24 °C

Ah bu “gönül filmleri!”

Gelecek çarşamba 14 Şubat... Kırmızı kalplerin dört bir yanı sarmasına hazır mısınız? Biz de Sevgililer Günü dolayısıyla, gelmiş geçmiş en romantik filmlerin bir bölümünü bir araya getirdik... Siz kaç tanesini seyrettiniz?

Ah bu “gönül filmleri!”

NERMİN SAYIN

Gelecek çarşamba 14 Şubat... Kırmızı kalplerin dört bir yanı sarmasına hazır mısınız? Biz de Sevgililer Günü dolayısıyla, gelmiş geçmiş en romantik filmlerin bir bölümünü bir araya getirdik... Siz kaç tanesini seyrettiniz?

Sevgi neydi?: İlk film, bizden: "Selvi Boylum Al Yazmalım." Asya ve İlyas’ın boğazda düğümlenen hikâyesi... Sevgi, neydi? Sevgi emekti... Türkan Şoray ve Kadir İnanır'ın performansı unutulmaz...

Ölümsüz aşıklar: Gerçi oyunun sonunda her ikisi de ölür, ama “ölümsüz âşıklar” denince hepimizin aklına yine de onlar geliyor: "Romeo ve Juliet." Shakespeare’in dehasının ürünü olan öykünün 1996’da çekilen film versiyonunun Leonardo DiCaprio’yu “Titanic”e taşıyan yolu açtığını da ekleyelim. Filmin Juliet’i ise Claire Danes’tı.

Bu da müzikli versiyonu: Serbest çağrışım serbest, alın size “Romeo ve Juliet”in müzikal uyarlaması: “Batı Yakasının Hikâyesi.” Dünya sahnelerinde de defalarca perde açan aşk öyküsü, şarkılarıyla hafızalarda...

E, shakespeare  de aşık olur: Evet, herhalde öyle olacak ki o nefis dizelerini okuyabiliyoruz bugün. Fakat aslında bizim bahsettiğimiz Shakespeare, Hollywood’unki. 1998’in 7 Oscarlı filminde ünlü yazarın “Romeo ve Juliet” i yazma öyküsü, "Aşık Shakespeare"de kendi gönül meseleleriyle iç içe geçmiş şekilde anlatılıyordu. Joseph Fiennes ve Gwyneth Paltrow'un kimyası da tutmuştu doğrusu.

Epey "sulu" birr aşk filmi:Ama bu “sulu”luk soyut olan değil, bizzat okyanus... Evet, doğru tahmin: Titanic... Gencecik “Romeo” DiCapiro, James Cameron’ın dikkatini çekmiş, fakir ve maceracı Jack rolünü kapmış. Karşısında zengin ve güzel Rose, yani henüz 22 yaşındaki Kate Winslet. Sonuç, 11 Oscar!

Hafızayı sildirmek! iyi fikir: Aşk acısı hepimizi zorlamıştır belki ama hafızamızı sildirecek kadar değil. İmkân olsa yapar mıydık? Ooo, bu konu derin... İyisi mi bu kez 29 yaşındaki Kate Winslet ve Jim Carrey’i tuhaf aşk filmlerinden biri olan “Sil Baştan”da izleyelim.

Bir tuhaf aşık: Sadece aşk öyküsünün değil, âşık karakterlerin de tuhafı olur. Bakınız Melvin Udall... Hatırlamayanlar için küçük bir tüyo; kendisi “Benden Bu Kadar”da her gün gittiği lokantanın garsonunu canından bezdiren, çünkü ona âşık olan Jack Nicholson. Garson da Oscar’ı kapan Helen Hunt. Sinema tarihinin en güzel iltifatlarından biri de bu filmde: “Bende daha iyi biri olma isteği uyandırıyorsun...”

Saplantılı sevgililer kuşağı: Madem saptık bu yola, onu da anmadan olmaz... Adı, meçhul. Kendisine “Hayalet” diyorlar, ikametgâhı Paris’te bir opera. Sevdiceği ise gelecek vadeden soprano Christine... “Operadaki Hayalet”, şarkıları için bile yeniden izlenir.

Ağlamaktan gözleriniz şişsin: Alın size bir âşık "Hayalet" öyküsü daha... Yıl 1990, kamera önünde Demi Moore ve Patrick Swayze... Neyse ki medyum rolünde Whoopi Goldberg var da arada gülümseyebiliyoruz...

Mendili hiç kaldırmayın: “Ağlayışlı” filmler durağında inecek var. Ali MacGraw ve Ryan O’Neal’li “Aşk Hikâyesi”ni anmadan bu fasıl kapanır mı?

Nasıl yakalamıştık saçlarından baharı: Yeşilçam da bu işi iyi bilir yalnız; hem aşkı hem de ağlatmayı... İnanmayan gencecik “muhallebi çocuğu” Tarık Akan ile “çadır tiyatrosu yıldızı” Hülya Koçyiğit'in öyküsünü izlesin “Beyoğlu Güzeli”nde...

Klasiklerin aşkı bir başka!

Bir daha çal , sam: Klasikleri anmadan hiç olur mu! Hele ki “Casablanca”yı ve “Bir daha çal, Sam” repliğini; hatta repliğin tamamı böyle olmasa bile... Yıl 1942, Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman duygusu asla eskimeyecek bir aşk filmini yaratıyorlar. Eh, bir “As Time Goes By” dinlenir şimdi...

Serenad dediğin: Yalnız, sinema tarihinin en güzel serenadlarından biri bizde. Hem de “Mavi Boncuk”ta. Üstelik filme adını veren şarkı da değil! Bilmece gibi oldu ama, hemen hatırlayacaksınız: Emel Sayın halıyla getirildiği evde aşkı bulur, süslenmiş püslenmiş halde merdivenlerden iner ve Tarık Akan’a bakarak söyler: “İçimden geçeni bilircesineeee, yalnız benim için...”

İzi kaldı: Literatüre “Clark çekmek” diye bir laf kazandıran Clark Gable’ın ele avuca sığmaz Scarlett’e yani Vivian Leigh’ye duyduğu aşkı unutur muyuz... Filmi “Rüzgâr Gibi Geçti”, sinemaseverde izi kaldı yadigâr.

Kendi etti , kendi buldu: Hayır, Neşet Ertaş değil; Henry Higgins. Yani “My Fair Lady”nin başkarakteri. Çiçekçi kızı aldı, iddiaya girip onu bir hanımefendiye dönüştürdü ve âşık oldu! E kız ne de olsa Audrey Hepburn.

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.