Teknoloji liderleri Zirve'de buluştu: “Türkiye dijital dönüşümde güçlü bir altyapıya sahip”

Dijital dönüşümde 5G teknolojisi kritik bir eşik halini alırken, yapılan yatırımlar bağımsızlığın korunması için de stratejik anlam taşıyor. Fiber altyapı yatırımlarında Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye, dijital egemenliği göz ardı etmeden gelişimini sürdürmeye odaklanıyor.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Teknoloji liderleri Zirve'de buluştu: “Türkiye dijital dönüşümde güçlü bir altyapıya sahip”

DÜNYA Gazetesi tarafın­dan düzenlenen “İletişi­min Yeni Çağı” temalı Diji­tal Dönüşüm Zirvesi çerçevesinde Liderler Paneli yapıldı. Modera­törlüğünü Türk Telekom Network Genel Müdür Yardımcısı Zafer Orhan’ın üstlendiği panelde diji­tal dönüşümde altyapı ve tekno­lojiye hakim olmanın kritik önemi vurgulandı. Panelde söz alan ko­nuşmacılar arasında IBM Türkiye Genel Müdürü Işıl Kılınç Gürtu­na, BEAM Teknoloji Genel Müdü­rü Mehmet Çakır ve Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi Yöne­tim Kurulu Başkanı Sami Duman yer aldı. Panelin açılış konuşması­nı yapan Zafer Orhan, Türkiye’nin son yıllarda haberleşme altyapısın­da önemli bir gelişim gösterdiğini belirterek, Türk Telekom’un bugün yaklaşık 57 milyon müşteriye hiz­met veren, sabit ve mobil altyapıyı aynı çatı altında buluşturan entegre bir iletişim şirketi konumunda ol­duğunu ifade etti. Ayrıca Türk Tele­kom’un 560 bin kilometre uzunlu­ğunda fiber altyapıya sahip olduğu­nu sözlerine ekleyen Zafer Orhan, bunun kritik bir eşik olduğunu ifade etti. Türkiye’nin fiber altyapı yatı­rımlarında Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında yer aldığını vurgu­layan Orhan, dijital dönüşümün te­melinde güçlü iletişim altyapısının bulunduğunu söyledi.

Türk Telekom’un Avrupa’da ilk dört operatör içinde olduğu bilgi­sini paylaşan Zafer Orhan, 5G’nin dijital dönüşüm için önemli bir eşik olduğunu belirtti. Günümüz­de 5G’nin bu dönüşümde biraz daha pazarlama tarafını temsil ettiğine atıfta bulunan Zafer Orhan, altya­pı yatırımlarıyla birlikte 6G’ye ge­çildiğinde teknolojik çıktıların tam olarak alınmaya başlanacağını söy­ledi. Ancak Orhan’a göre önümüz­deki dönemin asıl konusu yalnızca daha yüksek internet hızları değil.

“Asıl mesele teknolojik egemenlik”

5G’nin dijital dönüşüm için önemli bir eşik olduğunu belirten Orhan, 6G ile birlikte yapay zekâ, uç bilişim (Edge Computing), otonom sistemler ve akıllı cihazların tama­men entegre çalışacağı yeni bir dö­nemin başlayacağını ifade etti. Bu­gün güvenlik kavramının yalnızca veri merkezleriyle sınırlı olmadığı­nı belirten Orhan, artık uç cihazlar­dan haberleşme altyapısına kadar bütün ekosistemin korunmasının kritik önem taşıdığını söyledi. Bu noktada Prof. Dr. Deniz Ülke Kay­nak’ın zirve açılışındaki konuşma­sını hatırlatan Zafer Orhan, “Diji­tal dönüşüm milli bir hikâye ve Kur­tuluş Savaşı’nda söylenen o cümle, şimdi kritik detaylara inerken ye­niden anlam kazanıyor: ‘Hattı sav­unma yoktur, sathı savunma var­dır. O satıh bütün vatandır.’ Şu an o satıh uç bilişim ile (Edge Compu­ting) cihazlara kadar indi. Hatta bu cihazların içine girip, yapay zekâyı kontrol edebilecek seviyeye gelmiş durumda. Fiber altyapınız, haber­leşme teknolojiniz ve kritik sistem­leriniz size aitse dijital egemenliği­nizi koruyabilirsiniz. Aksi durumda ciddi güvenlik riskleriyle karşı kar­şıya kalabilirsiniz” ifadelerini kul­landı.

Haberleşme teknolojilerinde yerli güç, küresel vizyon

Teknoloji liderleri Zirve'de buluştu: “Türkiye dijital dönüşümde güçlü bir altyapıya sahip” - Resim : 1Sami DUMAN
Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi Yönetim Kurulu Başkanı ve ULAK Ha­berleşme A.Ş. Genel Müdürü

ULAK Haberleşme devleti­mizin bu alana verdiği önem üzerine bir Ar-Ge projesi ile baş­lıyor. Buradaki çok yüksek gay­retlerle ortaya çıkan bilgi baz is­tasyonu yaklaşımı çok iyi bir noktadayken, bir kuruluşa dönü­şerek, bu bilgi birikimi ve ürün tecrübesinin geliştirilerek de­vam etmesi arzulanıyor. Böyle­likle 20 Nisan 2017’de bütün bu bilgi birikimiyle ULAK Haber­leşme kuruluyor. ULAK Haber­leşme, bu noktadan sonra çalış­malarına büyük bir ivmeyle de­vam ediyor. Güzel çalışmalarımız var, ancak gelişim alanlarımız da mevcut. ULAK Haberleşme’nin yüzde 51 Aselsan, yüzde 25’i Ha­velsan ve yüzde 24’ü de Savunma Sanayii Başkanlığı’na ait.

ULAK Haberleşme, aslında bil­gi ve haberleşme teknoloji şirketi olarak yeni bir yapılanmayla sek­törümüze ürünler sunmaya ve ye­ni alanlara açılmaya başlıyor. Kur­duğumuz baz istasyonları, 5G ve ötesindeki çözümlerimizin yanı sıra akıllı sistemler ve özellikle ya­pay zekâ ile bilgi sistemleri alan­larında çözümler sunmaya devam edeceğiz. Bu uygulamalarımızdan bir tanesi akıllı ulaşım sistemle­ri ve akıllı sistemler ana faaliyet­lerimizin altında yer alıyor. Ulaş­tırma ve Altyapı Bakanlığımızın yönlendirmeleri ve beklentileri doğrultusunda Karayolları Genel Müdürlüğü, UDHAM (Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Araş­tırmaları Merkezi Başkanlığı) ve Türksat’ın ULAK Haberleşme ile birlikte hazırladıkları bir ses kori­dorunu sayın bakanımız açılışını yaptı. Bu sistemde, birçok değişik alanda çözümler sunuldu. Bun­ların en önemlisi özellikle bu ses koridoruna sağlanan yüksek tek­noloji altyapılar ve araçlarda su­nulan araç üzeri ünitelerle (on bo­ard) hem araç ile ilgili. Yolculukta gerçekleşen durumları yol, hava şartları gibi ya da trafik durumu, alınması gereken önlemler, am­bulans ve benzer durumlarda, yol­da hava koşullarına bağlı olarak dinamik şekilde hız limitlerinin belirlenmesi gibi konuları uygu­ladık. Bu kapsamda ilgili Avrupa standartlarını uygulayarak pro­je oluştu. Burada araçlar arası ile­tişim, aracın merkezlerle konuş­ması, merkezden araçlara uyarı­lar iletilmesi gibi yapılar oluştu.

Türkiye Yüzyılı’nda bu tekno­lojilerin desteğiyle yeni ufuklara açılıyoruz. Böyle bir hayalin ül­kemizde yerli ve milli imkânlar­la hayata geçirilmesini gösteren projelerden biri olarak karşımı­za çıkıyor. Bu projenin ilk fazı ta­mamlandı. Şimdi diğer şehirler­de yaygınlaştırılması konusunda hareket ediyoruz. Bu sahadaki uy­gulamada yine Türk Telekom’un destekleriyle projenin yeni faz­larının hazırlanmasını hedefli­yoruz. Bu fazlarda elde edilecek özellik ve deneyimlerle birlikte teknoloji uyumlamalarını, gerek­li güncellemeleri yaparak ulusla­rarası standartlarla uyumlandı­rılmış çözümleri yaygınlaştıra­cağımızı düşünüyoruz. Yurt dışı heyetlerin de çok yoğun ilgisiyle karşılaştık. Şu anda yurt dışından bazı firmalar kendi ülkelerinde­ki çözümler için ekiplerimizle te­masa geçerek kendileri için de çö­zümler üretmemizi talep ediyor­lar. Çünkü sahip olduğumuz son kullanıcı tecrübeleri çok önemli.

Haberleşme teknolojileri ülkeler için çok kritik bir alan

Dijital Dönüşüm Zirvesi çok güzel bir başlık, ancak olaya biraz teknik vurgu yapıyor. Ben teknik kökenli biri olmakla birlikte haya­tın birçok yönü var. James Brou­ghton, “Tek sınır hayalimizin koy­duğu sınırdır” diyor. Bu benim çok kıymet verdiğim bir sözdür. Şöyle bir yere evirmek istiyorum. Belki ilk defa da söyleniyor olabilir, be­nim için değil. Kıymet göreceğini ümit ederek aslında hayal gücü­müzün zirvelerini yapmamız ge­rektiğini düşünüyorum. Çünkü ekonomi, finans, savunma, ener­ji, ulaşım gibi her yönden baktı­ğımızda hayaller ve bu hayalleri mümkün kılacak teknolojilerin geliştirilmesi, uygulamaya sunul­ması, onların bize yeni değerler katması, yeni açılımlar, yeni refah düzeyleri ve dünyaya da Türki­ye’nin teknoloji ve hayalleri aşan çözümlerle daha fazla ihracatı­nı mümkün kılacak bir dönüşüm olacağını düşünüyorum. Haber­leşme teknolojileri alanı da ülke­ler için çok kritik bir alan. Bir sinir sistemi gibi düşünülebilir. Beyni­nizin verdiği komutu elinizle ye­rine getiremiyorsanız aslında ha­reketi oluşturamadığınızı belir­tebiliriz. Bu nedenle haberleşme teknolojileri çok özel bir alan ve bu konuda çok özel bir girişim ya­pılarak kümelenme yapılandırıl­dı. Haberleşme Teknolojileri Kü­melenmesi olarak, Türkiye gene­line yayılmış değişik ölçekte 200’e yakın üyemiz var. Buradaki amaç bu kritik sektörde faaliyet gös­teren değişik ölçekteki kuruluş­ları bir araya getirerek, topyekûn faydayı maksimize etmek. Bura­sı bir rekabet yeri değil, işbirlikçi bir nokta. Hem altyapı firmaları­nın hem ürün üreticilerinin hem de yazılım odaklı uygulama sağla­yıcılarının bir arada olduğu, ama dünyadaki gelişimleri ve Türki­ye’deki beklentileri okuyarak üye­lerine katkı veren bir kuruluş.

Sadece teknoloji değil, iş yapış biçimleri de dönüşüyor

Teknoloji liderleri Zirve'de buluştu: “Türkiye dijital dönüşümde güçlü bir altyapıya sahip” - Resim : 2Işıl KILINÇ GÜRTUNA
IBM Türkiye Genel Müdürü

Finans, telekom, kamu sektörü hem regülasyonlar hem kesintisiz hizmet vermesi hem çok sayıda kullanıcıya servis sunması nedeniyle dijital dönüşüm kısmını geride bıraktılar. Burada çok olgun bir durumda bulunuyorlar. Hatta ben eski bir bankacı olduğum için Türkiye finans sektörünün dünyada her zaman örnek gösterilen bir konumda olduğunu söyleyebilirim. O nedenle dijitalleşme alanında gerçekten öncülük ediyorlar. Bu sektörlere baktığımızda yapay zekâyı değere dönüştürme, otomasyonla verimlilik sağlama, ellerindeki yetenekleri daha yaratıcı taraflara kullanma ve veriden değer oluşturma gibi konuların üzerinde artık daha fazla duruyorlar. Tarım, üretim gibi sektörlerde daha geleneksel bir yapı var, ama orada da Endüstri 4.0 ile birlikte çok adım atıldı. Çünkü bir kere dünyadaki konjonktüre baktığımız zaman artık lojistik maliyetleri çok yüksek. Optimizasyon bir zorunluluk. Tarım alanında teknolojiyi kullanarak daha verimli, daha hızlı sonuçlar alınması gerekiyor. Birçok kurumun desteklediği start-up girişimcilik yarışmaları oluyor. Buralarda beni en çok heyecanlandıran şey start-up’ların çoğunun tarımla ilgili konularda projeler geliştirmesi. Yapay zekâ, çok yakın gelecekte kuantum hem üretim planlaması hem malzeme üretimi hem sağlık hem tarım sektörlerinde gerçekten hem sektör zorlayacak bunu yapmaya hem aslında doğa zorlayacak. Kaynaklarımız eskisi kadar sınırsız değil. O nedenle rekabet, karlılık, doğanın dengesi ve sektörün dengesi açısından ben burada bir ilerleme başladığına ve bu ilerlemenin yeni teknolojilerle çok hızlı giderileceğine inanıyorum.

Her dönem teknoloji yıkıcı olmuş ve birçok alanı etkilemiş. Ama içinde bulunduğumuz dönemdeki dönüşümün en büyük farkı bence hızı ve etki alanı. Her şeyi derinden etkileyen bir konu olması nedeniyle sahada gördüğüm bunun bir teknoloji dönüşümü değil, aslında iş yapış biçiminin ve bakış açısının dönüşmesi. İnsan kaynakları, organizasyon, süreçler ile o kadar fazla alanı etkileyen bir konu ki sadece teknoloji olarak düşündüğünüzde çok sınırlı kalıyor.

Bugün teknoloji o kadar ulaşılabilir oldu, o kadar liberalleşti ki bir çözüme ulaşmak çok kolay. Ama bu iki taraflı bir zorluk yaratıyor. Herkes her şeyi çok rahat deneyebiliyor. Açık kaynak (Open source) birçok teknoloji var ki bu güzel bir şey. Bir diğeri de start-uplar ve bunlar sayesinde iyi bir fikir varsa hayata geçirebiliyor. Ama yapay zekânın bizim günlük hayatımızdaki etkisiyle kurumsal hayattaki etkisi göründüğü kadar kolay değil. Bunun nedeni de yaşanan şeyin bir teknoloji dönüşümü olmaması. Çünkü bir kere dokunduğu yer bizim iş yapışımız insanlarımız, yeteneklerimiz. Dokunduğu yer bizim organizasyon yapımız, prosedürlerimiz, KPI ya da anahtar performans göstergelerimiz.

Teknolojinin dönüşmesiyle ilgili hiçbir problem yok. Ama bundan fayda sağlamaya geldiğimizde şu an sektör, yatırımın geri dönüşünü önemseyenlerle, gelişmeleri kaçırma korkusu arasında kalıyor. Halbuki denge ortada bir yerde. Yani etki de çok önemli ama bir şeyleri denemek de çok önemli. Her şeyi baştan yapamıyoruz. O yüzden liderlik bence buradaki en önemli kavram. Bunun en üst seviyede takip edilmesi, sahiplenmesi gerekiyor. O kadar çok teknolojik gelişme ve hızlı bir yapı var ki hepsini denemek gerekiyor mu? Hepsi fayda sağlayacak mı? Bu dönüşüm nasıl yönetilebilir? Örnek verirsek, kurumsal hayatta teknoloji dönüşümü yapmak, evin içindeyken tadilat yapmaya benzetilebilir. Birçok eski uygulamalarımız var. Her uygulamanın yapay zeka problemi yok. Belki bazı uygulamaların yok olması gerekiyor. Ama bunu hangi sırayla yapacağız, nasıl önceliklendireceğiz ve bunları departmanlar arasında nasıl bir uyum halinde yapacağız? Öyle hassas bir denge gözetiliyor ki, öncelikleri belirlemek önemli. Vazgeçilecek ya da vazgeçilmez alanlar belirlenmeli. Yapay zekâ ve verimlilikten ortaya çıkan bu yeteneği, ne yapacağız, nasıl dönüştüreceğiz? İnsan kaynakları departmanı bence yeniden tanımlanmalı. Türk insanının merakı, hızı, bir şeylerde öncü olma isteği bulunuyor. Türkiye bütün global teknoloji firmalarının belki gelir olarak en büyük firması değildir. Ama yeni teknolojileri adapte etmek konusunda her zaman üst sıralarda yer alan ülkedir. Yeniden bütünleşmede çok büyük bir fırsat var. Artık data, kendi sistemlerimiz dijital egemenlik dünya genelinde konuşulan bir konu değil. Silahlar yerine ülkeleri tehdit edebilecek bir konu. Burada uzun, kısa, orta, uzun vadeli planlarla özel sektör, kamu beraberliğinin Türkiye’nin yetkinleşmesi, dijital egemenlikte dünyada teknoloji üreten bir ülke olması konusunda çok büyük bir fırsat penceresi açtığına inanıyorum.

Siber güvenliğin kültüre dönüşmesi gerekiyor

Teknoloji liderleri Zirve'de buluştu: “Türkiye dijital dönüşümde güçlü bir altyapıya sahip” - Resim : 3Mehmet ÇAKIR
BEAM Teknoloji Genel Müdürü

Yaklaşık 30 senedir bilgi güven­liği alanındayım. O zamanlar hep bilgi güvenliği ya da güvenlik diyorduk. Aradaki radikal farkı da ben şöyle özetlemeyi seviyorum. 1997 yılında neredeyse internete giren herkes birbirini tanıyordu. Bugüne geldiğimizde artık milyar­larca cihaz internete giriyor, bir­birine bağlanıyor ve konuşuyor. Dolayısıyla güvenlik paradigma­sında da çok radikal değişiklikler var. Ama temeli de çok değişmedi, risk odaklı bir yaklaşım merkezin­de yer almaya devam ediyor. Ta­bii buradaki dönüşümü ve ihtiyacı belirleyen iki tane güvenlik ihlali var. Bir tanesi hemen hemen dün­yada herkesin bildiği Truva atı hi­kayesi. Sapasağlam surlar, yıllarca aşılamıyor. Bir tane tahta atla bir­likte bütün güvenlik mekanizması aslında o kalenin, şehrin direncini baypas etmeyi beceriyor. Biraz da­ha yakın tarihe gelelim. 2024 son­larında Salt Typhoon isminde bir Advanced Persistent Threat ekibi AT&T başta olmak üzere 80’e ya­kın operatörün bütün sistemleri­ne sızmayı beceriyor. Tabii alt ya­pı o zaman daha çok 4G ağırlıklı, ama tedarik zincirindeki zafiyet­leri kullanarak bu operatörlerden çok yüklü bir miktarda veriyi dışa­rı çıkartmayı başarıyorlar. Bugüne geldiğinizde ise artık milyarlarca cihaz birbirine bağlı, çok hızlı bir şekilde bağlı.

Bir sinir sistemi gibi ve beynin­de yapay zekâ olan bir altyapıya doğru gidiyoruz. Bunu tabi bir hız devrimi olarak ele almak yerine as­lında bir sorumluluk ve bağlantı­lı güvenlik devrimi olarak değer­lenmek daha doğru olacak. Çünkü Truva atları artık tahtadan değil, IOT cihazlarıyla, gömülü yazılım­larla ve bol bol şu anda yapay zekâ ajanlarıyla ilgili. Bunlar birbirine sürekli bağlı ve birbirleriyle sü­rekli konuşuyorlar. Ve siz o teda­rik zinciri güvenliğine risk değer­lenmesini dikkate almadan bun­ları birleştirdiğinizde ne kadar hızlı bağlantı sağlarsanız sağlayın, bu sefer sizin gizliliğiniz, bütün­lüğünüz ve tutarlılığınız ya da eri­şilebildiğiniz tehdit altına giriyor. Dikkat edilmesi gereken şeylere baktığımızda aslında çok uzun sü­redir aynı şeyleri dile getiriyoruz. Farklılıklardan başlayacak olur­sam, yaşam döngüsü dediğimiz konu yani tedarik zinciriyle bera­ber ürünün geliştirdiği artı alt yük­lenicilerin dahi geliştirme ortam­larının güvenliğinin bir şekilde şeffaf ve izlenebilir olması lazım. Avrupa Birliği 2024’te çıkarttığı siber dayanıklılık yasasıyla birlik­te The Software Bill of Materials’ı aslında bir ürünün tüm bileşen­lerinin bir gıda gibi düşünürseniz içindekilerin tamamının dahi ne­rede, nasıl geliştirildiğinin şeffaflı­ğını ve güvenliğini sağlamaya üre­ticiyi zorunlu kılıyor. Dolayısıyla bu vazgeçilmez, önemli bir para­metre haline gelmek zorunda ve bu yasal zorunluluk olması lazım. Ülkemizde de siber güvenlik baş­kanlığı kuruldu. Kanunun içerisin­de buradaki uygulamaları hayata geçireceğinin emareleri var. Fakat kanundan ziyade bunun bir kültü­re dönüşmesi de lazım. Bu da sek­törün büyük oyuncularıyla, köklü şirketlerin de katkısı ve yönelme­leriyle gerçekleşecek. Tedarik zin­cirlerin gibi önemli, ürünlerin gü­venliği ve sertifikasyonu özellikle kümülatif altyapılarda kullanılan yüksek riskli ürünlerin sertifikas­yonu yine zorunlu olması lazım. Yine Avrupa Süper Dayanıklık Ya­sası’nda kritik ürün gruplarında o sertifikasyonları aynı “CE” tarzı bir etiketle zorunlu haline getire­bilir. Dolayısıyla bu hem ürünü te­darik edip sisteme bağlarken hem bunun bütün zinciriyle güvenliği­nin takip edilebilir ve şeffaf olması lazım. Son olarak da yönetilebilir ihlal olduğunda da yönetilebilir ve izlenebilir ve alternatif süren se­naryolarında oluşturulması gere­kiyor. Çünkü ilerleyen zaman için­de 5G hayatımıza tam olarak gir­diğinde başlangıçta bahsettiğim örneklerden daha büyük risk ve tehditle karşı karşıya kalacağız.

Yerli firmalar yabancıların olmadığı alana odaklansın

Global devlerle rekabet etmek ye­rine, yerli firmalar olarak onları su­namadığı hizmetleri konuşmamız gerekiyor. BEAM Teknoloji’yi 2011 yılında kurduk. Akredite bir test la­boratuvarımız var ve 33 ülkede ge­çerli güvenlik testini sertifikasyo­nuyla yapıyoruz. Bir farkındalık çö­zümümüz var ve bununla 2 milyon üzerinde son kullanıcıya dokunu­yoruz. Yabancı dev kuruluşlar var. Onların seviyesine gelmek olduk­ça zor. Peki onları yapamadığı neyi biz yapabiliriz? Bu sorunun cevabı egemenlik kelimesinin altında ya­tıyor. Egemenlik aslında yeni dün­yanın da çok sık kullanacağı kelime olacak. Hatta siber güvenlik için de güvenlik zafiyeti değil, rahatlık­la egemenlik zafiyeti diyebiliriz. Çünkü bir ulusun artık siber gü­venliğini, fiziksel ve ulusal güven­liğinin bir parçası halinde kabul et­mek zorundayız. Dolayısıyla yerli firmaların rol oynayacağı alan, bu­radaki egemenlik olacaktır. Ayrıca yerli firmalar bağlantıda yabancı firmaların yapamayacağı boşluk­ları doldurmaya odaklanabilir. Ama burada sektörün diğer oyuncuları­na da çok iş düşüyor.