Küresel rekabette dayanıklılık arayışı ile sektör, 2026’ya temkinli giriyor

Artan maliyetler, zayıflayan iç talep ve küresel ticaretteki belirsizliklere rağmen Türkiye mobilya sektörü, rekabet gücünü korumaya çalışıyor. İç pazardaki daralma ile ihracatta artış yaşanan sektörün yakın gelecek için ana gündemini markalaşma, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretim oluşturuyor.

Küresel rekabette dayanıklılık arayışı ile sektör, 2026’ya temkinli giriyor

Hüseyin VATANSEVER

Mobilya sektöründe bütün kategorilerde üretim yapabilme yeteneğine sahip sayılı ülkeler arasında yer alan Türkiye, Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) verilerine göre 2024 yılı itibarıyla 4.5 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaştı.

Takip eden Ocak–Aralık 2025 ihracatını da 4.6 milyar dolar olarak gerçekleştiren sektör, son yıllarda küresel ekonomide artan belirsizlikler, maliyet baskıları ve daralan dış talebe rağmen ihracatta belli bir seviyeyi korudu.

CSIL verilerine göre Türkiye, küresel mobilya üretiminin yüzde 2’sini gerçekleştiriyor. Bununla birlikte Türkiye, küresel mobilya ihracatı sıralamasında 7’nci sıraya yükselerek hem üretimde hem ihracatta dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer alıyor. Mevcut konumu kalıcı kılabilmek için ise sektörde değer artışının yanı sıra hacmi, pazar çeşitliliğini ve sürdürülebilir rekabet gücünü birlikte koruyan bir ihracat yapısını sürdürme düşüncesi öne çıkıyor.

Sektörün hedefinde ise 2030 yılına kadar ihracatı 12 milyar dolara taşımak ve küresel mobilya ticaretinden en az yüzde 3 pay almak bulunuyor. Ayrıca 1 milyar insana konforlu yaşam alanları sunma amacı taşıyan sektör, bu hedeflere emin adımlarla ilerlemek için tasarım kalitesini, üretim gücünü ve markalaşma potansiyelini artırmaya odaklanıyor.

İç pazardaki daralmayı dengeleyen unsur ihracat oldu

Mobilya sektörü açısından 2025 yılı hem dayanıklılığın hem de kırılganlıkların aynı anda hissedildiği bir dönem olarak değerlendiriliyor. Enerji, hammadde, işçilik ve finansman maliyetlerindeki sert artışlar, satış fiyatlarına aynı ölçüde yansıtılamadı. Bu nedenle kârlılık üzerinde ciddi bir baskı oluştuğu ifade ediliyor.

Bu yönüyle 2025’in şirket bilançolarının zorlandığı bir yıl olarak öne çıktığı kaydedilirken, 2025 yılı boyunca iç pazarda belirgin bir durgunluk yaşandığı belirtiliyor. Yüksek enflasyon, sıkı para politikası ve krediye erişimdeki kısıtlar, hane halkı tüketimini ve konut bağlantılı harcamaları zayıflattı. Bu durum, iç pazara çalışan firmalar açısından satış hacimlerinde daralma ve stok baskısını beraberinde getirdi.

Bu tabloda ihracat, sektör için yalnızca bir büyüme alanı değil, aynı zamanda dengeleyici bir unsur olarak önem kazandı. 2025 yılında mobilya ihracatı nominal bazda yüzde 1.71 artarak 4.6 milyar doların üzerine çıktı. Mevcut küresel konjonktür dikkate alındığında bu artış “kıymetli” olarak değerlendirilirken, rakamların alt kırılımlarına bakıldığında daha dikkatli okunması gereken bir tablo ortaya çıkıyor. Nominal artışa rağmen sektörün ihracatının miktar bazında, kilogram cinsinden yaklaşık yüzde 12 gerilediği dikkat çekiyor.

Birim kilogram ihracat fiyatının yükseldiğini gösteren bu durum, bir başka ifadeyle katma değer açısından olumlu bir gelişmeyi yansıtan bir işaret olarak da görülüyor. Bu olumlu değerlendirmenin yanı sıra söz konusu gelişme, özellikle bazı pazarlarda hacim kaybı yaşandığını da gösteriyor. Bununla birlikte rekabetçiliğin zayıfladığını da net biçimde ortaya koyuyor. Artan maliyetler, fiyat tutturma zorlukları ve rakip ülkelerin daha agresif fiyatlama politikaları bu kaybın temel nedenleri arasında yer alıyor.

İç pazarda rekabet dengesi yerli üretim aleyhine bozuluyor

Sektör açısından üzerinde durulması gereken bir diğer önemli konu da 2025 yılında gerçekleşen ithalat artışı… Mobilya ithalatı yüzde 25 artış kaydederek adeta bir rekor seviyesine ulaştı ve 1.4 milyar doları geçti. İç talebin zayıf seyrettiği bir dönemde ithalatın bu ölçüde artması, yerli üretici açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir gelişme olarak öne çıkıyor.

Bazı alt ürün gruplarında ithal ürünlerin fiyat avantajı sağlaması, iç pazarda rekabet dengesinin yerli üretim aleyhine bozulmasına yol açtı. Bugün yaklaşık 12 milyar dolarlık üretim değeri, yüzde 80’lere varan yerlilik oranı ve 45 bini aşkın üretici yapısıyla mobilya sektörü, Türkiye imalat sanayisinin en stratejik alanları arasında yer alıyor. Üretim kapasitesi, tasarım yetkinliği ve ihracat tecrübesiyle dikkat çeken sektör, emek yoğun yapısı, KOBİ ağırlıklı üretim modeli ve geniş yan sanayi ekosistemiyle hem istihdam hem de ihracat açısından stratejik bir konumda bulunuyor.

Türkiye’nin en fazla cari fazla veren sektörleri arasında gösterilen mobilya sektöründe söz konusu güçlü yanları desteklemek ve geliştirmek için markalaşma, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretim çözüm yolu olarak görülüyor. Türk mobilya sektörünün sürdürülebilir büyüme yakalayabilmesi, fiyat odaklı rekabetten tasarım, marka ve katma değer odaklı bir yapıya geçişle mümkün olacak. Küresel pazarlarda bilinirliği yüksek markalar oluşturmak ve dijital satış kanallarını etkin kullanmak, sektörün öncelikleri arasında yer alıyor.

Milenyum kuşağı küreselde sektörü hareketlendirecek

Küresel mobilya pazarının büyüklüğünün 2026 yılında 729.6 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor ve 2026–2031 dönemi boyunca yıllık bileşik büyüme oranının yüzde 5.47 ile 2031 yılında 952.1 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Pazarın genişlemesinin temelinde ise milenyum kuşağının ev sahibi olma eğilimi var. Ayrıca ortalama yaşam alanlarını küçülten Asya ve Afrika’daki hızlı kentleşme ve hibrit çalışma modellerinin normalleşmesi gibi faktörlerin birleşimi, pazarın genişlemesini destekliyor.

Bu dinamikler, konut ve ticari segmentlerde esnek, yer tasarrufu sağlayan ve çok işlevli mobilyalara yönelik sürdürülebilir talebi artırırken; ahşap, maliyet verimliliği, çok yönlülüğü ve özellikle konut uygulamalarında geniş tüketici kabulü nedeniyle baskın malzeme olmaya devam ediyor. Aynı zamanda metal mobilyalar, geri dönüştürülebilirliği, dayanıklılığı ve kompakt, ESG uyumlu tasarımlara uygunluğu sayesinde ticari ve kurumsal ortamlarda ilgi görüyor.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL