Klinik araştırmalara 21,2 milyar TL yatırım

Türkiye’ye klinik araştırma yatırımı 2025 yılında yüzde 24 artışla 21,2 milyar TL’ye ulaşırken, yürütülen araştırma sayısı yüzde 14 artışla 734’e çıktı. Gönüllü sayısı 11 bin 663’e, bu alandaki nitelikli istihdam bin 139’a yükselirken, klinik araştırma merkez sayısı ise 20 oldu.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Klinik araştırmalara 21,2 milyar TL yatırım

Hamide HANGÜL

Hastalıkların tedavisinde önemli rolü bulunan klinik araştırma yatırımları arttı. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AFID) üyelerle yaptığı anket sonucuna göre, Türkiye’ye klinik araştırma yatırımı 2025 yılında yüzde 24 artışla 21,2 milyar TL’ye ulaşırken, söz konusu tutar dolar bazında 536,6 milyon dolar oldu.

Yatırımlar TL bazında yüzde 24, dolar bazında yüzde 3 artış gösterdi. Faz araştırmalarına 2025 yılında 3 bin 742 yeni gönüllü dâhil edilirken, devam eden araştırmalardaki toplam gönüllü sayısı bir önceki yıla göre yüzde 23 artışla 11 bin 663’e ulaştı. Klinik araştırmalarda istihdam edilen çalışan sayısı da yüzde 19 artışla bin 139’a yükseldi.

Anket sonuçlarını düzenlenen basın toplantısında açıklayan AFID Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Ecz. Nihan Burul Bozkurt, klinik araştırmaların bilime, ekonomiye çok büyük destek verdiğini, en önemli katkısının da hastalara olduğunu belirterek, “Çünkü hastalara, yenilikçi ürünlere, tedavilere en erken dönemde ulaşma fırsatını sağlıyor. Dolayısıyla biz, ülkemizde klinik araştırmaların artmasını çok önemsiyoruz. Şu anda Türkiye’de 20 civarında merkez var” dedi. 

Onkoloji en önemli alanlardan biri

Dünyada klinik araştırmalarda onkolojinin en önemli alanlardan biri olduğunu söyleyen Bozkurt, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizde onkoloji, hematoloji ve özellikle nadir hastalıklarda klinik araştırmalar yürütülüyor. Daha efektif, yan etkisi daha az tedavilerin geliştirilmesi için hastalar, bu araştırmalara dâhil oluyor ve fayda sağlanıyor.

Dolayısıyla hastaların potansiyel tedavilere erişmesi için çok önemli bir fırsat sunuyor. Araştırmalara katılan hekimler, dünyada alanında öncü bilim insanlarıyla bir araya geliyorlar. Bilime çok ciddi katkısı var. Sadece uygulayıcısı değiller, aynı zamanda bu araştırmaların protokollerinin yazılması aşamasında dâhil oluyorlar. Bu, Türkiye'nin bilimsel açıdan kendini göstermesi ve o uluslararası platformlarda yer alması için çok kıymetli.”

Bir yılda araştırma sayısı yüzde 14 arttı

Klinik çalışmalarda, araştırmayı yürüten firmalarının ilaç, test, tahlil gibi masrafları karşıladığına işaret eden Bozkurt, “Bu çalışmalar, sağlık bütçesine de çok ciddi katkı sunuyor” dedi. Araştırma sonuçlarına bakıldığında, Türkiye’ye 2025 yılında 21,2 milyar TL'lik klinik araştırma yatırımı gerçekleştirildiğini açıklayan Bozkurt, “Bir önceki yıla göre yüzde 24 artış var. Dolar bazında ise 536 milyon dolar. Bu rakamlar, sadece üye firmaların Türkiye’deki klinik araştırmalarını gösteriyor. Yine 2025 yılında aktif yürüyen klinik araştırma sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 14 arttı. Geçen yıl 734 klinik araştırma gerçekleştirildi” diye konuştu. 

İzin süresi Avrupa’da 110, ABD’de 30 gün

Bozkurt, klinik araştırmaların, 2024 yılında ilk kez 12 yıl sonra düştüğünü, ancak 2025 yılında tekrar bir artış ivmesi yakaladığını söyledi. Türkiye’nin bu alanda avantajları bulunduğunu, ancak bazı adımların da atılması gerektiğini kaydeden Bozkurt, “Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu izin süresi ortalama 139 gün. Avrupa ortalaması 110 gün. Çin, önemli bir aktör olarak geliyor ve izin süresi 80 gün. Amerika’da ise 30 gün. Dolayısıyla bizim bu alanlarda ilerleme kaydetmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Gönüllü başına maliyet Macaristan’a benzer seviyede”

Klinik araştırmaların, rakamların ötesinde yarının tedavilerinde Türkiye imzasının olduğunu gösteren çok kıymetli bir alan olduğunu dile getiren Bozkurt, ülkeler arasında bu alanda ciddi rekabet olduğunu vurguladı. Bozkurt, “Özellikle Asya, Çin çok hızlı geliyor ve neredeyse Amerika'ya yetişmiş durumda. Bu konuda coğrafi dağılımlar değişmeye başladı” dedi. Türkiye’nin maliyet açısından avantajlı konumda bulunduğunu ifade eden Bozkurt, “Gönüllü başına maliyette Türkiye, Avustralya, Macaristan'la benzer seviyelerde. Büyük rakiplerimiz olan Çin, İspanya ve Polonya'nın ise üzerinde” şeklinde konuştu.

18 ülkeden 24 hasta klinik araştırmalara katıldı

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Bilim Dalı Başkanı ve Çocuk Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Süheyl Ezgü, dünyanın 18 farklı ülkesinden gelerek klinik araştırmalara katılan yaklaşık 24 hastalarının bulunduğunu belirterek, “Bunlar farklı klinik araştırmalara hastalar. Gen tedavisi var, gen yeniden düzenleme, enzim yerine koyma tedavileri var” dedi. İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’yla çalışarak, ilk açılan merkez olmayı ve dünyada ilk hasta almayı başardıklarını dile getiren Ezgü, nadir hastalıklara yönelik araştırmalarda hastaları 2 aya kadar yatırabildiklerini söyledi. Ezgü, ilk defa gen tedavisinde yurt dışı kurumlar ve Sağlık Bakanlığı’ndan onay hedefli yapıldığını da sözlerine ekledi. 

Dirençli hipertansiyonda RNA bazlı ilaç piyasaya çıkabilir

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hilmi Erdem Sümbül, kronik böbrek hastalığı, hiper tansiyonla ilgili yenilikçi ilaçların son dönemde gelmeye başladığını, birçok ilaç firmalarının bu konuya da eğilmeye başladığını açıkladı. RNA bazlı molekülün, aşı, hipertansiyon, kolestrolde de aktif şekilde kullanıldığını söyleyen Sümbül, “RNA bazlı tansiyon ilacının çalışmaları devam ediyor, yakın dönemde piyasaya çıkacak gibi duruyor. Özellikle dirençli hiper tansiyonda. İzin başvuruları yapacaklar. RNA bazlı tedavide şu anda piyasada olan, kolestrol yüksekliğinde kullanılan ilaç var” diye konuştu.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL