Türkçülük bir millet projesidir

3 Mayıs “Türkçülük Günü” olarak kutla­nır. Milliyetçi gençler, Hüseyin Nihal At­sız ve arkadaşlarına açılan davaya yönelik tepkilerini, 3 Mayıs 1944’te, Ankara’da bü­yük bir miting ile göstermişlerdir. Bu mi­ting, “Türkçülük” fikrini savunmak için bir a raya gelinen ilk kitlesel eylemlerden biri ol­muştur.

Türkçülük Günü ilk defa, 3 Mayıs 1945 ta­rihinde, askeri hapishanedeyken Nihal At­sız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Re­ha Oğuz Türkkan başta olmak üzere belirli sayıda mahkûm tarafından kutlanmış, son­raki senelerde bu amaçla yürütülen toplan­tılarla “Türkçüler Günü” adını almıştır.

Millet olmak

Türkçülüğün 1945 yılında kutlanmaya başlandığına bakmayın, geçmişi çok eskile­re dayanır. Bu fikir, bu milletin hafızasında çok daha eskidir. Orhun Yazıtları’nda Bil­ge Kağan’ın “Türk milleti için gece uyuma­dım, gündüz oturmadım” sözlerinde vardır. O bilinç, Selçuklu’da devlete, Osmanlı’da cihana, Cumhuriyet’te yeniden kimliğe dö­nüşmüştür. Yani mesele bir ideoloji değil, bir sürekliliktir; bir milletin kendi varlığını fark etme sürecidir.

19. yüzyılda imparatorluk çözülürken, Türk milleti dağılmamak için kendine dön­mek zorunda kalmıştır. Yusuf Akçura bu arayışı fikir hâline getirmiş, Ziya Gökalp ise onu sistemleştirmiştir. Gökalp’e göre mil­let; ırkın, kavmin, coğrafyanın, politikanın ve iradenin belirlediği bir topluluk değil­dir. O’na göre millet; dilce, dince, ahlakça ve estetik duygu bakımından ortak olan, diğer bir deyişle aynı terbiyeyi almış fertlerden oluşan bir topluluktur. Bu yaklaşım, Türk­çülüğü dar bir çerçeveden çıkarıp, bir me­deniyet, birlik ve millet projesine dönüştür­müştür.

Bu fikir, Mustafa Kemal Atatürk ile bir­likte en somut hâlini almış, Kurtuluş Sava­şında bağımsızlık ateşi bu anlayışla alevlen­dirilmiştir. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuri­yeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözü Gökalp’in tanımıyla özleşir. Bu millet yaklaşımı sadece bir tanım değil; bir devletin temelidir. Çünkü gerçek şudur: Millet yoksa devlet yoktur. Devlet yoksa va­tan sadece bir coğrafyadır.

Türkiye’nin bütünlüğü

Bugün millet kavramı üzerinden tartışma­lar alevlenmiş durumda. “Terörsüz Türkiye” politikası üzerinden talepler, sözler, iddialar havalarda uçuşuyor. Mesele sadece silah bı­rakma meselesi midir? Evet, silahlar susma­lı ve bir daha çıkmayacak şekilde toprağa gö­mülmelidir. Bu yeterli midir? Tabii ki hayır. Mesele fikrin, millet esasında buluşup, bu­luşamayacağıdır. Eğer buluşmayacaksa me­sele bitmemiştir. Çünkü karşımızda sadece silahlı bir örgüt değil; ideolojik bir iddia da bulunmaktadır. Bu iddia ayrı bir kimlik, ayrı bir siyasal yapı ve ayrı bir gelecek içermek­tedir ve silah bırakmayı zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla Atatürk ve Gökalp’ın ortaya koy­duğu ve bizim de anladığımız “millet” olma fikriyle uyuşmamaktadır.

Bugün siyasette dile getirilen “halkların farklılığı”, “eşit kurucu unsurlar” ve “çok kimlikli yapı” gibi ifadeler yeni değildir; sa­dece daha dikkatli söylenmektedir. Ancak öz değişmemektedir: bu ifadeler millet fikrini zayıflatmaktadır.

Millet dediğimiz şey, yan yana yaşayan in­sanların toplamı değildir; birlikte kalmaya karar vermiş insanların bütünüdür. Bu ülke­de kendini kurucu unsur olarak gören her­kes bu milletin parçası olmalıdır.

Ancak bunun bir şartı vardır: Ortak kade­ri kabul etmek. Aynı bayrağa bakıp aynı duy­guyu hissedebilmek, İstiklal Marşını aynı duygularla okuyabilmek, aynı geleceğe bir­likte yürümeyi kabul edebilmek. Bunun dı­şında kalan her yaklaşım, birlik değil ayrış­ma üretir.

Yazara Ait Diğer Yazılar