Dikiş makineleri ve Halil Usta

Dr. Uğur TANDOĞAN
Dr. Uğur TANDOĞAN NOT DEFTERİ tandogan2007@gmail.com

Öğretmen okulundan mezun olduktan sonra babamın ilk görev yeri Merzifon imiş… Merzifon’a gelir gelmez iki bekâr öğretmen arkadaşı ile bir ev tutmuş. Güzel de bir yerde tutmuş. Çünkü evlerinin karşısında Terzi Beatris Hanım’ın evi varmış. Mahallenin yetişkin kızlarından meraklı olanlar Beatris Hanım’ın atölyesine gelir, çıraklık yapar, terzilik öğrenirlermiş. Annem de o kızlardan birisi imiş. İşte bu iki evin karşı karşıya olması, anne ve babamın kaderlerinin birleştirmesine neden olmuş. Yani annem ve babam “Love Story” hikayesindeki gibi kütüphanede karşılaşmamışlar (!). Babam annemi bu terziye gidip gelirken görmüş ve beğenmiş. Araya büyükler girmiş, evlenmişler.

O dönem, kızların çeyizinde bir dikiş makinası olurmuş. Annem de çeyizinde Singer marka bir dikiş makinesi getirmiş. Birinci sınıf bir terzi olmasa da, annem kendisi ve bizler için dikiş diker, giyeceklerimizdeki ufak tefek tamiratları yapardı. Ben evlendim, sanki gelenek devam etti. Eşim de dikiş bilir. Çeyizinde o da bir dikiş makinesi getirdi. Örneğin, benim papyonlarım hep bu makine ile dikildi. Ama makine bu, bir gün bozuldu. Bir kaç kez İstanbul’da Manifaturacılar Çarşısı’nda tamir ettirdikse de iflah olmadı. Artık dikiş makinasının da emeklilik zamanı geldi deyip çürüğe ayırmıştık ki, beklenmedik bir şey oldu. Bir gün eşim Ayvacık Pazarı’nda park etmiş bir araba ve önünde dikiş makinası görmüş. Hemen sormuş “Bizim bir dikiş makinemiz var, bozuldu. Yapabilir misiniz?” Usta’nın cevabı net ve kesin olmuş. “Tamir edemeyeceğim makine yoktur”. Dikiş makinesini getirip Usta’ya verdik. Ama araya bir seyahatimiz girdi, tamir edilen makineyi bizzat Usta’dan alamadık. Ayvacık’taki bir tanıdık mağazaya bıraktı, oradan aldık.

Makineyi aldıktan sonra denk getirip bir türlü Usta ile görüşemedik. Telefonla arayıp “Usta, makineyi aldık, ama paranı bir türlü ödeyemedik; kusura bakma “ dedim. Usta’nın cevabı yine net ve kesindi “Para önemli değil, nasılsa verirsiniz. Önemli olan, makinenizin çalışıyor olması.” Yaptığı işe bu kadar değer veren birisini yakından tanımak istedim, Usta ile yüz yüze görüştüm.
Hail Usta’nın dikiş makinaları ile tanışması erken başlamış. Henüz on-üç yaşında iken babası onu İstanbul’da Yeşildirek’te bir kravat atölyesine çırak olarak vermiş. Orada altı ay çalışmış. Çalışırken bir dikiş makinasını bozmuş. Ustabaşı bu duruma çok kızmış ve genç çırak Halil’e bağırmış, çağırmış. Genç çırak bunu kaldıramamış ve oradan ayrılmış. Babasının yardımı ile bir başka işe girmiş. Avrupa’dan sanayi tipi dikiş makineleri ve bunların yedek parçalarını getiren, imalat yapan bir şirketmiş. Bir gün ustalardan biri bu genç çırağı yanına çağırmış. “Bak sana bu parçayı veriyorum, bunu iyi bir yerde sakla. Sonra senden istediğimde bana getirirsin”. Çırak Halil bu parçayı, “kutsal emanet”i almış, bir çekmeceye koymuş. Ama dükkanda böyle yüzlerce çekmece varmış. Halil Usta şöyle diyor” O parça altı ay rüyalarıma bile girdi. Nereye koyduğumu unutmamalıydım. Bu benim için çok önemli idi, bir sınavdı”. Gerçekten de altı ay sonra o usta Çırak Halil’i yanına çağırmış ve şöyle demiş: “Sana bir parça vermiştim, sakla diye. Hadi onu getir bakalım”. Çırak Halil hemen bir koşuda gidip kutsal emaneti getirmiş ve Usta’ya vermiş. Usta, parçayı almış ve “Aferin” deyip parçayı çöpe atmış. Çırak Halil böylece testi geçmiş.

Halil Usta, yaşam öyküsünü sanki yeniden yaşar gibi uzun uzun anlattı. Çıraklıktan ustalığa geçişi, iş değiştirmeleri, ortak iş kurmaları, iş dağıtmaları. Hepsi ayrı bir roman. Şimdi emekli olmuş. Ama alışmış el, iş istiyor. Emekliliğinde de makinelerden ayrılamıyor, tamir işine devam ediyor. Sanırım eli ayağı tuttuğu sürece de devam edecek.

Bir yorum

Dünya değişiyor, eski devirler kapanıyor. Artık kız çeyizlerinde dikiş makinesi olmayacak. Kimse evinde artık dikiş dikmeyecek. Halil Usta gibi ustalar bu devrin son temsilcileri. İşler değişecek, ama keşke Halil Usta’nın sergilediği tür iş etiği, iş sevgisi, iş saygısı ölmese.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Kurumlar ve güven 22 Ekim 2020
Mizahın kullanımı 08 Ekim 2020