Hazır giyimde daralma içerde talebi düşürdü
Hazır giyim imalatındaki yüzde 15,1’lik gerileme, iç pazarda iplik ve kumaş gibi tekstil girdilerine olan talebi de düşürdü. Bu dönemde tekstil imalatında da yüzde 1,5’lik küçülme yaşandı. TİM Başkan Vekili Ahmet Öksüz ve İTHİB Başkanı Ahmet Şişman, sektörü ve sanayinin geleceğini değerlendirdi.
Nurdoğan A. ERGÜN
nurdogan.arslan@dunya.com
Dünya ekonomisinde yaşanan durgunluk, yüksek üretim maliyetleri ve kur seviyelerinin yarattığı baskıyla hazır giyim imalatındaki yüzde 15,1’lik gerileme, iç pazarda iplik ve kumaş gibi tekstil girdilerine olan talebe olumsuz yansıdı. Yılın ilk 8 ayında ihracatta yüzde 0,8 gibi cüzzi bir artışla 5.6 milyar dolara yakın bir rakam yakalayan tekstil ve hammaddeleri sektörü, ihracattaki hareketi iç piyasada yakalayamadı. Bu da üretimde bir miktar küçülme getirdi. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili Ahmet Öksüz, hazır giyim sektöründe yaşanan sert daralmanın tedarik zinciri kanalıyla tekstil imalatına yansıdığına dikkat çekti. Sanayide kapasite kullanımının kritik seviyelere indiğini vurgulayan Öksüz, mevcut tesislerin korunması gerektiğinin altını çizdi. Hazır giyim sektöründeki daralmanın boyutlarına değinen Öksüz, “Hazır giyim sanayi üretim endeksi yüzde 15,1 küçüldü. Bu çok ciddi ve sert bir düşüş. Tekstil sektöründe ise yüzde 1,5 oranında bir daralma gözüküyor. Hazır giyim kadar diplerde olmasak da iç piyasadaki bu gerilemeden ister istemez etkileniyoruz. Hazır giyim imalatının küçülmesi, tekstil hammaddesine ve kumaşa olan talebi doğrudan düşürüyor” dedi.
“Atıl kapasite %40’a ulaştı, dev tesisler bile kapanıyor”
İç pazardaki talep daralması ve hammadde maliyetlerindeki artışın fiyata yansıtılamaması, üreticileri ciddi bir kapasite sorunuyla karşı karşıya bıraktı. Sektör genelinde atıl kapasitenin yüzde 40 seviyelerine kadar çıktığını belirten TİM Başkan Vekili Öksüz, sektörün ortalama yüzde 60 kapasiteyle çalıştığını, bunun sürdürülebilir olmadığını ifade etti. Konkordatonun ötesinde, şirketlerin işletme maliyetlerini karşılayamadığı için üretimi tamamen durdurup kapandığını belirten Öksüz, “Ayda bir-iki tane kapanan tesis duyuyoruz, devler bile kapatıyor. Hammadde fiyatları çok arttı ama talep iştahı olmadığı için bunun karşılığını piyasada çok göremiyoruz. Pamuk fiyatlarında yüzde 20-30 civarında bir artış oldu ama bunun karşılığı yok. Bunu müşteriye fiyatlayamıyorsunuz” diye konuştu. Tekstil sektörünün ilk 8 aylık ihracatında küçük de olsa bir artış yaşandığını söyleyen ve yılın yüzde 1,2 gibi bir artı ile kapatılacağını öngören Öksüz, “Ama millet para kazanamıyor, sürdürülebilir değil” yorumunu yaptı. Ahmet Öksüz, İran-ABD savaşının bitmesi ve Hürmüz krizinin çözülmesiyle enerji fiyatlarındaki geri gelmenin iç piyasayı hareketlendireceğini de ifade etti.

“Döviz dönüşümde sektörel destek sistemi kurulmalı”
İhracatçının döviz dönüşüm desteklerinin artırılması yönündeki taleplerini Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ilettiklerini belirten Öksüz, sektörel ayrım yapılmasının önemine işaret etti. Öksüz, şunları söyledi: “Merkez Bankası yetkilileriyle yaptığımız görüşmede, banka bazında sektör ayrımı yapılamayacağı ifade edildi. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinden istihdam ve katma değer odaklı sektörlere pozitif ayrımcılık yapılabilir. Değerli maden veya emtia ihracatı yapan bir firmaya sağlanan yüzde 3’lük destek kârı katlarken, yüksek istihdam yükü taşıyan hazır giyim veya tekstil sektöründe bu oran yetersiz kalıyor. Çin’de bu destekler sektöre ve bölgeye göre yüzde 10 ile yüzde 15 arasında değişiyor.”
Mısır ve Suriye’deki üretim tekstil ve hammaddeye pazar açıyor
Öte yandan Türk hazır giyim üreticilerinin Mısır ve Suriye gibi yakın coğrafyalardaki üretim hamleleri, yerli tekstil sanayisine pazar ve hammadde ihracatı olarak geri döndüğünü söyleyen Ahmet Öksüz, “Yakın coğrafyadaki yatırımlar kumaş ve iplik ihracatımızı destekliyor. Bu pazarlardaki varlık, Türk tekstil sanayisi için stratejik bir fırsat” dedi. Son dönemde artan üretim maliyetleri nedeniyle Mısır ve Suriye gibi yakın coğrafyalara yönelen Türk hazır giyim yatırımlarının Türkiye’deki tekstil sanayisine katkı sağladığını belirten Öksüz, bu sürecin bir kayıp değil, tedarik zincirinde stratejik bir konumlanma olarak görülmesi gerektiğini belirtti. Öksüz, “Türk hazır giyim firmalarının yakın coğrafyadaki imalathaneleri konuşlandırması, Türkiye’deki kumaş ve iplik üreticileri için ciddi bir hammadde talebi yaratıyor. Bu pazarlarda Türk üreticilerin bulunmaması durumunda siparişler Bangladeş, Kamboçya veya Vietnam gibi Uzak Doğu ülkelerine kayıyor. Uzak Doğu ülkelerine hammadde satmamız mümkün değilken, Mısır veya Suriye’de üretim yapan Türk firmalarına buradan kumaş ve iplik gönderebiliyoruz. Bu da Türkiye’deki tekstil kapasitesini destekliyor” ifadelerini kullandı.
“Çevre ülkelerdeki varlık katma değeri Türkiye’ye taşır”
Mısır ve çevre coğrafyalardaki küresel yatırımlara dikkat çeken İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Şişman da Türk sanayicilerin bu bölgelerde varlık göstermesinin zorunluluk haline geldiğini belirtti. Şişman, “Bölgemizde Türk firmalarının yönettiği imalat ağları sayesinde hem hammadde ihracatı gerçekleştiriliyor hem de elde edilen kazanç Türkiye’ye geri dönüyor. Çin de dahil olmak üzere birçok ülke Mısır ve Suriye pazarında yer almaya çalışıyor. Biz kendi coğrafyamızdaki talebi başkalarına bırakamayız. Temel ve yüksek hacimli üretimler orada yapılırken, katma değerli işler ve nitelikli imalat Türkiye merkezli yürütülmeli” değerlendirmesini yaptı.
“Avrupa’da 105 milyar dolarlık devasa bir teknik pazar var”
Avrupa’da hazır giyim üretiminin robotlaşma ve otomasyonla yeniden şekillendiği bu dönemde, Türk tekstil sektörü gözünü yüksek katma değerli teknik tekstil pazarına dikti. İTHİB Başkanı Ahmet Şişman, Avrupa’daki 105 milyar dolarlık teknik tekstil pazarının Türk sanayicisi için dev bir fırsat olduğunu belirterek, “Tişörtten vazgeçip hava yastığı (airbag) gibi kilosu 70 euro olan katma değerli ürünlere ve teknik tekstile dönüşmek zorundayız” dedi. Avrupa’da yüksek işçilik maliyetleri nedeniyle gerileyen hazır giyim imalatının robotlaşma ve otomasyon teknolojileri sayesinde yeniden hareketlendiğini belirten Şişman, bu dönüşümün Türk kumaş üreticilerine yeni kapılar açacağını ifade etti. Ahmet Öksüz de, “Avrupa yüksek maliyetler nedeniyle emek-yoğun olan tekstil ve hazır giyimi zamanında bıraktı. Ancak şu an Avrupa’da ciddi bir sanayi dönüşümü yaşanıyor. Robotlaşma teknolojileri hazır giyim tarafında hızla gelişecek ve belki de Avrupa’da yeniden robotik hazır giyim tesisleri kurulacak. Ancak bu tesislerin imalat yapabilmesi için yine nitelikli kumaşa ihtiyacı olacak. Bu da bizim kumaş üreticilerimiz için büyük bir pazar anlamına geliyor” dedi. Sektörün geleneksel tekstil imalatından teknik tekstil ve endüstriyel alanlara kaymasının şart olduğunu vurgulayan Ahmet Şişman, şunları söyledi: “Avrupa’daki teknik tekstil pazar büyüklüğü 105 milyar dolara ulaştı. Türk sanayisi bu pazardan alacağı payı büyütmek zorunda. Bizim teknik tekstil ihracatımız 1 milyar dolar seviyelerinde. Oysa sadece araçlarda kullanılan hava yastığının (airbag) Avrupa’daki üretimi tek başına 7 milyar euro. Yüksek katma değer tam olarak burada. Konfeksiyoncu sadece tişört dikmeye mecbur değil. Dönüşmek zorundayız. Bu dönüşüme ve yüksek teknolojiye ayak uyduramayanlar pazarda tutunamayacak.”
“Sanayide dipleri gördük, mevcudu korumalıyız”
Döviz kurları ve enflasyon dengesine yönelik atılan adımlarla birlikte sanayide dibin görüldüğünü belirten Ahmet Öksüz, kaybedilen tesislerin kolay yerine konulamayacağına dikkat çekerek “Sanayisizleşme büyük bir risk. Bu süreçte yeni yatırımlardan ziyade mevcut üretim kapasitelerini ve tesisleri korumak esas olmalı” dedi. İmalat sanayinin milli gelir içindeki payının yüzde 15 seviyelerine kadar gerilemesini kritik bir durum olarak niteleyen Öksüz, Türkiye’nin gelişmiş hizmet ekonomileri gibi değerlendirilemeyeceğini, üretime olan ihtiyacın sürdüğünü vurguladı. Sektördeki kapasite ve üretim durumunu değerlendiren Öksüz, şöyle devam etti: “Sanayide dipleri gördük. Sanayisizleşme hakikaten büyük bir sıkıntı ve sorun. Yatırım ortamının zorlaştığı bu süreçte bir taraftan kapanan tesisler varken yenilerinin açılması kısa vadede mümkün olmuyor. Ekonomi yönetiminden olumlu sinyalleri almaya başladık ama üzerimizde geçmişten gelen bir yük var.”