Faaliyet raporlarında eksik bir sayfa: Sigorta
Halka açık şirketlerin bilançosunda kur, faiz ve emtia riskleri sayfalarca analiz edilir. Ama o şirketin bir yangın sonrası üretime ne kadar sürede dönebileceği çoğu zaman birkaç satırla geçiştirilir.
Türkiye’de 2025 sonu itibarıyla halka açık yaklaşık 700 şirket var. Borsa İstanbul’un toplam piyasa değeri 33 trilyon TL’nin üzerinde. Bu büyüklük yalnızca finansal bir veri değil; sanayiden enerjiye, gıdadan lojistiğe kadar ülke ekonomisinin üretim gücünü ve yatırımcı güvenini yansıtan kritik bir eşik.
Halka açık şirketlerin faaliyet raporlarında kur, faiz, emtia ve likidite riskleri detaylı analiz edilirken; yangın, afet, üretim duruşu, sorumluluk ve siber tehditler gibi operasyonel risklerin sigortaları “gerekli poliçeler yaptırılmıştır” gibi ölçülemeyen ifadelerle geçiştiriliyor. Oysa sigorta programlarının kapsamı, limitleri, teminatlarının yeterliliği ve risk mühendisliği çalışmaları faaliyet raporlarında somut biçimde yer alabilir.
Yatırımcı bilmek ister: Bir felaket olduğunda bu şirket ayakta kalabilecek mi?
Sürdürülebilirlik raporlarında detaylarıyla anlatılan çevresel ve sosyal hedeflerin büyük bir operasyonel kesinti sonrası nasıl korunacağına dair sigorta perspektifi çoğu zaman yer almıyor. Oysa sürdürülebilirlik yalnızca çevresel taahhütler değil; bir felaket karşısında şirketin ayakta kalabilme ve hızlı toparlanabilme kapasitesidir.
Bir afet ya da büyük bir yangın sonrasında şirketlerin kamuoyuna yaptığı açıklamalar çoğunlukla birbirine benzer: “Yeterli sigorta korumamız bulunmaktadır. Hasar tespit çalışmaları devam etmektedir. Üretim faaliyetlerimiz kesintisiz ya da sınırlı kapasiteyle sürmektedir.”
Ancak asıl önemli olan, bu cümlelerin arkasındaki gerçek risk fotoğrafıdır.
Tesisin kapasitesi, yıllık hasılatı, stokların özellikleri, faaliyet gösterilen endüstrinin risk profili ve olay sonrası süreç; sigorta programının yeterliliğini belirleyen temel unsurlardır. Sabit kıymet ve kâr kaybı sigortaları endüstriyel tesisler için programın omurgasını oluştururken, risk izleme ve yönetim sistemlerinin etkinliği başta can güvenliği olmak üzere kritik önem taşır.
Sigorta şirketleri yapılan risk teftişine göre şartları belirler. Hasar olduğunda eksperler; olayın nedeninden iş sağlığı uygulamalarına, stoklardan teminatlara kadar birçok unsuru eş zamanlı değerlendirir. Onarım, yeniden yapım ve alternatif üretim çözümleri planlanırken, duruşa bağlı ek harcamalar oraya çıkar.
Çalışanlar veya üçüncü şahısların zarar gördüğü durumlarda sorumluluk sigortaları devreye girer; makine, stok, nakliyat ve araç sigortaları ise programın tamamlayıcı unsurlarıdır.
Finansal analizler, şirket üretim yapabildiği sürece anlamlıdır
Bir felaket sonrası kapsamlı sigorta korumasına dair yapılan açıklamalar; yatırımcılar, tedarikçiler ve müşteriler açısından kriz yönetiminin en kritik aşamalarından biri. Özellikle kâr kaybı teminatı; borsada istikrarın ve Pazar payının korunması, artan maliyetlerin ve mali yükümlülüklerin karşılanması açısından belirleyici rol oynar.
Faaliyet raporlarında sigortaya yeterince yer verilmemesi yatırımcı açısından ciddi bir kör nokta yaratıyor.
Uzun yıllar büyük holdinglerde, birleşme ve satın alma süreçlerinde sigorta analizleriyle karar mekanizmalarına katkı vermiş biri olarak halka açık şirketlerde kapsamlı sigorta analizlerinin, faaliyet ve yatırımcı raporlarının ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü doğru kurgulanmış bir sigorta programı yalnızca risk transferi değil; yatırımcı güveni ve kurumsal dayanıklılık açısından da stratejik bir araçtır.
Yılların emeğiyle kurulmuş bir işletmenin başına gelen felaket yalnızca yatırımcılarını değil, çalışanlarını, tedarikçilerini ve toplumu da etkiler. Bu nedenle sigorta, kriz anlarında şirketlerin ayakta kalmasını sağlayan en kritik destek mekanizmalarından biridir.
CFO’lar ve risk yönetimi ekipleri için sorulması gereken en temel soru şudur: Mevcut sigorta programı yatırımcılara güvenle anlatılabilecek kadar güçlü mü?