Yabancı yatırımcı kontrollü bir şekilde özendiriliyor

Yabancı yatırımları kontrollü olarak özendirmek amacıyla belli bölgelerde “özel bölge” uygulamasına 1990’lı yıllarda geçilmiş...

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

kore-4.jpgYabancı yatırımları kontrollü olarak özendirmek amacıyla belli bölgelerde “özel bölge” uygulamasına 1990’lı yıllarda geçilmiş. Çin’in özel ekonomik bölge (ÖEB) modelinden esinlenen bu uygulamada, belirlenen bölgelerde ülkenin genel politikalarından daha avantajlı politikalar uygulanmakta. İlk ÖEB, 1991’de, Çin ve Rusya sınırındaki Rason’da açılmış. Ziyaret ettiğimiz, Güney Kore ile Kuzey Kore’yi ayıran sınırın bulunduğu Kaseong ilindeki Gaesong Sanayi Kompleksi, güneyden sermaye ve teknoloji, kuzeyden de ucuz işgücü ve toprak işbirliğine dayanıyor. 2004’te faaliyete geçen ve 55 bin Kuzey Korelinin istihdam edildiği bölgede 2014’te, %60’ı tekstil üreten 124 küçük ve orta ölçekli şirket bulunmaktaydı. İşçilerin her türlü yan ödeme ve fazla çalışma ücreti dâhil ayda 155 ABD Doları aldığı bölgede, bugünlerde, Kuzey Kore’nin, ücretlerin 164 ABD Doları’na yükseltilmesi yönündeki isteği görüşülüyor. 

2013 ve 2014’te çıkarılan kararnamelerle, 20 özel bölgenin kurulmasına karar verilmiş. Yeni kurulacak olanlarla birlikte, özel ekonomik bölge, ekonomik kalkınma bölgesi, sanayi kalkınma bölgesi, turist kalkınma bölgesi gibi farklı adlarla özel bölgelerin sayısının 25’e ulaşması planlanıyor. Özel bölgelerin çoğunluğu, 2014 yılında kurulan Dış Ekonomik İlişkiler Bakanlığının yönetiminde. 

Yabancı sermaye, daha çok, ülkenin dışa açılan kapısı görünümündeki Çin’den geliyor. Çok sayıda Çinli ortak girişim şirketleri bankacılıktan gıda ve tekstil üretimine kadar çeşitli alanlarda faaliyet gösteriyor. Ülkenin dış ticaretinde de Çin ilk sırada. Çin’e kömür, deniz ürünleri ve mantar ihraç edilirken; bu ülkeden yiyecek, içecek, makine, araba olmak üzere nerdeyse her şey ithal ediliyor. 

2000’li yılların başında tarım ve sanayi üretiminin örgütlenmesinde yeniden yapılanmaya gidilmiş. Sanayi üretiminde işletmelerin yönetsel özerkliklerinin artırılarak kârlılıklarının artırılması hedefl endiği gibi kırsal üretim biçimi de bir değişme sürecinde. KDHC’nin bu konuda da Çin’in izlediği yoldan gittiği söylenebilir. Üretim kooperatifl eri hacminin daraltılarak daha az sayıda kişiden oluşan çalışma ekiplerinin oluşturulması ve giderek bu ekiplerin aile ölçeğinde daha da daraltılması; devlet kotalarının aşamalı olarak daraltılması ve kota fazlası üretimin kullanımının, satışı dâhil çiftçilere bırakılması gibi politikalar tarımda, mülkiyet rejimi değişmeksizin kısmi bir özelleştirmenin adımları olarak görülebilir. 

Gözlemlerimiz KDHC’de Çin usulü bir liberalleşme politikasının daha da ilerletileceği yönünde. Bu bağlamda turizm önemli bir sıcak para kaynağı olarak görülmekte ve turizm potansiyeli olan alanlar ekonomik kalkınma veya turizm kalkınma bölgesi olarak ilan edilmekte. Şanghay’ın Pudong bölgesi gibi bir kalkınma alanı olarak tasarlanan Pyongyang’daki Change-Jong Caddesi şimdiden cam yüzeyli modern gökdelenlerle çevrelenmiş. Bu bölgedeki “Sunrise Cafee”, dekorasyonundan ürünlerine, hizmet biçiminden fonda çalınan klasik müziğe kadar batılı bir görünüm içinde. Genç, bakımlı, İngilizce bilen kızların hizmet ettiği kahvede, zengin kahve ve pasta türlerinin yanı sıra yüksek kaliteli ithal alkollü içkiler de vardı. Kahvenin alt katındaki markette ise İtalyan peynirinden İsviçre çikolatasına kadar her türlü ithal ürünü bulmak mümkün. 

Kısa sürede açılacağı söylenen ve dışarıdan görüldüğü kadarıyla modern mimarinin izlerini taşıyan yeni Pyongyang havaalanı da dışa daha fazla açılma istekliliğinin altyapıya yansıması olarak görülebilir. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne gideceğimi çevreme söylediğimde çoğu kişinin ülkeyi Kore Cumhuriyeti (Güney Kore) olarak algıladığını fark ettim. Gideceğim ülkenin Kuzey Kore olduğunu öğrenenlerin bu kez yüzlerinde bir şaşkınlık ifadesi ve kimi zaman da “ne işiniz var orada” türünde tepkileriyle karşılaştım. Bazı tanıdıklarım ise bu girişimimi heyecanla ve merakla karşıladı. Bu tepkilerin; bir ölçüde, halen küresel kapitalist sistemin dışında kalan ve bu sisteme kapalı bir ülkenin, çoğu zaman önyargılı Batı medyasının haberlerinin biçimlendirdiği çok sınırlı bilgilerle algılanmış olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bulunduğum sürece, ülkeye bütün bu önyargılardan, algılardan bağımsız olarak yalnızca bakmaya, görmeye ve anlamaya çalıştım. 

Altı gece kaldığımız Pyongyang ve günlük çevre gezileri kapsamında, Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, üstten ve kuşatıcı bakışla bakıldığında, Çin Halk Cumhuriyeti’nin reform ve dışa açılma sürecinin başlangıç yıllarını çağrıştırdı. Bu benzerlik ve hâlihazırda yürütülen politikalar ülkede uzun vadede daha ileri değişimlerin beklenebileceğinin işaretini verdi. Resmen kapitalizme alternatif bir kalkınma modelini benimseyen ülkenin bu modelinin değişme sürecine girdiği ve çok kontrollü, Çin kadar hızlı olmasa da, Çin usulü bir sosyalizm/kapitalizme doğru yöneldiği söylenebilir.

Türkiye-Kuzey Kore İlişkileri
Türkiye ile KDHC, 15 Ocak 2001 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere büyükelçilik düzeyinde diplomatik ilişki kurmakla birlikte iki ülke arasında ilişkiler son derece sınırlı. Türkiye’nin Seul Büyükelçiliği KDHC’ye, KDHC’nin Sofya Büyükelçiliği ise Türkiye’ye akredite. Ekonomi Bakanlığının verilerine göre, 2012’de 4 milyon ABD Doları’na yaklaşan iki ülke arasındaki ticaret hacminde Türkiye’nin ticaret açığı yaklaşık 3,5 milyon ABD Doları.