyük bir iç pazara sahip olması, şirketlerin uzun yıllar uluslararası pazarlara açılma ihtiyacını daha az hissetmesine neden olmuş olabilir mi?
Evet, Türkiye bu açıdan Japonya’ya benziyor. Japonya da oldukça içe dönük bir pazar. Türkiye’de dil, kültür ve geleneklerin yanı sıra iç pazarın büyüklüğü nedeniyle şirketlerin geçmişte yatırım bulmak veya büyümek için mutlaka ülke dışına çıkması gerekmedi. Benzer bir durumu Almanya’da da gördük. Büyük bir yerel pazara sahip olduğu için uzun süre dışarıya açılmaya aynı ölçüde ihtiyaç duymadı. Biz Berlin’e de benzer bir nedenle gittik; amaç daha fazla yatırım ve uluslararası ilgi çekmekti. Türkiye’de bulunmamızın nedenlerinden biri de bu uluslararası bağlantıyı güçlendirmek. Ekonominin temelini KOBİ’ler oluşturuyor; yeni KOBİ’lerin ortaya çıkabilmesi için de startup’lara ihtiyaç var.
“Türkiye yabancı girişimler için güçlü bir sandbox”
Türkiye, yabancı startup’ların teknolojilerini test edebileceği ve buradan farklı pazarlara açılabileceği bir pilot pazar olabilir mi?
Kesinlikle. Türkiye pilot projeler için son derece güçlü bir test ortamı, yani sandbox sunuyor. Bir startup geliştirdiği çözümü burada büyük ölçekli bir bankada veya perakende şirketinde deneyebilir. Türkiye gibi büyük ve gelişmiş bir pazarda çalışan bir çözümün Suudi Arabistan’da veya Avrupa’nın farklı pazarlarında da başarılı olma potansiyeli yüksek. Bu nedenle Türkiye yabancı teknoloji şirketleri açısından da çok iyi bir pilot pazar olabilir.
“Asıl mesele yatırıma ve sermayeye erişim”
Türkiye’nin startup ve scale-up ekosisteminde daha güçlü bir küresel oyuncu haline gelmesi ve daha fazla yatırım çekmesi için ne yapması gerekiyor?
Aslında Türkiye hâlihazırda birçok alanda lider. Dünyanın en büyük insansız hava aracı üreticilerinden biri ve perakende teknolojileri ile dijital pazarlama çözümleri konusunda çok güçlü şirketlere sahip. Ancak unicorn sayısı henüz aynı ölçüde yüksek değil. Bence konu dönüp dolaşıp yatırıma ve sermayeye geliyor. Startup’ların büyüyebilmek için finansmana ihtiyacı var. Bankaların ve finans sisteminin startup’larla daha yakın çalışması, onları desteklemesi ve yatırım mekanizmalarının geliştirilmesi gerekiyor. Böylece girişimcilerin üzerindeki finansman baskısı azalır ve asıl işlerine, yani inovasyona odaklanabilirler. Türkiye’de finans kuruluşlarından kurumsal şirketlere ve girişim sermayesi fonlarına kadar yeterince güçlü bir yatırım kaynağı oluşursa, girişimlerin finansman bulmak için ABD’ye veya başka pazarlara gitmesi gerekmez. Teknolojilerini Türkiye’de geliştirip dünyaya satabilirler. Türkiye’nin 2030 için 100 unicorn hedefi var. Bu hedefe ulaşmanın yolu da gelecek vadeden şirketlerin büyümesini hızlandıracak yatırımları artırmaktan geçiyor.