22 °C
Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

Büyüme mi yalan, gözyaşlarımız mı sahte?

Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 7.4 büyüdü. Bu tahminler doğrultusunda gelen bir oran.

Türkiye’nin mart sonu itibarıyla yıllık büyümesi de yüzde 7.9 oldu. Mart sonu esas alınarak hesaplanan yıllık büyüme 2014’ten bu yana oluşan en yüksek oran. Bu şekilde hesaplanan yıllık büyüme 2014’te yüzde 8.5, 2015’te yüzde 4.1, 2016’da yüzde 6.3, 2017’de yüzde 3.3 olmuştu, bu yılki gerçekleşme ise yüzde 7.9’u buldu. Yani mart sonu itibarıyla hesaplanan yıllık büyümede son dört yılın en yüksek oranına bu yıl ulaştık.

Türkiye 2009 yılındaki küresel kriz kaynaklı bir küçülme yaşadı. Büyüme, 2016 yılında da bu kez 15 Temmuz’un etkisiyle düşük gerçekleşti. 2009’dan sonraki dönemde, 2016 hariç, hatırı sayılır büyüme oranlarına erişiliyor. Geçen yılı yüzde 7.3 büyümeyle kapattık. Bu yılın ilk çeyrek verilerini aktardık, yüzde 7.4’lük bir büyüme var, mart sonu itibarıyla ise yıllık oranı yüzde 7.9’a ulaştırmış durumdayız.

                                                                                  ★★★

Ama ortada bir terslik, bir tuhaflık yok mu sizce de? Bir yanda yüksek büyüme oranları elde ediyoruz, ama diğer yanda da piyasalar “İşler çok kötü” diye adeta her gün ağlıyor.

Sahi büyümemiz mi yalan, hadi yumuşatarak söyleyelim, gerçeği tam yansıtmıyor mu, hesaplamada hata mı yapıyoruz, bir başka ifadeyle biraz sanal mı; yoksa gözyaşlarımız mı sahte?

Başka türlü nasıl izah edilebilir ki bu durum. Türkiye, küresel kriz yaşanan ve ekonominin yüzde 4.7 daraldığı 2009 yılından 2017 sonuna kadar geçen sekiz yılda, yıllık ortalama yüzde 6.9 oranında büyüdü.

İşte tuhaflık burada. Bir ekonomi düşünün ki sekiz yıldır ortalama yüzde 6.9 büyüyor, dokuzuncu yılın ilk çeyreği olan 2018’e de yüzde 7.4’lük büyümeyle başlanmış, ama işvereni de, işçisi de, tüm kesimler “Yandım Allah” diye feryat ediyor.

Kime sorsanız işler kötü. Bu biraz da ağız alışkanlığına dönüşüyor gibi. İşi gerçekten kötü olanlar, sıkıntıya düşenler elbette var... Kur böylesine yükselmiş... Her ne kadar büyümede tüketicinin nihai tüketim harcamaları yine bir anlamda lokomotif görevi görüyorsa da tüketim daralma eğiliminde... Vatandaş büyük tutarlı alımlarını geleceği öngöremediği için ertelemeyi tercih ediyor...

İşte bütün bunlar zincirleme bir etkiyle tüm kesimleri etkiler hale gelmiş; işlerin kötü gittiği hep bir ağızdan dile getirilir olmuş.

Ama diğer yandan Türkiye ekonomisi, en azından kağıt üstünde, gayet iyi büyüyor. Büyümede rekorlar kırıyoruz.

                                                                                  ★★★

İyi güzel de, Türkiye rekor kıra kıra büyürken vatandaş niye yakınıyor, örneğin tüketicinin ekonomiye olan güvenini ölçen güven endeksi neden bir türlü yukarılara gidemiyor ve güven sınırına değil ulaşmak, yaklaşamıyor bile? Vatandaş bir yana, reel kesimin ekonomiye güvenini ölçen endeks neden kayda değer bir artış göstermiyor?

Biz bunlardan hangisini, yani milli geliri mi yanlış ölçüyoruz, vatandaşın ve reel kesimin ekonomiye bakışını mı? Tüketici ve üretici kesim, anket yapılırken “Hele durun şu devleti bir yanıltayım” diye bireysel şekilde anonim bir yaklaşımla hareket ederek yanlış yanıt mı veriyor, işler iyi gittiği halde kötümser olduğunu mu söylüyor? Yoksa bu anketler gerçeği yansıtıyor da biz milli gelir hesaplamasını mı hatalı yapıyoruz?

Cari açık/GSYH oranı yüzde 6.4

Merkez Bankası’nın dün açıkladığı verilere göre yıllık cari açık nisan sonu itibarıyla 57.1 milyar dolara ulaştı. Bu, 2014’ün mart ayındaki 58.4 milyar dolardan sonraki en yüksek yıllık açık. Yani son dört yılın rekorunu kırmış durumdayız.

Mutlak değer olarak rekor kırmaya kırdık ama başka rekorlara doğru da yol alıyoruz.

Mart ayı itibarıyla son bir yılın GSYH büyüklüğü cari fiyatlarla 3.2 trilyon lira. Yine mart itibarıyla son bir yılda oluşan ortalama dolar kuru 3.67 düzeyinde. 3.67 yanlış gibi görünmesin, bu kur nisan 2017-mart 2018 döneminin ortalaması. Kuşku yok ki hesaplamada 2018’in ağırlığı arttıkça ortalama kur da yukarı gidecek.

3.2 trilyon liralık GSYH’yi 3.67’lik kurdan dövize çevirdiğimizde 885 milyar dolarlık bir büyüklük elde ediyoruz. Mart sonunda 55.4 milyar dolar olan yıllık cari açığın 885 milyar dolarlık GSYH’ye oranı yüzde 6.3, nisan sonundaki 57.1 milyar dolarlık cari açığın GSYH’ye oranı ise yüzde 6.4 düzeyinde.

Biraz önce vurguladığımız bir gerçeğin altını bir kez daha çizelim. Bu GSYH ve bu GSYH’ye bağlı oran hesabındaki kur çok düşük. Marttan marta ortalama kur 3.67. Ama bakın bu yılın şimdiye kadar olan dönemindeki ortalama dolar kuru 4.02. Bu düzey de “Nasıl olur, dolar 4.90’lara çıktı, şimdi de 4.50’lerde” diye yaklaşılarak düşük bulunmamalı; çünkü dolar ilk üç ay ortalamasında 4 liranın epeyce altında oluştu. Ama ortalamanın yavaş yavaş yükseleceği de bir gerçek.

Cari açığın GSYH’ye oranı nisan itibarıyla yüzde 6.4’e ulaşmış durumda. Nisan sonrasındaki durum malum. GSYH cari fiyatlarla daha yukarıda gerçekleşecek ama kur daha da hızlı artacak, arttı bile. Dolayısıyla GSYH döviz bazında daha düşük oluşacak, cari açığın GSYH’ye oranı da giderek büyüyecek.

Cari açık/GSYH oranı bir ekonominin en önemli göstergelerinden. Ortalama kur daha da yukarı gideceği için buna ayak uyduramayacak bir GSYH büyümesi karşısında söz konusu oranı yüzde 7’lerde, 8’lerde görmemiz şaşırtıcı olmayacak. Yani “Notumuz niye indiriliyor, yabancılar artık niye para getirmiyor” diye hayıflanırken önce bu oranlara bakmak gerek.

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.