Sen Dünyaya bakmazsan, Dünya seni hiç takmaz

Güven SAK
Güven SAK DÜNYA İŞLERİ

Dünya nüfusu, büyük bir hızla yaşlanıyor. Dünyanın bir yaşlılık meselesi var. Alttaki grafik G20 ülkelerinde 15-64 yaş grubundakilerle, 65 yaşının üzerindekilerin 2008-2018, 2018-2028 ve 2028-2058 dönemlerinde sayısal olarak ne kadar değişeceğini gösteriyor. Nedir? Emekli çağındakilerin sayısı, 2018-2028 döneminden itibaren çalışma çağındaki nüfusa göre daha fazla artmaya başlayacak. Emeklilerin sayısı 178 milyon artarken, G20 çerçevesinde, çalışma çağındakilerin sayısı 125 milyon artacak. 2028-2058 döneminde ise, emeklilik çağındakilerin sayısı artamaya devam ederken çalışma çağındakilerin sayısı azalacak. Bu ne demek?

Siz grafikteki rakamlara bakın, ben, bir ufak ek yapayım grafikteki malumat setine. Birleşmiş Milletler’e göre, 2017-2050 arasında nüfus artışının yarısı yalnızca dokuz ülkeden kaynaklanacak ve Türkiye bu ülkelerden biri değil. Bir nevi, genç nüfusun artışına katkı sağlayacak ülkeler sırasıyla şunlar: Hindistan, Nijerya, Kongo, Pakistan, Etiyopya, Tanzanya, ABD, Uganda ve Endonezya. Dokuz ülkenin beşinin Afrika’dan, üçünün Asya’dan olduğuna dikkatinizi çekerim.

Türkiye, bu resimde nerede diye merak edenler için hemen ekleyeyim. Türkiye’de de 2028-2058 döneminde emeklilik çağındaki nüfus çalışma çağındaki nüfustan daha çok artacak. Yani Türkiye’nin de ciddi bir yaşlılık meselesi var. Suriyeli nüfusunu önümüzdeki dönemde burada tutmaya devam edeceksek durum farklı olabilir keza Suriye’den gelenlerin çoğunluğu genç baktığımızda. Yoksa Türkiye’de 65 yaşın üzerindekilerin toplam nüfusa oranı süratle artmaya başlayacak yakında.

Bu ne demek? Birincisi, bugüne kadar alıştığımız sosyal güvenlik krizlerinden çok daha büyüğü ile karşılaşacağız yakında. “Geçerken öde” (pay as you go) anlayışına dayalı sosyal güvenlik sistemleri dünyanın her tarafında bir nevi iflas edecekler. Neden? Çalışanların sayısındaki artış, emeklilerin sayısındaki artışın altında kalacağı için elbette.

İkincisi, bugünlerde kısa vadede günü kurtarmak için sosyal güvenlik sisteminde açtığımız derin delikleri yakında uzun uzun anacağız. Aynı zamanında, rahmetli Demirel’in sosyal güvenlik krizimizde açtığı delikleri, derin bir hayırla hep yâd ettiğimiz gibi. Bugünlerde işveren sigorta prim destekleri adı altında yapılan bol keseden hovardalıklarla geleceğe yönelik şarta bağlı yükümlülükler yaratıyoruz sosyal güvenlik sistemi içinde. Tamam, asgari ücreti seçim için yüzde 26 artırdık diye işverenin yükümlülüğünü hafifletiyoruz. Ama buradaki ödemeyi bugünün bütçesinden yapmıyoruz. Ne yapıyoruz? İşverenin ödemesi gereken primi azaltıyoruz. Sosyal güvenlik sisteminin parametreleri ile oynuyoruz.

Ha emeklilik yaşını azaltmışsınız, ha ödenmesi gereken primi azaltmışsınız, her ikisi de havuza su girişini azaltıyor. Havuzdan su çıkışı ise emeklilik maaşı ödemesi ile zaman içinde oluyor. Zaman içinde emeklilik maaşını azaltmayacaksak, ne oluyor? Havuzda biriken su her iki durumda da maaşı ödemek için yeterli olmuyor. Süleyman Bey emeklilik yaşını azaltmıştı, şimdikiler ödenmesi gereken primi azaltıyorlar. Sonuç aynı. Aynı 1990’lar dediğim bir nevi bu işte. Nimeti bugüne, külfeti yarın iktidara geleceklere. Siyaset daha ne ister. Bir nevi, “Oh ne ala, Mualla”.

Üçüncüsü, nüfus böyle giderek yaşlanacaksa, Türkiye’nin yalnızca sosyal güvenlik politikalarını değil mesela eğitim politikalarını da elden geçirmesi gerekiyor. Nedir? Üniversite sınavına girecek olanlar hep artmayacak artık azalmaya başlayacak. Memleketin sağlıklı göç politikaları üzerine çalışması gerekecek. Bugün aslında bütün bir G20 çapında bu konulara eğilmek önem taşıyor. Başka? Türkiye’nin bir Afrika ve Asya politikasına sahip olması gerekecek. Var mı? Yok.

Bugüne kadar, dünyaya bakınca ana trend olarak hep yeni sanayi devrimine bakıyorduk. Buyurun size bir başka ana trend: G20 bünyesinde, Çin dahil, yaşlanan nüfus. Peki, bu durum Türkiye gibi ülkelere imkân alanı açıyor mu? Evet açıyor. Nüfusu daha hızlı yaşlanan ülkelerin ellerindeki tasarruf fazlasını bizim gibi ülkelerde değerlendirebileceği yeni bir dönemin başındayız. Bu kadar göçmeni barındıran bir sanayi ülkesi olarak Türkiye’nin şansı herkesten fazla bana sorarsanız. Hakikaten yeni bir sürecin başındayız. Peki, bunun farkında mıyız? Bana öyle gelmiyor. Biz aynı 1990’lardaki gibi, gelecek değil, günü kurtarma telaşındayız. Yazık.

Doğrusu ya biz Türkiye’de çok fazla kendi kendimizle meşgul bir biçimde yaşıyoruz. Dünyaya pek fazla bakmıyoruz. Hâlbuki sen dünyaya bakmazsan, dünya seni hiç takmaz. Biz burada kendi küçük kovuğumuzda, Türk’ün Türk’e propagandası ile vaziyeti idare etmeye çalışıyoruz. Kovuğumuzun girişinden dışarı bakarken, gördüğümüzü de dünyanın tümü zannediyoruz. Bir ara bir ufacık Afrin konusu vardı dev filan zannettiğimiz, şimdi Menbiç işi de öyle, bana sorarsanız. Dünya hem yeni sanayi devrimi ile hızla değişiyor hem de türümüz hızla yaşlanıyor. 2019 yılının başında bu iki temel eğilimin bizi pek yakında nereye götüreceği üzerinde düşünmeye başlamakta fayda var. Düşünelim ki, başlayan trendi etkilemek üzere tavır alabilelim. Hadi bakalım.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar