Prof. Dr. Osman Müftüoğlu: Artık mesele daha uzun değil, daha iyi yaşamak

Yapay zekâ destekli tıp, genetik analizler ve “longevity” (sağlıklı uzun yaşam) yaklaşımı sağlık dünyasında yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’na göre artık hedef yalnızca ömrü uzatmak değil; insanı hastalıklardan uzak, zihinsel ve fiziksel olarak güçlü bir yaşlılığa hazırlamak.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu: Artık mesele daha uzun değil, daha iyi yaşamak

İnsan ömrü uzuyor. Ancak asıl soru artık kaç yıl yaşadı­ğımız değil, o yılları nasıl ge­çirdiğimiz. Çünkü bugün Türki­ye’de ortalama yaşam süresi 79 yıla yaklaşırken, sağlıklı geçiri­len süre yaklaşık 64 yılda kalıyor. Başka bir ifadeyle insanlar hayat­larının ortalama 14-16 yılını has­tanelerde, ilaçlarla, kronik has­talıklarla ve bakım süreçleriyle geçiriyor. İşte tam da bu nedenle dünyada yeni bir sağlık paradig­ması yükseliyor: Longevity. Ya­ni yalnızca daha uzun yaşamak değil; daha enerjik, daha bağım­sız, daha üretken, daha sosyal ve daha kaliteli yaş almak. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’na göre insan­lık artık “uzun yaşam” çağından “iyi yaşam” çağına geçiyor. “Es­kiden mesele yaşam süresiydi. Şimdi mesele yaşam kalitesi” di­yen Müftüoğlu, modern tıbbın yeni hedefini şu sözlerle özetli­yor: “İnsan ömrünü uzattık ama yaşlılığı uzatmayı da beraberinde getirdik. Şimdi yaşlılığı sıkıştır­mayı öğrenmek zorundayız.” Pe­ki “yaşlılığı sıkıştırmak” ne anla­ma geliyor?

“Sıkıştırılmış yaşlılık” dönemi başlıyor

Müftüoğlu’nun en çok üzerin­de durduğu kavramlardan biri “sıkıştırılmış yaşlılık.” Bu yakla­şımın temelinde, hastalıkların ve yaşlılık belirtilerinin mümkün olduğunca geç başlaması yatıyor. Yani amaç; 60 yaşından sonra ya­vaş yavaş çöken bir beden değil, ileri yaşlara kadar aktif kalabi­len bir yaşam modeli oluşturmak. “90 yaşına zımba gibi girmek la­zım” sözleri de tam olarak bu yak­laşımın özeti. Çünkü longevity yaklaşımına göre mesele yalnız­ca kalp atışının devam etmesi de­ğil; hafızanın korunması, kas gü­cünün sürmesi, sosyal hayattan kopmamak ve bağımsız yaşaya­bilmek.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’na göre tıp artık yeni bir dönemin eşiğinde. “Reaktif tıp” olarak ta­nımlanan, hastalık ortaya çık­tıktan sonra müdahale eden sis­tem yerini “öngörücü tıbba” bı­rakıyor. Müftüoğlu bunu “Tıp 1, Tıp 2 ve Tıp 3” dönüşümü olarak tanımlıyor. İlk dönemde insan­lar geleneksel bilgilerle hayatta kalmaya çalışıyordu. İkinci dö­nemde modern tıp hastalığı teş­his edip tedavi etmeye odaklandı. Şimdi ise üçüncü aşamaya geçi­liyor: Hastalık oluşmadan yıllar önce riski görmek, süreci yönet­mek ve mümkünse hastalığı hiç ortaya çıkmadan durdurmak. Müftüoğlu’na göre bu dönüşüm tıp tarihinin en büyük kırılmala­rından biri. “Yeni tıp sana ‘hasta­sın’ demeyecek. ‘10 yıl sonra has­ta olabilirsin’ diyecek” ifadeleri­ni kullanan Müftüoğlu, geleceğin sağlık sisteminin tamamen kişi­ye özel işleyeceğini söylüyor.

Yapay zekâ sağlık dünyasını yeniden yazıyor

Bu dönüşümün merkezinde ise yapay zekâ destekli yeni ne­sil sağlık teknolojileri bulunuyor. Özellikle Alzheimer ve kanser alanında geliştirilen sistemler, tıbbın yönünü değiştirecek kadar güçlü bulunuyor. Geçmişte Alz­heimer riskini anlamak için omu­rilik sıvısı alınması gerekirken, bugün yapay zekâ destekli biyo­belirteç analizleri sayesinde yal­nızca kan örneğiyle 15-20 yıl son­rasına dair risk hesaplamaları yapılabiliyor. Müftüoğlu, “Al­zheimer’ın sonu geldi di­yebiliriz” derken, has­talığın tamamen yok olmayacağını ancak ciddi biçim­de geciktirilebileceğini vurgulu­yor. “Eskiden Alzheimer kaderdi. Şimdi yönetilebilir bir risk haline geliyor” diyen Müftüoğlu’na göre önümüzdeki 10 yıl içinde nörolo­jide büyük bir kırılma yaşanacak.

Kanserde “erken tahmin” çağı

Benzer bir dönüşüm kanser ala­nında da yaşanıyor. ABD’de geliş­tirilen “cell-free DNA” testleriy­le, hücrelerin kana bıraktığı DNA parçaları yapay zekâ tarafından analiz ediliyor. Özellikle pankre­as, yumurtalık, karaciğer, böbrek ve akciğer gibi çoğunlukla ileri ev­rede fark edilen kanserlerde yıllar öncesinden risk sinyalleri yaka­lanabiliyor. Henüz oldukça paha­lı ve sınırlı merkezlerde uygula­nabilen bu sistemler, tıbbı “erken teşhis” döneminden çıkarıp “er­ken tahmin” çağına taşıyor. Müf­tüoğlu bu değişimi şöyle anlatı­yor: “Kanseri bulmaya çalışmı­yoruz artık. Kanserin geleceğini anlamaya çalışıyoruz.”

Bu yaklaşımın en kritik nokta­sı ise hastalık ortaya çıkmadan yaşam tarzını değiştirebilmek. Çünkü uzmanlara göre önümüz­deki dönemde sağlık sistemleri tedaviden çok koruyucu modele yatırım yapacak.

En güçlü faktör sosyal ilişkiler

Ancak longevity yalnızca tek­noloji meselesi değil. Müftüoğ­lu’na göre insan ömrünü belir­leyen en güçlü faktörlerden bi­ri hâlâ sosyal ilişkiler. Ve bunun en önemli dayanaklarından biri Harvard Üniversitesi’nin 80 yılı aşan meşhur araştırması. Araş­tırmanın vardığı sonuç son dere­ce çarpıcı: Uzun ve sağlıklı yaşa­mın en önemli belirleyicisi güçlü insan ilişkileri. Yani iyi yaşlan­mak sadece spor yapmak ya da doğru beslenmekle ilgili değil; yalnız kalmamak, arkadaşlarla yaş almak, aile içinde var olmak ve hayatla bağ kurmaya devam etmekle ilgili. Müftüoğlu, sos­yal izolasyonun özellikle yaşlı­lık döneminde ciddi bir sağlık tehdidi oluşturduğunu be­lirtiyor. Bu nedenle çekir­dek ailenin korunmasını yalnızca sosyolojik değil, biyolojik bir ihtiyaç ola­rak değerlendiriyor.

“Durma, düşme, üşütme”

Osman Müftüoğlu’nun yıllardır tekrar ettiği “durma, düşme, üşütme” mottosu longevity anlayışının da özeti niteliğinde. “Durma; Çünkü hareketsizlik modern çağın en büyük sağlık risklerinden biri. Düşme: Çünkü ileri yaşlarda yaşanan kırıklar çoğu zaman geri dönüşü olmayan süreçler başlatıyor. Üşütme: Çünkü bağışıklık sistemi yaş aldıkça daha kırılgan hale geliyor.”

Muhteşem dörtlü: Uyku, beslenme, hareket, sosyal bağ

Longevity yaklaşımının merkezinde Müftüoğlu’nun “muhteşem dörtlü” olarak tanımladığı dört temel unsur bulunuyor: uyku, beslenme, hareket ve sosyal ilişkiler. “İyi uyumayan insan genç kalamaz” diyen Müftüoğlu, özellikle uyku kalitesinin bağışıklık sistemi ve beyin sağlığı üzerinde belirleyici rol oynadığını söylüyor. Hareket için ise “spor yapmak değil, hareketli yaşamak gerekiyor” ifadesini kullanıyor. Beslenmede katı yasaklardan çok sürdürülebilir dengeyi savunan Müftüoğlu, “Hayatı uzatırken hayatın tadını kaçırmamak lazım” diyor.

“50 yaş köprüden önceki son çıkıştır”

Longevity yaklaşımında yaş kavramı da yeniden tanımlanıyor. Müftüoğlu’na göre insan bedeni için ilk kırılma noktası 35 yaş. Metabolizma yavaşlıyor, kas kaybı başlıyor, uyku kalitesi düşüyor, stres yükü artıyor ve hormonal denge değişmeye başlıyor. 50 yaş ise onun ifadesiyle “köprüden önceki son çıkış.” Çünkü diyabet, damar sertliği, hipertansiyon, kanser ve nörodejeneratif hastalık riskleri bu dönemden sonra ciddi biçimde yükseliyor. “50 yaşından sonra beden sizden hesap sormaya başlıyor” diyen Müftüoğlu, bu dönemin yaşam alışkanlıklarını değiştirmek için kritik eşik olduğunu söylüyor. Ancak ona göre 65 yaş artık eski anlamıyla yaşlılık değil. Müftüoğlu, doğru yaşam yönetimiyle insanların ileri yaşlarda da üretmeye devam edebileceğini vurguluyor.

Check-up dönemi bitti, check-forward başladı

 Medicana Zincirlikuyu Hastanesi’nde Prof. Dr. Osman Müftüoğlu liderliğinde kurulan longevity bölümünde klasik check-up yaklaşımının ötesine geçen “check-forward” modeli uygulanıyor. Sistem; kişinin yalnızca bugünkü sağlık durumuna değil, gelecekte oluşabilecek risklerine odaklanıyor. Merkezde yapay zekâ destekli analiz sistemleri, biyolojik yaş ölçümleri, damar yaşı değerlendirmeleri, bilişsel performans analizleri ve metabolik taramalar aynı çatı altında toplanıyor. Özellikle ABD’de geliştirilen ve 40’tan fazla kanser türüne yönelik risk analizi yapabilen “10’lu test” sistemi dikkat çekiyor. Hücrelerin kana bıraktığı DNA izlerini inceleyen bu teknoloji sayesinde bazı kanser türleri yıllar öncesinden tahmin edilebiliyor. Merkezde ayrıca Alzheimer risk analizleri, yapay zekâ destekli sağlık aynaları, hücresel enerji ölçümleri, oksijen terapileri ve kişiselleştirilmiş yaşam planlamaları da uygulanıyor. Amaç; hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değil, süreci yıllar öncesinden yönetebilmek.

Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Genel Müdürü Uzm. Dr. Oğuzhan Cücü ise “MedicanaZincirlikuyu’da kurduğumuz Longevity Bölümü için 3,5 milyon doların biraz üzerinde bir yatırım yapıldı. Türkiye’de ilk kez bir hastane bünyesinde bu kapsamda bir yapı kuruluyor. Burada başlayan longevity bölümümüzün zaman içinde grubumuzun diğer lokasyonlarında da örneğin Medicana Bursa, Medicana Ankara ve Medicana İzmir’de de devam edecek” dedi.