21 °C

Fonlar sermayeye dönüştürülmeden sermaye artırımı yapılabilir mi?

Fonlar sermayeye dönüştürülmeden sermaye artırımı yapılabilir mi?

 

Levent YARALI / Ernst&Young

 

Fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı yapılmasına ilişkin yasak: İç kaynaklardan sermaye artırımı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 462'nci maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin 3'üncü fıkrasının ilk cümlesiyle; bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması hâlinde, söz konusu fonlar sermayeye dönüştürülmedikçe sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırımı yasaklanmıştır.

Yasağın kapsamı

Sermayeye eklenmesi mümkün olan iç kaynaklar; kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları, esas sözleşme uyarınca ayrılan statü yedekleri ve genel kurul kararıyla ayrılan olağanüstü yedekler gibi yedek akçeler ile ilgili mevzuatta sermayeye eklenmesine izin verilen fonlardır. Söz konusu iç kaynaklardan sadece bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların yasak kapsamına alınması eleştiriye açıktır. Nitekim, sermayeye eklenmesi mümkün olan iç kaynakların tümü yerine sadece ''fonlar''ın sermayeye eklenmemesinin yaptırıma bağlanması ve benzer bir korumaya ihtiyaç duyulan diğer iç kaynakların hükmün uygulama alanına dahil edilmemesi doktrinde haklı olarak eleştirilmektedir (Abuzer Kendigelen, Yeni Türk Ticaret Kanunu: Değişiklikler, Yenilikler ve İlk Tespitler, 2. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, s. 370).

Bakanlık uygulaması

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan Sermaye Artırımı konulu ve 23.01.2013 tarihli Genelge'nin ilgili kısmı şu şekildedir; ''Fonlar sermayeye dönüştürülmeden veya fonlar sermayeye dönüştürülürken eş zamanlı olarak fonların tutarından daha yüksek miktarda sermaye taahhüdü yoluyla sermayenin artırılabilmesi ise bu amaçla yapılacak genel kurul toplantısında bütün pay sahiplerinin temsil edilmeleri ve sermaye artırımına ilişkin kararın oybirliğiyle alınmış olması şartına bağlıdır''. Söz konusu düzenleme, ''sermaye artırımının genel kurulda oybirliği ile alınan bir karar çerçevesinde fonlar sermayeye dönüştürülmeden yapılabileceği'' şeklinde ve kanuna uygun olmadığını düşündüğümüz doğrultuda yorumlanmaya müsaittir.

Yasağa aykırılığın yaptırımı

TTK madde 462/3 hükmüne aykırılığın yaptırımının ''butlan'' olduğu madde gerekçesinde belirtilmiştir. Gerekçe'nin ilgili kısmı şu şekildedir; ''Üçüncü fıkranın birinci cümlesi pay sahiplerinin korunması amacıyla konulmuş, istisnası bulunmayan, başka bir deyişle hiçbir sebeple bertaraf edilemeyecek olan emredici bir kuraldır... Bu emredici kurala aykırılığın hukukî sonucu butlandır.''

Doktrindeki görüş

Madde gerekçesinde hükme aykırılığın yaptırımı butlan olarak belirtilmişse de, mevcut pay sahiplerini koruma amacı güden bu hükme aykırılığın iptal edilebilirlik yaptırımına tabi olduğu görüşünün rahatlıkla savunulabileceği ve hükme aykırı sermaye artırımlarının tescilden itibaren üç ay geçtikten sonra artık geçersizliğinin ileri sürülemeyeceğinin de göz ardı edilmemesi gerektiği doktrinde ifade edilmiştir (Kendigelen, a.g.e, s. 370).

Görüşümüz: Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması ve bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden sermaye taahhüdü yoluyla dış kaynaklardan sermaye artırımı yapılması durumunda, yüksek tutardaki sermaye artırımına katılamayan ve iç kaynaklardan sermaye artırımı yapılsaydı bedelsiz pay alabilecek pay sahiplerinin menfaatlerinin ihlal edilmesi söz konusu olabilmektedir. Söz konusu pay sahipleri bedelsiz alabilecekleri payların bir kısmını, katılamadıkları sermaye artırımına katılan mevcut ya da yeni pay sahipleri ile paylaşmak zorunda kalmaktadır. Böyle durumları önlemek açısından, maddede öngörülen yasak yerindedir.

Bununla beraber, her durumda pay sahiplerinin haklarının ihlal edildiğini söylemek de mümkün değildir. Mevcut pay sahipleri, iç kaynakları sermayeye eklemek yerine, sermaye taahhüdü yoluyla ve her bir pay sahibinin payı oranında artırılan sermayeye iştiraki suretiyle sermaye artırımını gerçekleştirebilirler. Böyle bir durumda, ihlal edilen ve dolayısıyla korunması gereken bir menfaat bulunmamaktadır. Ayrıca, iç kaynaklar sermayeye eklenmeden dış kaynaklardan sermaye artırımı yapılması ve artırılan kısma mevcut pay sahiplerinden yalnızca belirli bir kısmının iştiraki konusunda tüm pay sahiplerinin oy birliği ile karar alındığı durumlarda da, rızası dışında dış kaynaklardan sermaye artırımı yapılmasına bağlı olarak zarara uğrayan bir pay sahibi bulunmayacaktır.

Söz konusu durumlar göz önüne alındığında, TTK 462/f. 3-c.1'de yer alan ''Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması hâlinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz.'' şeklindeki yasağa aykırılığın yaptırımının ''iptal edilebilirlik'' olması gerektiği görüşündeyiz. Bu çerçevede, bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonlar sermayeye dönüştürülmeden sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımına yönelik karar;

- Oybirliği ile alınmışsa; tüm pay sahiplerinin toplantıda hazır bulunması ve karara muhalif kalıp muhalefetini toplantı tutanağına geçirten pay sahibinin söz konusu olmaması nedeniyle iptali dava edilemeyecek ya da açılan iptal davasının reddedilmesi gerekeceği kanaatindeyiz.

- Oyçokluğu ile alınmışsa; karara muhalif kalan ve muhalefetini toplantı tutanağına geçirten pay sahiplerinin iptal davası açabileceği kanaatindeyiz.

Bununla beraber, tüm pay sahiplerinin oybirliği ile alınan kararların gereksiz yere hukuka aykırı ancak dava edilemez olduğunu ifade etme gereğini ortadan kaldıracak olmasından dolayı, TTK madde 462/f. 3-c.1'in başına ''Tüm pay sahiplerinin oybirliği ile karar alma durumları hariç'' ifadesinin ya da benzer bir ifadenin eklenmesi faydalı olacaktır. Öte yandan, söz konusu kanuni düzenlemeye aykırılığın yaptırımının madde gerekçesine paralel şekilde ''butlan'' olduğunun kabulü halinde dahi, genel kurulda sermaye artırımına katılan ve olumlu oy kullanan pay sahibinin daha sonra sermaye artırımının butlanını ileri sürmesine yönelik talebinin hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olması nedeniyle reddedilmesi gerekeceği görüşündeyiz.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap