Karadeniz’in yeşil altını alarm veriyor

Fındık sektörünün sorunları katmanlı ve acil çözüm bekleyen niteliktedir. Doğru hamlelerin zaman kaybetmeksizin atılması, üreticinin direncini artıracak ve sektörün sürdürülebilirliğini sağlayacaktır.

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!
Karadeniz’in yeşil altını alarm veriyor

Ekonomist – Bankacı UĞUR GÜNDÜZ

Özellikle son dönemde fın­dık üreticileri ve dolayısıy­la yerli fındık sektörü ciddi bir darboğazdan geçiyor. Çiftçi bir yandan fırlayan üretim maliyetleri ve rekabetten uzak piyasadaki ma­liyet altı fiyatlandırmalarla müca­dele ederken, diğer yandan da bu sene etkisi biraz azalsa da kahve­rengi kokarca zararlısının yarattı­ğı tahribatla baş etmeye çalışıyor.

Satın alıcı tarafı ise ürün kalite­sindeki düşüş nedeniyle tedarik ettiği fındığı pazarlamakta güçlük çektiğini iddia ediyor.

Bu sezon rekoltenin 700 bin ton seviyesinde gerçekleşmesi bekle­nirken üretim maliyetleri geçen yı­la kıyasla en az yüzde 50 oranında artmasına rağmen fındık fiyatları yüzde 40'lık bir gerilemeyle 180- 200 TL bandına sıkışmış durum­da. Üstelik kalite kaybı gerekçe gösterilerek fiyatlar daha da aşa­ğı çekiliyor; fındığının elde kalma­sı riskiyle yüzleşen üretici, bu dü­şük rakamlara razı gelmek zorunda kalıyor.

TMO’nun açıkladığı 250.- liralık fiyat taban fiyat olamıyor maalesef. Çünkü TMO dönüm başına 100 kg fındık alıyor. Ayrıca TMO’ya fındık satmak kolay bir iş değil. Açıklanan rakam 50 randıman fındığın fiyatı.

İkinci alternatifiniz olan tüccar­lar ise TMO’nun piyasaya güçlü bir şekilde girmemesi nedeniyle, se­zon alımına 170 TL’den başlıyor.

Yıllık 2,5 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşan ve küresel pazar­da lider konumda bulunan sektö­rümüz, tarladaki bu yapısal krizler sebebiyle pazar hakimiyetini kay­betme riskiyle karşı karşıya. Böyle giderse fındık çiftçisi zarar ettiği ürünü gözden çıkaracak ve rekolte­de ciddi düşüşler olacak.

Dünya genelindeki üretimin yüzde 30'unu üstlenen ABD, İtal­ya ve Gürcistan gibi rakip ülkeler, Türkiye'nin yaşadığı bu aksaklık­ları kendi lehlerine bir avantaja dö­nüştürme gayretinde.

Üretim sorunları

Artan maliyetler ve fiyat is­tikrarsızlığı: Gerek bakım mas­raflarının (gübre, bahçeleme, ilaç­lama, tırpan) gerekse hasat işçili­ğinin katlanarak artması, üreticiyi ekonomik olarak tükenme nokta­sına getirdi. Giderlerdeki yüzde 50'yi aşan artışa karşı ürün satış fiyatının yüzde 40 oranında değer kaybetmesi, fındık yetiştiriciliğini kârsız bir uğraş haline getirdi. Çift­çi bahçelerin bakımından ve har­camalardan kısmaya başlayınca da bu sefer kalite sorunu derinleşme­ye başlıyor.

Tarımsal ihracatın önemi: Piyasadaki fiyat dengeleri ve ihra­cat verileri, fındığın geleceğine da­ir kritik mesajlar veriyor. Küresel arzın yaklaşık yüzde 70'ini tek ba­şına sağlayan Türkiye'de fiyatlar, doğrudan iç piyasadaki rekolte re­jimine ve ürün kalitesine bağlı şe­killeniyor. İhracat gelirimiz yıllık bazda 1,7 milyar dolar ile 2,6 mil­yar dolar arasında dalgalanmakta ve toplam ihracatımızın yüzde 1'lik kısmını karşılamaktadır. 2025 yılı ihracatı 2.2 milyar dolar olup, 2024 yılına göre 85 bin ton ve 300 mil­yon dolar düşüş göstermiştir. Bu sene ise yüksek rekolte beklentisi­ne rağmen artan maliyetler, düşen fiyatlar ve kalitedeki kokarca tah­ribatı ihracat gelirlerimizin potan­siyelinin altında kalma riskini do­ğurmaktadır.

Piyasada arz arttığında veya fi­yatlar aşırı yükseldiğinde küresel alıcılar ve çikolata devleri ikame hammaddelere yönelebiliyor. İde­al senaryo; yüksek rekolte ve yük­sek kalitenin, üreticiyi koruyan adil bir fiyatla buluşması ve toplam ihracat gelirimizin artırılmasıdır.

Üretimin geleceği için ne yapmalı?

●Maliyet odaklı devlet des­teği: Artan girdi maliyetleri ve za­rarlı böceklerle mücadelede dev­let desteği şarttır. Klasik alan bazlı gelir desteği yerine, doğrudan güb­re, ilaç ve işçilik kalemlerini hedef alan "maliyet desteği" ve düşük fa­izli tarımsal kredi imkanları dev­reye sokulmalıdır.

●Fiyatlarda piyasa istikra­rı: Dalgalanmaları önlemek adına taban fiyatın üretim maliyetlerini ve çiftçi refahını karşılayacak se­viyede açıklanması gerekir. Dev­let, regülasyon görevini üstlenerek kotaları kaldırmalı, depolama ve li­sanslı depoculuk kapasitesini artı­rarak piyasada güçlü bir alıcı konu­muna geçmelidir.

●Gelişmiş kooperatifleşme modeli: Gelişmiş ülkelerde son tüketici fiyatının aslan payı üre­ticiye gider­ken, ülkemiz­de tarladan çıkan ürün ile raf fiyatı ara­sında uçurum bulunmak­tadır ve kazancın büyük kısmı aracılara kalmaktadır. Fındık üre­ticilerinin güçlü kooperatif çatısı altında birleşmesi, hem girdi ma­liyetlerini düşürecek hem de pazar masasındaki elini güçlendirecek­tir. Bu amaçla kurulan FİSKOBİR­LİK Piyasa yapıcı özelliğini yitir­miş, açıklanan 255 liranın altında alım yapmaya çalışmaktadır.

Dolayısıyla mevcut yapılar ye­rine, bölgeselden ulusala uzanan yeni bir birlik kurulmalı; bu yapı piyasanın en büyük aktörü olarak rekabetçi bir fiyat dengesi oluş­turmalıdır.

Radikal adımlar

1 Arazi reformu ve yaşlı bahçelerin yenilenmesi

*Bölünmüş arazileri birleş­tirme: Türkiye’de fındık bahçeleri miras yoluyla ufalmış durumdadır. Parseller küçük olduğu için meka­nize tarım (makineli bakım ve top­lama) yapılamıyor, birim maliyet ta­van yapıyor. Hukuki düzenlemelerle arazilerin işletme ölçeğine getiril­mesi (bütünleştirilmesi) gerekir.

●Gençleştirme projesi: Bah­çelerin büyük bölümü 50-60 yıllık ve ekonomik ömrünü tamamlamış durumda. Dekar başına verim Tür­kiye’de 80-100 kg civarındayken, ABD ve İtalya’da modern dikim teknikleriyle 250-300 kg seviye­lerindedir. Bahçelerin ocak siste­minden sıralı/çit dikim sistemine geçirilerek yenilenmesi verimi iki-üç katına çıkaracaktır.

2 Ham maddeden ‘işlenmiş ürün’ ihracatına geçiş

●Katma değerin yükselmesi: Türkiye fındığı büyük oranda çu­vala koyup "kabuklu" veya "kırma iç fındık" olarak ihraç ediyor. Yani katma değeri, ürünü işleyip çikola­ta ve pralin yapan Avrupalı dev şir­ketler kazanıyor.

●Ulusal markalar ve tarım­sal sanayi: Fındık ezmesi, fındık unu, fındık yağı, endüstriyel çiko­lata ve kozmetik girdisi gibi yüksek katma değerli işlenmiş ürün üre­ten tesislerin kurulması için özel teşvikler sağlanmalı ve global pa­zarlara kendi markalarımızla giril­mesi sağlanmalıdır.

3 Zararlılara karşı dijital/biyolojik mücadele

●Bölge bazlı mücadele merkez­leri: Kahverengi kokarca ve kül­leme (küf ) gibi tehditler birey­sel çabayla çözülemez. Karadeniz boyunca Tarım Bakanlığı koordi­nasyonunda erken uyarı sistem­leri kurulmalı, gerekirse biyolojik ajanlar (samuray arısı vb.) labora­tuvar ortamında çoğaltılıp doğaya salınmalıdır.

4 Fiyatlandırma gücünü Türkiye'ye çekmek

●Hamburg Borsa bağımlılı­ğına son: Dünya fındık üretimi­nin %70'ini yapan ülke fiyatı be­lirleyemiyor; fiyat Hamburg veya İtalya'daki alıcıların inisiyatifine kalıyorsa burada stratejik bir ha­ta vardır.

●Uluslararası Fındık Borsa­sı: Türkiye'de (Giresun veya Ordu merkezli) fiziksel ve dijital altyapı­sı güçlü, lisanslı depoculukla des­teklenmiş, uluslararası geçerliliği olan bir Fındık Borsası kurulmalı­dır. Ürün lisanslı depoya girdiğin­de üreticiye finansman sağlanmalı, pazarlık gücü dev alıcıların elinden alınmalıdır.

5 Sözleşmeli tarım

Fındık üreticilerinin bü­yük kısmı gurbette yaşayıp sadece fındık zamanı bahçeye giren "pazar çiftçisi" durumunda. Bu yapı terk edilmeli; bahçe bakımları profes­yonel tarım şirketlerine veya güç­lü kooperatiflere devredilmelidir.

Sanayici veya kooperatif ile çift­çi arasında önceden alım garanti­li, kalite esaslı sözleşmeler yapıla­rak hem çiftçinin geliri güvenceye alınmalı hem de sanayicinin kali­teli ham maddeye erişimi garanti edilmelidir.

Fındık sektörünün sorunları katmanlı ve acil çözüm bekleyen niteliktedir. Doğru hamlelerin za­man kaybetmeksizin atılması, üre­ticinin direncini artıracak ve sek­törün sürdürülebilirliğini sağla­yacaktır. Aksi takdirde, net döviz girdisi sağlayan ve tarımsal ihra­catımızın amiral gemisi olan fın­dık sektörü kan kaybetmeye devam edecektir.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL