G20 Zirvesi’ne “enerjik” katkı

Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek G20 Liderler Zirvesi’nin ana tartışma konularından birini oluşturacak “enerji” başlığı, bugünİstanbul’da toplanacak G20 Enerji Bakanları Zirvesi’nde şekillenecek.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Ali Rıza Alaboyun, G20 Enerji Bakanları Zirvesi’ni ve G20 Liderler Zirvesi açısından taşıdığı önemi DÜNYA’ya değerlendirdi. G20 Enerji Bakanları Zirvesi’nde ana gündem maddelerinin herkes için enerjiye erişim, enerji verimliliği, enerji yatırımları ve yenilenebilir enerji olacağını belirten Bakan Alaboyun, toplantı sonunda G20 Enerji Bakanları’nca kabul edilen bir bildirinin de kamuoyuna açıklanacağını kaydetti. 

ali-riza.jpg

2008’den bu yana gerçekleştirilen G20 zirvelerini, devletlerarası ekonomik işbirliğinin en önemli forumu olarak nitelendiren Alaboyun “Çünkü G20 üye ülkeleri global gayrisafi milli hasılanın yüzde 85’ini, global ticaretin yüzde 80’ini ve dünya nüfusunun 3’te 2’sini temsil ediyor” dedi. 

Enerji sektörünün de ülkelerin birbirileriyle ilişkilerini düzenlemelerinde, iş dünyasının operasyonlarında ve yatırım kararlarında en önemlisi de toplumların temel ihtiyaçlarının karşılanmasında ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde çok önemli bir role sahip olduğunun altını çizen Alaboyun şöyle devam etti: 

“Enerji sektörü insanlık var olduğu sürece de bu rolünü devam ettirecektir. Dolayısıyla enerji konusu G20 çalışmaları ve zirvelerinde her zaman gündeme gelmiş, gerek liderler gerekse uzmanlarca tartışılmış, sektöre ilişkin sorunlara çözüm aranmaya çalışılmıştır. Bu amaçla G20 dönem başkanlıkları kapsamında 2013 yılından bu yana Enerjinin Sürdürülebilirliği Çalışma Grubu Toplantıları gerçekleştiriliyor. 2014 yılı Avustralya dönem başkanlığında ise Enerji Bakanları toplantılarının yapılmasına karar verildi.”

G20 tarihinde bir ilk

Enerji Bakanlığı’nın G20 2015 Yılı Türkiye Başkanlığı altında şimdiye dek Türkiye’de 3 kez gerçekleştirilen Enerjinin Sürdürülebilirliği Çalışma Grubu Toplantıları’na ev sahipliği yaptığını kaydeden Bakan Alaboyun şunları söyledi: “Bu yıl yine Bakanlığımız koordinasyonunda düzenlenecek Enerji Bakanları toplantısı ise G20 tarihinde bir ilk niteliğindedir. Enerji alanında politika yapıcıları bir araya getirecek toplantı sayesinde küresel ölçekte sektörde yaşanan sorunlar, ülkelerin karşılaştıkları riskler ve geleceğe ilişkin fırsatlar G20 platformunda tartışılacak. Toplantıda kabul edilecek bildiri, kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek liderler zirvesine katkı yapacak. G20 liderler zirvelerinde kabul edilen bildirilerin diğer çok tarafl ı uluslararası kuruluşların gündemlerini etkilediği göz önüne alınırsa, Enerji Bakanları toplantısı ve bildirisinin G20 dışında geniş sınırlara ulaşacağını söyleyebiliriz.”

G20 Enerji Çalışma Grubu ve Bakanlar toplantılarının başlıca gündemlerinden birini “herkes için enerjiye erişim”in teşkil ettieğinin altını çizen Bakan Alaboyun, bu kapsamda dünyada modern elektriğe erişimi olmayan bölgeler, özellikle Sahra Altı Afrika bölgesi üzerinde durulduğunu aktardı. 

Alaboyun’un verdiği bilgiye göre, G20 Enerji Bakanları toplantısı öncesinde Sahra Altı Afrika’da enerjiye erişim üst düzey konferansı organize edilerek, Sahra Altı Afrika bölgesinden bakanlar ile G20 Bakanları’nın bir araya getirilmesi, ayrıca bölgeyle ilgili iş dünyası ve uluslararası kuruluşların da temsil edilmesi planlandı. 

Alaboyun, “Böylelikle G20 tarihinde ilk kez ülkemizin dönem başkanlığında G20 dışında kalan ve dünyanın az gelişmiş coğrafyaları da gündeme getirilmiştir” diye konuştu. 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Ali Rıza Alaboyun, G20 Enerji Bakanları Programı çerçevesinde muhtelif ikili görüşmeler de planladıklarını açıkladı. Alaboyun, görüşmelerde G20 gündem maddeleri ile küresel enerji sektörüyle ilgili mevcut sorunların ve çözüm önerilerinin gündeme geleceğini ifade etti.

'Zirveye doğru ilerici bir adım'

WWF Türkiye Doğa Koruma Yönetmeni Özgür Berke, Türkiye’nin G20 Başkanlığı altında yenilenebilir ve merkezi olmayan yenilenebilir enerji yatırımlarının desteklenmesi prensibinin G20 enerji işbirliği prensiplerine eklenmesinin ilerici bir adım olacağını söyledi.

WWF Türkiye Doğa Koruma Yönetmeni Mustafa Özgür Berke, enerjinin önemli yer tutacağı G20 Zirvesi’nde, lider ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele için gerekli liderliği ne ölçüde ortaya koyabileceğinin merak edildiğini söyledi. Konuya ilişkin değerlendirmelerini DÜNYA ile paylaşan Berke, “Ekonomik kalkınma ile fosil yakıt kullanımı arasındaki bağlantıyı zayıfl atacak orta-uzun vadeli bir hedef koyulması gerekiyor. 2050’de yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçiş hedefi, yeterince güçlü bir niyet beyanı olabilir” dedi. 

Türkiye’nin G20 Dönem Başkanı olarak “uygulama ayağını” öne çıkarmış olmasını isabetli bulan Berke, “Türkiye fosil yakıt sübvansiyonlarının 2020 yılına kadar devreden çıkarılması için net hedefler ve uygulama adımlarını G20 bildirgesine sokabilirse, enerji altyapısında dönüşüm ve enerji piyasalarının daha etkin işlemesi için kritik bir adıma imza atmış olacak” diye konuştu. 

Enerji yatırımlarının, küresel büyüme ve ülkeler arası gelişmişlik farklarının azaltılması açısından kritik önm taşıdığını ifade eden Berke’ye göre G20’nin yatırım ortamını enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji altyapısı ve çözümlerine öncelik verecek şekilde kurgulaması ve yönlendirmesi, küresel ekonomide sürdürülebilirliğin sağlanması için kilit öneme sahip.

Enerji yoksunluğunu gidermek

Dünyada 1.1 milyar insanın modern enerji hizmetlerine erişemediğine dikkat çeken Özgür Berke, enerjiye erişimin, G20’nin 2014 yılında açıkladığı enerji işbirliği prensiplerinin de başında geldiğini vurguladı. Berke şöyle devam etti:

“İklim değişikliğiyle mücadele için yaygınlaşması gereken yenilenebilir enerji teknolojileri, enerjiye erişim sorununun çözümü için de kilit öneme sahip. Şebeke dışı, merkezi olmayan yenilenebilir enerji çözümleri, özellikle elektriğe erişimin sağlanmasında fosil yakıtlardan daha ucuz, uygulanabilir ve sürdürülebilir çözümler sunuyor. Enerji yoksunluğunu giderme hedefi, başta kömür olmak üzere sürdürülebilir olmayan fosil yakıt yatırımları için bir mazeret olmaktan çıkmalı. Türkiye’nin G20 Başkanlığı altında yenilenebilir ve merkezi olmayan yenilenebilir enerji yatırımlarının desteklenmesi prensibinin G20 enerji işbirliği prensiplerine eklenmesi ilerici bir adım.”

Fosilden vazgeçmenin yaratacağı risk

Uluslararası Enerji Ajansı’na göre küresel sıcaklık artışının 2°C’yi aşmaması hedefi çerçevesinde atmosferdeki CO2 düzeyinin 450 ppm’de sınırlanması halinde, bilinen fosil yakıt rezervlerinin üçte ikisinin yer altında bırakılması gerektiğini belirten Özgür Berke “Bu, fosil yakıta dayalı pek çok yatırımın atıl hale gelmesi anlamına gelebilir. Buradaki risk unsurunun farkında olan G20, bu yılın başında merkezi Basel’de bulunan Finansal İstikrar Kurulu’ndan (Financial Stability Board), mali piyasalarda iklim değişikliği nedeniyle oluşacak risklere ilişkin bir rapor hazırlamasını istedi. G20’nin bu adımın devamını getirmesi gerekli” dedi.

Çin ve Meksika örnekleri

Bu çerçevede Çin ve Meksika örneklerini veren Berke, dünyanın bir numaralı enerji ve elektrik tüketicisi olan Çin’in 2020’den itibaren kömür tüketimini düşürmesi hedefi üzerine yoğun tartışmalar yapıldığına dikkat çekti. Berke, 2030 yılında ekonominin karbon yoğunluğunu 2005’e göre yüzde 60-65 azaltmanın da Çin’in hedefinin bir parçası olduğunun altını çizdi. Meksika’nın da 2013-2030 döneminde ekonominin emisyon yoğunluğunda yüzde 40 düşüş hedeflediğini hatırlatan Berke, Brezilya ve Hindistan’ın da olumlu örnekler sergilediğini söyledi

Türkiye emisyonu yüzde 21 indirecek

Türkiye, 2030 yılındaki karbondioksit salımı öngörüsünü, yüzde 21’e kadar azaltmayı taahhüt etti. Bu yine de temel yıl alınan 2012’ye göre yüzde 111’lik bir artışa karşılık geliyor. 

Türkiye önceki gece geç saatlerde iklim değişikliğinde ulusal olarak belirlenmiş katkı niyetini (INDC) açıkladı. Açıklamaya göre Türkiye, 2021-2030 yılları arasında sera gazı emisyon oranını, normal iş kuralları veya prosedürleri çerçevesinde yüzde 21’e kadar azaltma taahhüdünde bulundu. 

Türkiye, bu taahhüdünü deklare ederken, sanayi devriminden bu yana global emisyonun sadece yüzde 0.7’sinden sorumlu olduğuna vurgu yaptı. Açıklamada, Türkiye’nin son 30 yıldır hızlı bir şehirleşme süreci yaşadığına dikkat çekildi. 

Türkiye’nin kişi başı seragazı emisyonunun 2012 yılında 5.9 ton karbondioksite eşdeğer olarak ölçüldüğüne işaret edilirken, bunun da Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinin ortalamasından çok daha düşük bir rakam olduğunun altı çizildi.

Emisyonda enerji birinci 

2012 yılında Türkiye’nin karbondioksit salımı 440 milyon ton olarak açıklandı. Bunda en büyük pay, yüzde 70.2 ile enerji sektörüne ait. Sanayinin payı yüzde 14.3, atık sektörünün payı yüzde 8.2 ve tarımın payı ise yüzde 7.3 olarak ölçüldü.

Enerjideki taahhüt 

Türkiye, deklare ettiği indirim taahhüdü çerçevesinde enerji alanında 2030 yılına kadar güneş enerjisi kurulum kapasitesini 10 GW’a ulaştırmayı, rüzgâr enerjisi kurulum kapasitesini 16 GW’a yükseltmeyi, hidroelektrik potansiyelini en üst düzeye çıkarmayı öngörüyor. Bir nükleer santrali devreye almak, elektrik iletim ve dağıtım kayıplarını yüzde 15 azaltmak, kamu elektrik santrallerini rehabilite etmek ve elektrik üretiminde mikro-üretim, kojenerasyon ve yerinde üretim sistemlerini desteklemek de Türkiye’nin hedefleri arasında yer alıyor.

sera-gazi-graf.jpg

Yenilenebilir enerji rekabetçi hale geldi

Greenpeace Akdeniz Sürdürülebilir Yatırımlar Danışmanı İbrahim Çiftçi, rüzgar çiftlikleri başta olmak üzere yenilenebilir kaynaklara dayalı santrallerin en ucuz elektrik üretme yöntemi haline geldiğini söyledi. 

İbrahim Çiftçi, küresel ısınma enerji ilişkisinin elektrik piyasasındaki maliyet karşılaştırmaları incelenmeden sağlıklı şekilde değerlendirilemeyeceğini belirtti. Güneşten elektrik üretmenin kömür ya da gaz yakmaktan daha ucuz hale geldiğini savunan çiftçi, iklim değişikliğiyle gerçekten mücadele edilmek isteniyorsa bazı sorulara açıklıkla cevap verilmesi gerektiğini vurguladı. Çiftçi şunları söyledi: 

“Rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir kaynaklar, kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtlarla ne kadar rekabetçidir? Enerji şirketleri ve vergi mükellefleri için yeni bir santral yapmak ve işletmek ne kadara patlar? Bu ve benzeri sorular, geçtiğimiz birkaç on yıl içerisinde yenilenebilir enerjiyle ilgili tartışmaların ana konusu oldu. Öncelikle birim üretim başına elektrik maliyeti hesaplanırken yalnızca tesis kurulum maliyeti değil, bakım- işletme, finansman gibi birçok değişken incelenir. Elimizdeki veriler, yenilenebilir enerjiden üretilen elektriğin fosil yakıtlardan üretilen elektriğe kıyasla daha ucuzlayacağını gösteriyor.” 

Bugün, rüzgar tarlaları gibi yenilenebilir santrallerinin mevcut teknolojiler arasında en ucuz elektrik üretim yöntemi olarak göründüğünü ifade eden Çiftçi, “Uluslararası bir finansal danışmanlık ve portföy yönetimi şirketi olan Lazard’ın analizine göre rüzgar, megawatt saat başına 59 dolar ile rüzgar piyasadaki en ucuz üretim biçimiyken büyük güneş tarlaları ortalama 79 dolar ile rüzgarı takip ediyor. Kıyaslama açısından konvansiyonel teknolojilerin en ucuzu olan kombine çevrim doğalgaz teknolojileri ortalama 74 dolara üretim yaparken kömürden elektrik üretmenin maliyeti 109 dolar civarındadır” diye konuştu. 

Uluslararası Enerji Ajansı’na göre güneş enerjisinin 2050'de piyasanın en büyüğü olma yolunda hızla ilerlediğine dikkat çeken Çiftçi, “Bunda maliyetlerde yaşanan dramatik düşüşün etkisi oldukça büyük” dedi. Çiftçi şöyle devam etti: “Ortalama rüzgâr maliyeti 2009’daki 135 dolardan 2014’te 59 dolara geriledi. Bu 5 yıl içerisinde % 56 düşüşe tekabül eder. Güneş fotovoltaik ise 2009’daki 359 dolar maliyetten 2014’de 70 dolara geriledi. Güneş fotovoltaikler geçtiğimiz 5 yıl içinde yüzde 79 ucuzladı. Yenilenebilir enerjiden elektrik üretim maliyetleri önümüzdeki yıllarda daha da ucuzlayacak. Enerji piyasaları da bu değişime hızla ayak uyduruyor. 2014 yılında devreye alınan yeni santrallerin yüzde 60’ı yenilenebilir enerji santralleri.

Çiftçi, yenilenebilir enerjinin toplam ülke talebini hangi oranda karşılayabileceğine ilişkin soruların da geçen aylarda Greenpeace Akdeniz’in Alman Uzay Enstitüsü ile ortaklaşa hazırladığı Enerji [D]evrimi raporuyla ortaya koyulduğunu ekledi.

Emisyon taahhüdünde fosil adı yok

Enerji Günlüğü Yazarı Sabiha Kötek, Türkiye’nin iklim değişikliğine karşı yüzde 21’lik karbon emisyonu azaltımı taahhüdünü DÜNYA’ya değerlendirdi. Türkiye’nin bu taahhüdünü yerine getirmek için çeşitli alanlarda alacağı önlemlere değinen Kötek, “Burada karşımıza çıkan en önemli sektör enerji. Çünkü karbondioksit salımında enerji aslan payına sahip. Örneğin 2012’de 440 milyon ton olarak açıklanan Türkiye`nin karbondioksit salımında enerji sektörünün payı yüzde 70.2 düzeyinde” dedi. 

Enerjinin karbon salımındaki bu rolü nedeniyle Türkiye’nin 2030’a kadar güneş enerjisi kurulu gücünü 10 GW`a, rüzgâr enerjisi kurulu gücünü 16 GW`a çıkarmayı, hidroelektrik potansiyelini de en üst düzeye yükseltmeyi hedefleri arasında gösterdiğini aktaran Kötek, “Bir nükleer santrali devreye almak, elektrik iletim ve dağıtım kayıplarını yüzde 15 azaltmak, kamu elektrik santrallerini rehabilite etmek ve elektrik üretiminde mikro-üretim, kojenerasyon ve yerinde üretim sistemlerini desteklemek ile enerjiyi daha verimli kullanmak da Türkiye’nin amaçları arasında” diye konuştu.

2030’da karbondioksit salımının 1 milyar ton olması bekleniyor

Toplu taşımayı, deniz ulaşımını özendirmek, eski araçları trafikten çekmek, yeşil liman ve yeşil havaalanı projelerini gerçekleştirmek gibi çalışmaların da Türkiye’nin karbon salımını azaltma taahhüdünün arkasındaki diğer unsurlar olduğunu ifade eden Sabiha Kötek “Bütün bu taahhütler ve hedefler güzel ancak ne derece yeterli orası tartışılır” dedi. 

Kötek şu değerlendirmelerde bulundu: “2012 yılında 440 milyon ton olarak açıklanan Türkiye` nin karbondioksit salımının 2030 yılında 1 milyar 175 ton olması bekleniyor. Bu artışın gerekçesi de Türkiye`nin son 30 yıldır hızlı bir şehirleşme süreci yaşaması, nüfusunun 1990 yılından bu yana yüzde 30’dan fazla artması ve enerji ihtiyacının her yıl yüzde 6-7 oranında artması olarak ifade ediliyor. Türkiye’nin 2030 yılında gerçekleşmesi beklenen 1 milyar 175 ton karbondioksit salımını indirmeyi taahhüt ettiği seviye ise 929 milyon ton. Bu ise 2012 seviyesine göre en az yüzde 111 artış anlamına geliyor. Yani Türkiye karbon salımına devam edeceğini ama bu salımı biraz olsun kısılabileceğini söylüyor. Bu durumu hafifl etmek içinse, Türkiye`nin sanayi devriminden bu yana global emisyonun sadece yüzde 0.7’sinden sorumlu olduğunun altını çiziyor. Türkiye`nin 2012 yılında 5.9 ton karbondioksite eşdeğer olarak ölçülen kişi başı seragazı emisyonunun da AB ve OECD ülkelerinin ortalamasından çok daha düşük bir oran olduğuna dikkat çekiyor. Ama taahhüdün hiç bir yerinde, fosil yakıtlara verilen teşviklerin azaltacağına dair bir ifadeye yer verilmiyor. Bu da enerjide dışa bağımlılığı azaltmak açısından önem taşıyan kömür konusunda Ankara’nın ciddi bir çekincesi olarak karşımıza çıkıyor.

Bu konularda ilginizi çekebilir