Yeşil hedeflere ‘kara kömür’ engeli

Küresel enerji ekosistemi, yeşil dönüşümün finansal ve operasyonel bariyerleri ile dijitalleşmenin getirdiği devasa enerji talebi arasında kritik bir eşikte duruyor. Doç. Dr. Aynur Pala’nın emtia piyasaları üzerine yaptığı kapsamlı analiz, 2012 yılındaki yapısal kırılmadan sonra sermayenin sürdürülebilir alanlar yerine düşük riskli fosil yakıtlara sığındığını kanıtladı. Buna göre 2026’da 29 bin TWh’a ulaşması beklenen kömür talebi, karbon nötr yolculuğunda sistemik bir revizyonun zorunluluğunu ortaya koyuyor.

Yeşil hedeflere ‘kara kömür’ engeli

Başak Nur GÖKÇAM
basaknur.gokcam@dunya.com

Küresel iklim kriziyle mücadelede yeşil eko­nomi bir tercih olmak­tan çıkıp zorunluluk haline gelse de, ekonomik veriler bu geçişin sanıldığı kadar lineer ilerlemedi­ğini gösterdi. Yenilenebilir enerji yatırımlarının karbon piyasaları ile entegrasyonu ve uzun vadeli finansman arayışları sürerken, mevcut enerji talebi halâ gele­neksel kaynakların dominasyo­nu altında. Bugün dünya elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 62’si, yatırım maliyeti ve depolama avantajları nedeniyle termal kö­mür ve doğalgaz tarafından kar­şılanmaya devam ediyor.

Sürdürülebilirlik perspek­tifinden bakıldığında, bu tab­lonun en büyük tetikleyicile­rinden biri de paradoksal bir şekilde temiz ve dijital olarak pazarlanan teknoloji sektörü. Konuyla ilgili değerlendirme­de bulunan Doç. Dr. Aynur Pa­la, bu durumu şu çarpıcı ifade­lerle özetledi: “Dünya elektrik talebini karbon azaltım trendi dışında etkileyen diğer bir fak­tör de yeni maden olarak nite­lendirilen ‘veri’ ve merkezleri­nin yarattığı ilave taleptir.” Bu tespit, dijitalleşmenin çevre­sel maliyetinin artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaş­tığını kanıtladı.

Kömürün tarihi zirvesi

Enerji dönüşümündeki en büyük çelişki, kömür kullanı­mındaki artış eğiliminde giz­li. 2024 yılı sonunda elektrik üretiminde kullanılan kömür talebi 10 bin 700 TWh ile ta­rihin en yüksek seviyesine ulaştı. Ancak asıl endişe ve­rici olan, International Ener­gy Agency (IEA) raporlarının sunduğu gelecek projeksiyo­nu. Doç. Dr. Pala, analizin­de bu riske dikkat çekerek, “IEA 2025 yılı raporuna gö­re talebin 2026 yılında 29 bin TWh seviyesini aşması beklenmektedir” dedi.

Bu artışın lokomotifi ise sadece gelişmiş ülkeler değil; elektrik ihtiyacını en hızlı ve maliyet-etkin şekilde karşıla­maya çalışan gelişmekte olan ülkeler ve geçiş ekonomileri. ABD ve Avrupa’da kömür ta­lebindeki düşüşün yavaşlama­sı da sistemin bütününde fosil yakıtlardan kopuşun ne kadar sancılı olduğunu gösteriyor.

Sermaye güvenli liman arıyor

Sürdürülebilirlik sadece bir çevre meselesi değil, ay­nı zamanda bir risk yöneti­mi disiplinidir. Bu kapsamda Doç. Dr. Pala’nın 1992-2024 dönemine ilişkin emtia fiyat serileri üzerine yaptığı risk/ getiri analizi de, sermayenin neden hala ‘kahverengi’ var­lıklara tutunduğunu rakam­larla açıklıyor. Analize göre, 2012 yılı emtia piyasaları için bir dönüm noktası. Bu tarih­ten sonra petrolün risk/getiri oranı 2,5’tan 18,5’e fırlayarak öngörülemez hale gelirken, kömür ve doğalgazın daha stabil kaldığı görülüyor.

Pala, bu finansal davranışı şöyle açıklıyor: “2012 kırılma sonrası dönemde, önceki dö­neme göre fosil yakıtlar için­de petrol ve propan tahttan düşerken, doğalgaz ve ter­mal kömür emtialarının ken­di grubunda pozitif ayrışarak yatırımlarda tercih edilebi­lir konuma geçtiği gözlendi.” Bu durum, yeşil finansman modellerinin henüz fosil ya­kıtların ‘stabilite’ avantajıyla rekabet edemediğini ortaya koyuyor.

Ekonomik büyümenin ‘karbon’ sinyalleri

Sürdürülebilir bir sanayi için çelik sektörü kritik öneme sahip. Ancak enerji talebinde­ki artış, çelik üretim maliyet­lerini de fosil yakıt sarmalına itiyor. Pala’nın analizine gö­re, metalürjik kömür (kok kö­mürü), arz esnekliğinin dü­şük olması ve spesifik kalite gerektirmesi nedeniyle fiyat hareketlerine karşı çok daha hassas. Bu oynaklık, sanayi sektörünün baş aktörü olan çelik üzerinden tüm ekonomi­yi etkiliyor. Söz konusu ilişki­yi yorumlayan Doç. Dr. Aynur Doç. Dr. Pala, “Termal kömür­den metalürjik kömüre olan fi­yat geçişleri, artan elektrik ta­lebinin dolaylı olarak çelik sek­törü maliyetleri üzerinde baskı yaratmasına neden olmakta­dır” ifadelerini kullandı.

Risk-getiri rasyosunda kömürün dominasyonu

Doç. Dr. Aynur Pala’nın 35 yıllık veri setini incelediği analiz, 2012 sonrası yatırımcı davranışlarını net bir şekilde ortaya koyuyor. Petrolün risk katsayısı dramatik şekilde artarken, termal kömürün risk/getiri oranı 4, metalürjik kömürün ise 3,5 seviyesinde kalarak avantajını koruması, piyasa oyuncularını ‘en az riskli’ olana, yani kömüre yönlendiriyor. Doğalgazdaki 5 puanlık oran da eklendiğinde, fosil yakıtların finansal piyasalardaki direnci yeşil dönüşümün önündeki en büyük yapısal engel olarak beliriyor.

Görünmez karbon ayak izi

Modern ekonominin kalbi sayılan veri merkezleri, sürdürülebilirlik raporlarında genellikle ‘verimlilik’ ile anılsa da gerçek tablo çok daha farklı. Bu merkezlerin yarattığı devasa enerji ihtiyacı, yenilenebilir kapasitenin yetişemediği noktalarda kömür talebini tetikliyor. Yeni maden verinin işlenmesi için harcanan elektrik, küresel emisyon azaltım hızını yavaşlatıyor. Dijital dönüşümün sürdürülebilir olması, bu merkezlerin enerji kaynağının yüzde 100 temiz enerjiye dönüştürülmesine ve enerji yoğunluğunun azaltılmasına bağlıdır.