Ege Cansen: Küresel ekonomi, ulusal ekonomiden daha verimlidir

Duayen iktisatçı Ege Cansen, küreselleşme karşıtı hareketlerin, istediği sonucu almaktan uzak olduğunu, dolayısıyla Trump gibi popülist liderlerin bu çabalarında çok fazla ileri gitmeyeceklerini savunuyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Mehmet FİLOĞLU

Küreselleşme karşıtlığı ABD’nin de bu kampa girmesiyle uluslararası siyaseti belirleyen bir noktaya geldi. Birçok karar buna göre alınıyor ve uygulanıyor. Giderek daha çok kişi küreselleşmenin yarattığı yıkımdan bahsediyor. Peki küreselleşmeye gösterilen tepkiler ne anlama geliyor? Çözüm için atılan adımlar, sorunu çözmeye muktedir olacak mı yoksa daha da mı derinleştirecek.

İktisatçı Ege Cansen’e göre küreselleşmenin bir vadesi var. O vade geldiğinde artık toplumlara sağladığı yarar, yarattığı yıkımı karşılamayacak. Ancak o vade henüz dolmadı. Küreselleşmenin hala insanların refahına vereceği katkı var. Zaten korumacılık yönünde atılan adımlar toplam pastayı olumsuz etkileyeceğinden, gelir dağılımı daha eşit sağlansa da altta kalanlar istediği refah artışını elde edemeyecek. Tüm bu gelişmeler de küreselleşme karşıtı politikacıların şu anki düşüncelerinden çark etmelerine yol açacak. Ege Cansen ile küreselleşme karşıtı hareketler ile ilgili yaptığımız söyleşide öne çıkan noktalar şunlar:

► Yerlileşme, korumacılık gibi tezler neden popüler oldu?

Burada temel yaklaşımımız ‘Bu bir toplamı sıfır olan bir oyun mu?’ Yani pokerdeki gibi biri kazanırken diğeri kaybediyor mu? İnsanlarda iktisadı bu şekilde anlama eğilimi var. Bir gelişme birinin lehineyse bir başkasının aleyhinedir diye düşünülüyor. Bir firmanın çok kar etmesinin işçisine düşük ücret ödemesinden kaynakladığı belirtiliyor. Çünkü artı değerin sabit olduğu değerlendirir ve karın fazla olmasını bölüşümün adil olmadığının işareti olarak kabul edilir. Ancak iktisatta kazanç ve kayıpların toplamı sıfırdan büyük ya da küçük olabilir. Ben bu durumu şöyle hikayelerle anlatıyorum:

“Kör ile kötürümün suyu bulması”

Bir körle bir kötürüm kırda kayboluyor. Kötürüm olduğu yerden ilerleyemiyor. Kör de yönünü kaybetmiş. İkisi de susuzluktan ölmek üzere. Kör olan kötürümün sesini duyuyor. Bir şekilde buluşuyorlar. İkisi de susuz. Kötürüm olan bölgede bir ırmak olduğunu biliyor ama oraya gidemiyor. Sonra kör olan ‘Sen benim sırtıma çık, bana yolu tarif et’ diyor. Dediği gibi yapıp, suyu buluyorlar. Bu durumda ikisi de susuzken suya kavuşuyor. Biri diğerinin suyunu almıyor. Ortada sömürü yok. İşbirliğinden artı bir değer yaratılıyor.

“Ayı ile sincabın balı bölüşmesi”

Peki işbirliğinden doğan artı değer nasıl bölüşülecek? Burada da ayı ve sincap hikayem var. Ayı da sincap da balı çok seviyorlar. Fakat bazı peteklere ulaşmak çok zor. Ağaç gövdelerinin içinde ya da kayaların arasında. İkisi de istediği kadar bal yiyemiyor. Ayı, sincaba işbirliği teklif ediyor: “Sincap kardeş, ben kütükleri kırar, kayaları aralarım. Sen de benim açtığım aralıktan girip balı çıkarırsın.” Ayının söylediği gibi yapıyorlar ve akşam olunca ortada büyük bir bal birikiyor. Sincap, “Ayı kardeş sen bölüştür diyor” temkinli temkinli. Ayı da ‘tamam’ deyip, balı üçe bölüyor. Birini sincaba, diğerini kendine ayırıyor. Sincap da “Diğer payı kim alacak” diyor. Ayı da “Sıkıysa al” diyor.

Dünyada da böyle bir durum var. Güçlü olanlar biraz ayı gibi davranıyorlar. Ortaya çıkan artı değerin üçte ikisini kendine alıyorlar.

►Bu şartlarda şu anki küreselleşme karşıtı hava ne kadar devam eder?

Bu tezlerle bazı politikacılar sandıkta sonuç alınca, diğerleri de onları takip etmeye başlıyor. Bir dönem Güney Avrupa’da da benzer hareketler öne çıkmıştı. Küreselleşme, dışa açılma birtakım sorunları da beraberinde getiriyor. Politikacılar da yapamadıkları ya da yanlış yaptıkları icraatlar için küreselleşmeyi suçluyor. Mesela Avrupa özelinde birçok sorun ortak para birimine bağlanıyor. Küreselleşme/bölgeselleşme ve bunlarla alakalı serbest ticaret ve ortak para birimi gibi gelişmeler iyi mi kötü mü?

“Korumacılık toplam pastayı küçültecek”

Küreselleşme ülke içinde gelir dağılımı bozukluğu yaratıyor. Bu da ülke içinde bir gerilim yaratıyor. Siyasetçiler de bu enerjiden yararlanıp altta kalanların oylarıyla iktidara gelmeye çalışıyor. Fakat görecekler ki küreselleşme karşıtlığı, bu siyasetçilerin korumaya çalıştıkları insanlara da faydası olmayacak. Çünkü küreselleşmeden uzaklaştıkça onlara yapacakları servetin yeniden dağılımı, toplam servetin düşmesinden kaynaklı olarak azalacak. Toplam servetin azaldığı bir ortamda, eldekini yeniden bölüştürmek alttakileri istedikleri kadar yukarı çıkarmayacak. Bugün zaten kimse servetin artmasından şikayetçi değil. Artıştan aldığı paydan şikayetçiler. Ancak alttakilerin payını artırmak isteyenler artışın önüne geçmek gibi bir tuzağın içine düşmek üzereler. Küreselleşmeden vazgeçmek istenilen sonucu yaratmayacak. Bu yüzden de bu çabalarında çok fazla ileri gitmeyecekler. Bu küreselleşemeden vazgeçiyoruz modası biraz saman alevi gibi olacak.

Köyde hayat kalitesi ne kadar iyi olabilir?

►Küreselleşme karşıtı görüşler doğru olamaz mı?

Küreselleşme ile zenginlik ve refah arttı. Rakamlar da bunu gösteriyor. Bu refahın küreselleşme ile arttığının kanıtı değil tabi ki. Belki olmasaydı daha hızlı artardı ama bunu tartışmak çok da anlamlı değil. Sonuçta bu bir hayal. Karşısına bir argüman koyamazsınız. Hiçbir gerçek bir hayalle baş edemez. Sistemler git gide verimsizleşir. Küreselleşme optimum noktasını aşmış ve artışın vereceği faydanın yaratacağı yıkımdan daha az olduğu bir noktaya da gelmiş olabiliriz. Teorik olarak bunu reddedemem. Ancak küreselleşmenin hala faydalı olduğunu düşünüyorum. Kasaba ekonomisi köy ekonomisinden, şehir ekonomisi kasaba ekonomisinden, ulusal ekonomi şehir ekonomisinden, küresel ekonomi de ulusal ekonomiden daha verimlidir. Köyde hayat kalitesi ne kadar iyi olabilir. İş bölümü varsa verimlilik artar. Bir köyde en iyi taş ustası ya da en iyi kalp cerrahı olması mümkün mü? Köy doğası gereği verimsizdir.

"Her yol Roma'ya, her iktisadi kavga gelir dağılımına çıkar"

►Peki belirli bir büyüklükten sonra yarar yok oluyor mu? Lineer olarak küreselleşmenin sağladığı yarar hep artacak mı?

Benim bilimsel inancıma göre bir noktada küreselleşmenin insanlığa vereceği nimetler de son bulacak. Artık küreselleşme başa bela bir şey mi oldu. Bence hayır. Peki bu kadar küreselleşme karşıtlığı nereden geliyor. Bence küreselleşmenin ulusal ekonomiler üzerinde yarattığı etki, şu anki tepkiyi doğuruyor. Burada karşılaştığımız sorun da artan milli gelirin bölüşümü problemi. Yaratılan gelir ülke içinde düzgün dağılmıyor. Benim üniversiteden hocam, gerçek bir iktisatçı olan Sadun Aren, meseleyi çok güzel özetlerdi: Eğer bir çözümde tıkanmışsan, sorunun geldiği nokta gelir dağılımıdır.

“Her yol Roma’ya, her iktisadi kavga gelir dağılımına çıkar.” Trump’ı iktidara getiren de ABD’de küreselleşmenin nimetlerinin büyük bölümünün New York gibi metropollerce alınmış olması oldu. Küreselleşme hala uluslara zenginlik yaratıyor ama ulus içindeki ayrılıklar kriz yaratıyor. ABD’de önemli bir kesim ciddi geçim sıkıntısı yaşıyor. Dolayısıyla bazı siyasetçiler için küreselleşme karşıtı olmak sonuç veren bir strateji haline dönüşebiliyor. Korumacı önlemler toplam ülke ekonomisine zarar verse de bu yönde oy kullananların ekonomik durumlarında nispi bir iyileşmeye yol açabilir.

Erdoğan'ı Marksist bakış açısıyla okumak mümkün değil...

►Avrupa ile Türkiye arasındaki tansiyon son dönemde hayli yüksek. Sizce bu gerilimde neler etkili oluyor? Her gün televizyon ekranlarından dinlediklerimiz dışında işin perde arkasında ne var sizce?

Örneğin bu gerilim, küreselleşme karşıtı havanın bir yansıması mıdır? Avrupa ile yaşanan gerilimin küreselleşme karşıtlığı ile ilgili olduğunu düşünmüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zaten bir düşünme sistemi var. Buna göre, Cumhuriyet kendi elitini yarattı. Beyaz Türkler olarak ifade edilen kesim Cumhuriyet sürecinde zenginleşti, ‘Zenci Türkler’ denilen kesim de geride kaldı. O noktada da, “Beni ‘Zenci Türkler iktidara getirdi. Dolayısıyla hedefi m onları yükseltmek’ diye düşünüyor. Ve ‘vesayet’ adını verdiği ‘Beyaz Türk’ hegemonyasına son vermeyi öne çıkarıyor.

Bu süreçte, bir siyasetçi olarak Erdoğan, Türkiye’de gelir dağılımını düzeltirken, zenginlerden alacağı çok fazla bir şey olmadığını biliyor. Kaldı ki, böyle bir düşüncesi de yok. Çünkü, sınıfsal bir yaklaşımı yok. Dolayısıyla, Erdoğan’ı okurken, Marksist metodolojiyi bir kenara bırakmak lazım. Erdoğan politika olarak, hiçbir zaman servet dağılımını sınıfsal bir perspektifl e ele almadı. Alt kesimler lehine serveti yeniden dağıtmayı hedefl emedi.

‘Laik burjuva’dan, ‘İslami burjuva’ya ihaleler yoluyla bir dereceye kadar aktarımdan bahsetmek mümkün ancak toplumun alt kesimleri, gelir düzeyi düşük kesimleri açısından anlamlı bir aktarım yok. Sınıfsal olmayan bakış açısıyla bu çok mümkün de değil zaten. Alt kesimlerin durumunu iyileştirmek için, daha çok ülke dışındaki kaynaklara bakıldı. Onun için AK Parti iktidarı döneminde 600 milyar dolarlık dış kaynak girişi sağlandı. Bu girişi devam ettirmek için de uluslararası sistemin hep içinde kalınmaya çalışıldı. İstedikleri çoğunlukla yerine getirildi. Dış kaynağın büyük kısmı da Avrupa’dan geldi. Halen daha öyle… Ancak bunun ne kadar daha böyle devam edeceğini kestirmek zor. Avrupa ile gerginliği bu boyutuyla da değerlendirmek lazım.