Deniz dolgusu üzerinde 15 milyar dolarlık mucize

1950’lerde savaşın yıkımını yaşayan Güney Kore, bugün deniz dolgusu üzerine kurduğu Incheon Serbest Ekonomik Bölgesi (IFEZ) ile küresel yatırımın merkezlerinden biri haline geldi. 15 milyar dolarlık yabancı yatırım çeken, 3 bin 854 şirketin faaliyet gösterdiği model; teknoloji, lojistik ve sanayi entegrasyonuyla dikkat çekiyor.

Deniz dolgusu üzerinde 15 milyar dolarlık mucize

Nagihan KALSIN - SEUL

Bir zamanlar savaşın yıktığı bir ülke… Bugün ise yapay zekâ, biyoteknoloji ve ileri üretim teknolojilerinin merkezlerinden biri. Güney Kore’de düzenlenen World Journalists Conference 2026’da, 50 farklı ülkeden toplam 60 gazetecinin bir araya geldiği konferans kapsamında, Güney Kore’nin Incheon kentinde kurulan Incheon Serbest Ekonomik Bölgesi’ni (IFEZ) de gezme fırsatı bulduk. IFEZ yalnızca bir yatırım bölgesi değil; uzun vadeli devlet planlamasıyla şekillenen stratejik kalkınma modelinin sahadaki karşılığı olarak öne çıkıyor. Deniz dolgusu alanlar üzerine inşa edilen Songdo başta olmak üzere üç ana bölgeden oluşan IFEZ; finans, lojistik, biyoteknoloji ve ileri teknoloji sektörlerinin entegre biçimde planlandığı bir ekonomik ekosisteme dönüşmüş durumda. Bugün bölgede yalnızca fabrikalar değil; üniversiteler, yaşam alanları, lojistik merkezleri, veri altyapıları ve küresel yatırım ağları birlikte inşa ediliyor.

Deniz dolgusu üzerinde 15 milyar dolarlık mucize - Resim : 1

“Her gün yeniden kurulan bir şehir”

IFEZ yönetimi projeyi “her gün yeniden inşa edilen bir şehir” olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım, Güney Kore’nin kalkınma anlayışını da özetliyor. Statik değil; sürekli güncellenen, teknolojiye göre yeniden şekillenen bir model Bugün “IFEZ 2.0” vizyonuyla yapay zekâ, robotik, biyoteknoloji, akıllı üretim ve mikroelektronik alanlarına odaklanılıyor. Böylece bölge yalnızca üretim merkezi değil, aynı zamanda yüksek katma değerli teknoloji üssü haline getiriliyor.

Deniz dolgusu üzerinde 15 milyar dolarlık mucize - Resim : 2

15 milyar dolarlık yatırım çekti

2003 yılında ilan edilen IFEZ, yaklaşık 20 yılda gelgit alanlarından küresel yatırım merkezine dönüştü. 53,36 kilometrekarelik alanda geliştirilen proje kapsamında 21,5 trilyon wonluk altyapı yatırımı yapılırken, bölge bugüne kadar 15 milyar dolarlık yabancı yatırım çekti. Hâlihazırda bölgede 3 bin 854 şirket faaliyet gösterirken, bunların 311’ini doğrudan yabancı yatırımcı firmalar oluşturuyor. Ancak dönüşümün temelinde yalnızca rakamlar bulunmuyor. Bölge; sanayi, finans, lojistik, eğitim ve yaşam alanlarını tek plan içinde buluşturan bütünleşik bir model üzerine kurulduğu için dikkat çekiyor.

Deniz dolgusu üzerinde 15 milyar dolarlık mucize - Resim : 3

Yüksek teknoloji yatırımlar cazip hale geliyor

IFEZ’in yatırım çekme gücünün arkasında güçlü entegrasyon bulunuyor. Incheon Limanı’nın toplam yük hacminin yüzde 60’tan fazlasını karşılaması ve uluslararası havalimanının bölgeyi 147 şehre üç saatlik uçuş mesafesine bağlaması, küresel erişimi kolaylaştırıyor. Songdo’da gelişen biyoteknoloji kümelenmesi, sağlık yatırımları ve uluslararası üniversitelerin yetiştirdiği nitelikli insan kaynağı da bölgeyi yüksek teknoloji yatırımları açısından cazip hale getiriyor. Böylece yatırımcı yalnızca üretim yapmıyor; aynı anda finansmana, lojistiğe, insan kaynağına ve küresel pazarlara erişim imkânı elde ediyor.

Deniz dolgusu üzerinde 15 milyar dolarlık mucize - Resim : 4

“Güçlü sanayi olmadan kalıcı ihracat olmaz”

Incheon modeli, Türkiye açısından yalnızca başarılı bir serbest bölge örneği değil; aynı zamanda sanayi politikaları açısından dikkat çeken bir dönüşüm hikâyesi niteliği taşıyor. Türkiye’de son dönemde sanayisizleşme tartışmaları iş dünyasının da ana gündem başlıklarından biri haline gelmiş durumda.

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, son Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı’nda yaptığı değerlendirmede, imalat sanayisinin milli gelir içindeki payındaki gerilemenin artık akademik bir tartışma olmaktan çıktığını belirterek, bunun somut bir politika başlığına dönüştüğünü söyledi. Ardıç, “Güçlü sanayi olmadan kalıcı ihracat olmaz, nitelikli istihdam olmaz, teknoloji üretimi olmaz. Sanayi zayıflarsa yalnızca üretim değil, büyümenin kalitesi de, rekabet gücümüz de zayıflar” dedi.

“Devletler yeniden sahaya dönüyor”

Küresel rekabette artık yalnızca şirketlerin değil, devletlerin ve üretim ekosistemlerinin yarıştığını vurgulayan Ardıç, ABD’nin Çip Yasası ile yarı iletken sektörünü, Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat ile temiz teknolojileri, Çin’in ise yapay zekâ ve elektrikli araç yatırımlarını desteklediğine dikkat çekti.

Güney Kore’nin de yarı iletken ve batarya stratejileriyle teknoloji üretim altyapısını güçlendirdiğini belirten Ardıç, “Hiçbiri ‘piyasa ne derse o olsun’ diye düşünmüyor. Artık devlet aklı sanayinin gelişiminde ve finansmanında öne çıkıyor. 21. yüzyılın rekabeti yalnızca firmalar arasında değil, devletler ve ekosistemler arasında yaşanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

“Brezilya gibi bir ekonomiyle mi yetineceğiz?”

Türkiye’nin önünde tarihî bir tercih bulunduğunu söyleyen ASO Başkanı Seyit Ardıç, şu ifadeleri kullandı:

“Brezilya gibi, hammaddeye, iç pazara ve dönemsel büyümeye yaslanan bir ekonomiyle mi yetineceğiz; yoksa Güney Kore gibi teknolojiyi, ihracatı, markayı, verimliliği merkeze alan bir üretim/sanayi gücü mü olacağız?” Ardıç, “Konu yalnızca daha çok fabrika kurmak değildir. Asıl belirleyici olan hangi teknolojiyi ürettiğimizdir. İhracatta kilogram başına değerimizi ne kadar yükselttiğimizdir. Sanayicimizin küresel rekabette ulaşacağı yüksek konumdur” dedi. Türkiye’nin stratejik tercihini netleştirmesi gerektiğini vurgulayan Ardıç, “Türkiye, Avrasya’nın Brezilya’sı değil; Güney Kore’si olmak zorundadır” değerlendirmesinde bulundu.