Altındağ’da farklı bir hafta sonuna ne dersiniz?

Başkentin merkezindeki Altındağ, tarihsel öneme sahip mekânları kadar çeşitli konularda açılmış müzeleriyle de verimli bir kültür turu vadediyor. Şehirde köy hayatını sunan Altınköy de bunlardan biri.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

NERMİN SAYIN

Şehirlerde yaşam zor. İş hayatının yoğunluğuna kentinki de eklenince, molalarımızı doğaya dönerek, keşifler peşinde koşarak değerlendirmek istiyoruz. Sanırım bu, Ankaralılar ya da işleri dolayısıyla yolu sık sık başkente düşenler için de böyle... İster misiniz bu hafta Ankara için bu kuralı yıkalım... Ben, Altındağ Belediyesi’nin davetlisi olarak, keşifl erle dolu bir “Hafta Sonu Molası” verdim geçen hafta kentin tarihi merkezinde. Size de önermek istiyorum. Tabii Ankara’da yaşayanların ve kenti ziyaret edenlerin ilk durakları; Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgâhı Anıtkabir, ülkemizin en önemli müzelerinden Anadolu Medeniyetleri ve Etnografya, Kocatepe Camisi, Ankara Kalesi, Gençlik Parkı, Kuğulu Park ve Hacı Bayram Veli Camisi gibi Ankara’nın simge yerleri olmalı... Bizim bugün yapacağımız geziyse bu güzergâhların yanına eklenebilecek mekânlarda bir kültür turu...

Altınköy’le doğaya dönelim...

Önce doğaya dönelim, diyorum, ne dersiniz? “Ankara’nın ortasında mı?” diye soranlar, sanırım Altınköy Açıkhava Müzesi’ni duymamışlar... Müze, bir vakitler yoğun gecekondu yapılaşmasının olduğu bir bölgede, 500 dönüm arazide yaratılmış gerçek bir köy... Karabük ve Kastamonu’nun orman köylerinde tek çivi çakılmadan yapılan ve bakımının zorluğu nedeniyle sahiplerinin fırınlara vermeye başladığı ağaçtan yapılma çantı evler Altındağ’a taşınarak oluşturulmuş. Hem de ne taşıma: Evler tıpkı arkeolojik eserler gibi parça parça numaralandırılmış, kamyonlara konup buraya getirilmiş ve 3-4 ayda puzzle yapar gibi birleştirilmiş. Bugün kimisi lokanta olarak kullanılıyor. Orijinal okulu, kahvesi -hatta “Belber” levhası-, camisi, mis gibi kokular salan fırını, burada hazırlanan -un, yoğurt, yumurta gibi- ürünleri alabileceğiniz bakkalı, demircisi, değirmeni, marangozuyla geçmişin köylerini bire bir yaşatma hedefinde. Çam kokuları arasında hem temiz hava alabileceğiniz hem çocuklarınızın köy hayatını gözlemleyebileceği, tavukları, inekleri, koyunları, atları hatta ceylanlarıyla doğal hayata yaklaşabileceğiniz bir mola vadediyor Altınköy. İçinde Köy, Etnografya, Köy Oyuncakları ve Yaban Hayatı müzelerini gezebileceğinizi de eklemeliyim.

Hamamönü’nde hareketlenelim!

Altınköy’de acelesiz bir molayla öğleden sonrayı bulduysanız, hadi artık Altındağ’ın kalbine geçmenin ve biraz hareketlenmenin vaktidir. Adını 1440’ta yapılan ve halen faaliyette olan Tarihi Karacabey Hamamı’ndan alan semtlerden Hamamönü ve Hamamarkası’nda yoğun bir restorasyon süreci yaşanmış; Hamamönü tamamlanmış, diğerinde biraz daha iş var. Biz küçük meydanında saat kulesi ve Mehmet Âkif Ersoy heykelinin bulunduğu Hamamönü’nde değerlendirelim akşamüstünü. Etraf, Ankara’nın geçen yüzyıllarda nasıl bir yer olduğunu fısıldayan tarihi evler ve konaklarla dolu. Kamil Paşa Konağı, Beynamlızade Konağı ve çeşitli etkinliklere mekân olan Kabakçı Konağı en zarifl erinden. Evlerin çoğu lokanta, kafe ya da hediyelik eşya dükkânı olarak turizmin hizmetinde. Her yaştan ziyaretçisiyle cıvıl cıvıl burası... Hele ki Hamamönü Sanat Sokağı. 22 tarihi evden oluşan sokakta ebru, resim, minyatür, tezhip, keçecilik gibi geleneksel sanatlarımızın yaşatıldığı atölyeleri görmelisiniz. Şairin “İstiklâl Marşı”nı yazdığı Mehmet Âkif Ersoy Müzesi ve Taceddin Sultan Camisi de çok yakın. Halk kültürüne, deyimlere, adetlere, kısacası tüm folklar ögelerine ilgi duyanlar için de bir tavsiyem var: Gazi Üniversitesi Ankara Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi. Mekânı gezdiren gençler deyimlerin-atasözlerinin hikâyeleriyle, salonda izleyebileceğiniz Karagöz’le, hatta masallarla süslüyorlar turunuzu. Örneğin yukarıdaki 4 numaralı fotoğraftaki dolap; haremlik-selamlık arasında kurulan bir iletişim sistemiymiş vaktizamanında... Rafına yemeği koyup tıklatıyorsunuz, karşı taraf dolabı çevirip tabakları alıyor. Bu iş genelde evin en genç kızı ve delikanlısının. Tabii mektuplaşmalar oluyormuş arada... Bir annenin kızını yakalayıp “Sen ne dolap çeviriyorsun burada” demesi de meşhur deyimimizi doğurmuş işte...

Ankara'nın kalbinde keyifli müzeler

Altındağ’daki özel müzelere de mutlaka zaman ayırın. Örneğin Koç Müzesi’ni görmek, aynı zamanda Ankara Kalesi’nin ana giriş kapısının karşısında, eskiden At Pazarı olarak bilinen mevkide yer alan, meşhur Rüstem Paşa’nın yaptırdığı Çengel Han’ı da görmek demek. Vehbi Koç’un ilk dükkânının da yer aldığı sanayi müzesinin koleksiyonu genişledikçe hemen yanındaki Safran Han da katılmış müzeye. Tarihin içinde tarih yani... Hanlar demişken; el sanatları ağırlıklı Pirinç Han’ı ve yoğun bir ticaret bölgesinin ortasında kalmış Sulu Han’ı da gezinize dahil edebilirsiniz. Koç Müzesi'nin içinde özellikle görmenizi önereceğimse birebir yaşatılan Ali Rıza Eczanesi... Hemen yandaki Erimtan Müzesi ise arkeloji koleksiyonunun yanı sıra açtığı sergilerle de ilgiyi hak ediyor. Müzede şu sıralar Nurdan ve Yüksel Erimtan Koleksiyonu’ndan “Yan Yana” başlıklı resim sergisi görülebiliyor. Erimtan Müzesi’nin en hoş tarafl arından biri de dizaynı ve eserlerin yerleştiriliş biçimi. Son derece modern.

Cumhuriyetin tarihine yolculuk...

Altındağ Ulus’tan ilk ve ikinci Meclis binalarıyla Ankara’nın simgelerinden Cumhuriyet Anıtı’nı görmeden dönülmez. I. TBMM Binası "Kurtuluş Savaşı Müzesi", II. TBMM Binası ise "Cumhuriyet Müzesi olarak hizmet veriyor. 23 Nisan 1920-15 Ekim 1924 yılları arasında kullanılan ilk binanın kapısından girince o günlere ışınlanıyorsunuz âdeta. 1923 yılında Vedat Tek’in inşa ettiği 2. TBMM Binası’nda da bu duygu sürüyor. İçindeki vitrinlerde başta Atatürk’ün kullandıkları olmak üzere dönemin çeşitli eşyalarını, belge ve fotoğrafl arı incelemek mümkün. Bir de özel müze önerim var: Koyunpazarı Yokuşu’ndan keyifl i dükkânlara baka baka, antikacılarda vakit geçire geçire bu defa Hamamarkası’na gidin: Gökyay Vakfı Satranç Müzesi’ne. 2015’te açılan müzede, 6 kıtada 100'ü aşkın ülkeden toplanan 600’e yakın satranç takımını görmeye... Ayın belli günlerinde müzik etkinlikleri de düzenleniyor burada. Ben “Mavi Gözlü Dev” konserini dinledim, çok keyifl iydi.

Kederli öyküler anlatıyor Ulucanlar

Tam 81 yıl hapishane olarak kullanılan Ulucanlar, bildiğiniz gibi artık bir müze. Hatta geçen sömestr tatilinde, 17 bin kişi tarafından ziyaret edilmiş. 2006'da kapatılan ve Altındağ Belediyesi tarafından restore edildikten sonra 2011’de müze olarak açılan Ulucanlar Cezaevi; bir zamanlar hızlı hızlı volta atılan avluları, yüzlerce kederli hikâyeye tanık olmuş koğuşları, ürkütücü tecrit odaları ve idamlar görmüş kavak ağacıyla ziyaretçiyi kapısından girdiği andan itibaren sarsan bir mekân.

Yarı açık bölümü artık sanat sokağı

Ulucanlar’da koğuşlar korunarak heykellerle mahkumların yaşamlarını aktarmak hedefl enmiş. Ranzalarda yolu Ulucanlar’dan geçmiş Bülent Ecevit’ten Muhsin Yazıcıoğlu’na, Necip Fazıl’dan Nâzım Hikmet’e farklı görüşlerden onlarca ünlü mahkuma dair bilgi panoları var. Bazılarının özel eşyaları da camekânlarda: Deniz Gezmiş’in hırkası, Muhsin Yazıcıoğlu’nun seccadesi bunlar arasında... Cezaevinin yarı açık kısmıysa artık kültür sokağı. Bir yanında Necip Fazıl’ın öbür yanında Nâzım Hikmet’in şiirleriyle süslenmiş bu sokakta atölyeler arasında dolaşmayı da unutmayın.

Kültür atölyelerine katılım yoğun

Ulucanlar’ın Sanat Sokağı’nda önce birkaç resim atölyesine, ardından ahşap boyama yapan sanatçıların yanına ve cam üfl eyenlere uğrayıp sohbet ettik biraz. İlgi yoğun atölyelere. Eğer Altındağ turunuzdan evinize sevdikleriniz için orijinal hediyeliklerle dönmek istiyorsanız, doğru yerlerden birindesiniz diyebilirim. Burada geçen hafta Altındağ Belediyesi Kadınlar Eğitim ve Kültür Merkezleri’nin organizasyonuyla bir keçe sergisi vardı. Marifetli hanımlarımızın el emeği göz nuru ürünler çok şıktı doğrusu.

Bu konularda ilginizi çekebilir