Nükleerde çıraklık dönemi Akkuyu NGS ile bitti: Hedef küresel tedarik ligine yükselmek

Küresel enerji arz güvenliği ve iklim hedefleri nükleer enerjiyi yeniden gündeme taşıdı. Türkiye de bu yarışta ‘teknoloji geliştiren’ ve küresel yatırımlarda ‘kalıcı tedarikçi’ olmaya hazırlanıyor. Türk sanayicisi, dünyada inşa edilen 60’tan fazla reaktörde ana tedarikçi olmak için yollara çıktı.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Nükleerde çıraklık dönemi Akkuyu NGS ile bitti: Hedef küresel tedarik ligine yükselmek

Nurdoğan A. ERGÜN
nurdogan.arslan@dunya.com

Yapay zekâdan veri mer­kezlerine, ağır sanayi­den elektrifikasyona ka­dar hızla artan küresel elektrik talebi, nükleer enerjiyi yeniden dünya gündemine taşıdı. Dün­yada şu anda 60’tan fazla reak­törün inşası sürerken, çok sa­yıda yeni büyük reaktör ve Kü­çük Modüler Reaktör (SMR) projesi de planlama aşamasın­da. 2050 yılına kadar 20 GW’lık nükleer kapasite hedefi olan Türkiye’de de Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesi, ül­kenin yalnızca enerji haritası­nı değiştirmekle kalmadı, Türk sanayisine uluslararası stan­dartlarda üretim, sıkı dokü­mantasyon disiplini ve yüksek kalite kültürü kazandıran dev bir “öğrenme sahasına” dönüş­tü. DÜNYA'ya konuşan Nük­leer Sanayi Derneği (NIATR) Başkanı Alikaan Çiftçi'ye göre, Akkuyu NGS, Türk firmaları için inşaat ve imalatın çok öte­sinde bir tecrübe sundu. Kali­te yönetiminden izlenebilirli­ğe, uluslararası standartlardan proje yönetimine kadar uzanan bu zorlu süreç, Türk sanayici­sine başka hiçbir sektörde ko­lay kolay kazanılamayacak bir “know-how” ve üretim disipli­ni sağladı.

“Asıl ulaşılabilir hedefe odaklanmak gerekiyor”

Türk firmaları yeni santral­lerde “ana yüklenici” olarak rol alabilir mi? Alikaan Çiftçi, bu noktada gerçekçi bir ayrım ya­pılması gerektiğini vurguladı. Dünyada Rosatom, EDF, KH­NP gibi dev teknoloji şirketleri­nin üstlendiği tasarım, tedarik ve inşaatın tamamını kapsayan ana yüklenicilik yetkinliğinin oldukça sınırlı sayıda küresel aktörde bulunduğunu belirten Çiftçi, Türk sanayisi için asıl ve en ulaşılabilir hedefin bu dev­lerin küresel tedarik zincirinde güçlü, sürdürülebilir ve vazge­çilmez birer tedarikçi olmak ol­duğunu ifade etti. Çiftçi, “Çelik yapılardan kablolamaya, meka­nik ekipmandan hassas imala­ta, inşaat-montajdan mühen­dislik hizmetlerine kadar geniş bir alanda son derece rekabet­çiyiz. Akkuyu referansı tek pro­jelik bir deneyim olarak kalma­malı, kalıcı siparişe, ihracata ve uluslararası ortaklıklara dö­nüşmeli. Bu dönüşüm şimdiden başladı” vurgusu yaptı.

Türk firmalarının deneyimi sınır ötesine taşınıyor

Türk şirketlerinin kazandı­ğı deneyimin, sınır ötesindeki projelerde de karşılık bulma­ya başladığını söyleyen Çiftçi, şunları söyledi: “Özellikle Ak­kuyu ile aynı VVER-1200 tek­nolojisine sahip olan Bangla­deş’teki Rooppur ve Mısır’daki El Dabaa projeleri, Türk firma­ları için en somut kısa vadeli fır­satları sunuyor. Nitekim Bang­ladeş’teki proje için şimdiden teklif veren Türk firmalarının bulunması, bu tecrübenin ulus­lararası pazarda alıcı bulduğu­nun açık bir göstergesi. Ancak fırsatlar yalnızca Rus teknolo­jisiyle sınırlı değil. Türk firması ENKA’nın Birleşik Krallık’ta­ki Hinkley Point C Nükleer Güç Santrali’nin konvansiyonel güç adasına yönelik borulama ve ısı yalıtımı işlerini üstlenmesi, Türk sanayisinin Batı standart­larında ve farklı teknoloji zin­cirlerinde de başarılı olabilece­ğini kanıtlıyor.”

Dünyada şu anda 60’tan fazla reaktörün inşası sürerken, çok sayıda yeni büyük reaktör ve Küçük Modüler Reaktör (SMR) projesinin de planlama aşama­sında olduğunu aktaran Çift­çi, “NIATR, tam da bu noktada devreye girerek Türk firmaları­nı uluslararası teknoloji sağla­yıcıları ve karar vericilerle bu­luşturan stratejik bir köprü gö­revi görüyor” dedi.

“Nükleer referans, sanayici için güven pasaportu”

Çiftçi, nükleer alanda elde edilen başarının firmalara di­ğer sektörlerin de kapısını açtı­ğına dikkat çekti ve ekledi:

“Nükleer referansı, bir fir­ma için uluslararası güven pa­saportudur. Nükleer projelerde kendisini kanıtlamış bir şirket, petrol-doğalgaz, petrokimya, savunma ve havacılık gibi yük­sek teknoloji gerektiren tüm sektörlerde rakiplerinin birkaç adım önüne geçer.”

Ayrıca, Enerjide Karbon Sı­nırda Düzenleme Mekaniz­ması (SKDM) gibi küresel dü­zenlemelerin kapıda olduğu günümüzde, demir-çelik, alü­minyum, kimya ve çimento gibi enerji yoğun sektörlerin reka­bet gücünü koruyabilmesi için kesintisiz ve düşük karbonlu elektrik erişiminin şart olduğu­nu vurgulayan Çiftçi, “Nükleer enerji, sanayimizin hem enerji arz güvenliğini hem de yeşil dö­nüşüm kapasitesini doğrudan destekliyor” diye konuştu.

Fabrikanın nükleeri olabilir mi?

Son dönemde dünyada hızla yükselen Küçük Modüler Reaktörler (SMR), özellikle yapay zekâ veri merkezleri ve enerji yoğun sanayi tesisleri için ezber bozan bir alternatif olarak öne çıkıyor. Peki, Türkiye’deki bir OSB veya büyük bir fabrika kendi nükleer enerjisini üretebilir mi? Alikaan Çiftçi, bunun teknik olarak orta vadede mümkün olabileceğini ancak SMR’lerin “bahçeye kurulan sıradan bir jeneratör” gibi algılanmaması gerektiğini vurguluyor. Saha seçimi, atık yönetimi, lisanslama ve acil durum planlaması gibi konular nükleer güvenliğin temelini oluşturuyor. Türkiye’nin 2050 nükleer hedefleri arasında 5 bin megavatlık SMR kapasitesinin yer aldığını hatırlatan Çiftçi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı koordinasyonunda mevzuat çalışmalarının sürdüğünü ifade etti. Çiftçi, NIATR olarak temel hedeflerinin sadece SMR kullanan değil, komponent, modül, mühendislik ve yazılım tarafında SMR üreten ve ihraç eden bir Türkiye oluşturmak olduğunun altını çizdi.

En kritik başlık, insan kaynağı

Nükleer sanayinin geleceği yalnızca finansman veya teknolojiyle değil, yetişmiş insan gücüyle şekilleniyor. Ancak ihtiyaç sadece nükleer mühendisleriyle sınırlı değil, nükleer kalite kültürünü özümsemiş makine, elektrik, inşaat mühendisleri, nitelikli kaynakçılar, ve kalite güvence personeli de en az onlar kadar kritik. Alikaan Çiftçi, “İnsan kaynağını sadece Akkuyu’nun belirli bir aşaması için yetiştirirsek, proje bittiğinde bu birikim dağılır. Akkuyu’nun yanına Sinop, Trakya, SMR programları ve yurt dışı projelerini koyan uzun vadeli bir devlet politikası izlemeliyiz. Ancak bu sayede yetişen nitelikli insan kaynağımızı ülkede tutabilir ve dışarıya mühendislik ihraç edebiliriz” dedi.

“Yerlileştirme politikası öncelikli adım olmalı”

Sanayicinin asıl ihtiyacının yalnızca genel bir alım garantisi olmadığını belirten Allikan Çiftçi, “Öncelikle hangi ekipman gruplarında, hangi standartlarla ve hangi takvimde sipariş oluşacağını gösteren öngörülebilir bir proje ve yerlileştirme planına ihtiyaç var. Bunun yanında sertifikasyon, test ve ilk ürün doğrulama giderlerini paylaşan destekler, uygun vadeli yatırım ve işletme sermayesi kredileri, ortak test-laboratuvar altyapıları, yurt dışı projelerde ihracat kredisi ve teminat mekanizmaları önemli. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin doğrudan ortak olduğu veya güçlü biçimde yön verdiği yeni nükleer santral projelerinde yerli sanayinin sürece erken dâhil edilmesi kritik. Tedarik paketleri tasarım aşamasında Türk firmalarının erişebileceği şekilde planlanır ve ana yüklenicilerle tedarikçi geliştirme programları erken başlatılırsa sanayici yatırım kararını çok daha güvenli verebilir” diye konuştu.

Sertifikasyon duvarı nasıl aşılacak?

Sanayicilerin en çok çekindiği konulardan biri de pahalı ve karmaşık olan “nükleer sertifikasyon” süreçleri. Çiftçi, sektörde her ürünü kapsayan tek bir “nükleer belge” bulunmadığına dikkat çekerek şu uyarılarda bulundu: “Elektrik panoları veya standart konvansiyonel yapılar için ISO 19443 gibi yönetim sistemleri yeterliyken, reaktör kalbinde yer alacak ekipmanlar için ASME gibi ağır kodlar ve özel sertifikalar gerekiyor. Firmaları ihtiyaç duymadıkları pahalı sertifikalara yönlendirmek yerine, hedefledikleri pazara ve ürüne uygun doğru stratejiyi belirlemek gerekiyor. NIATR, sanayiciye tam olarak bu danışmanlık ve yönlendirme köprüsünü kuruyor.”