Yaşlılar küresel ekonominin çehresini değiştiriyor

Dünyanın dev ekonomileri, yaşlı nüfus oranının artmasınedeniyle işgücü/tüketici dengelerini tutturmada zorlanıyor

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

HİLAL SARI

İSTANBUL - 20'nci yüzyılda dünya nüfusu iki kere iki katına çıktı. Fakat bu yüzyıl boyunca bir kere bile iki katına çıkmayacak çünkü doğum oranlarını dünyanın büyük bir kısmında keskin bir şekilde düştü. 65 yaş üzerindeki nüfusun ise sadece 25 yılda iki katına çıkacağı belirtiliyor. Bu da işgücünün yaşlandığını, yaşlıların çalışan nüfustan yiyerek çoğaldığını dolayısıyla küresel ekonomiye ciddi etkileri olacağını gösteriyor. Birleşmiş Milletler'in tanımına göre bir ülkedeki yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının %8 ile %10 arasında olması o ülke nüfusunun "yaşlı", %10'un üzerinde olması ise "çok yaşlı" olduğu anlamına gelmektedir. Nüfus projeksiyonlarına göre Türkiye'nin yaşlı nüfus oranının 2023 yılında %10,2'ye yükseleceği ve "çok yaşlı" nüfuslu ülkeler arasında yer alacağı tahmin edilmektedir. Dünya nüfusunun yapısındaki yaşlı nüfusa doğru gerçekleşen kayma, 20'inci yüzyıldaki değişim kadar hızlı değil, fakat The Economist'te yer alan bir analizde de belirtildiği gibi, küresel ekonomiyi yeniden şekillendirecek güçte. Analize göre nüfusların demografik yapısındaki bu değişim ekonomilerin büyümesini yavaşlatıyor ve eşitsizliğin yükselmesine sebep oluyor. 

Tüketici başına düşen çalışan sayısı azalıyor 

Birleşmiş Milletlerin "Dünya Nüfusu Yaşlanıyor 2013" adlı raporunda her tüketici başına düşen çalışan sayısında pozitif bir artışın, kişi başına düşen gelir kaynaklarını artırarak tüketimin de artmasını sağlar. Çalışan nüfusun oranındaki artış insana yatırılan sermayeyi artırır. Bu da gelecekteki verimliliğe ve yaşam standardına olumlu etkiler yapar. Tüm bunlar bir ülkede ciddi bir işsizlik sorunu olmadıkça sağlanabilir. 1970'li yıllardan bu güne dünyanın daha az gelişmiş ekonomilerinde tüketici başına düşen çalışan sayısının arttığını gösteren ‘pozitif demografik pay" işçilerin sayısı tüketenlerden daha hızlı yükseldiği için varlığını sürdürdü. Fakat Birleşmiş Milletler'in tahminleri bu gidişatın sadece 2020 yılına kadar devam edeceğini gösteriyor. Dünyanın gelişmiş ülkerleri de bu pozitif paydan daha küçük bir oranla ve daha kısa bir süre için de olsa 1970 – 2005 yılları arasında faydalanabilmişti. Yani gelişmiş dünyanın ekonomisi yaşlılar tarafından bir süre önce değiştirilmeye başlamıştı. 

2035 yılında 100 yetişkinin 26'sı 65 yaşını aşmış olacak 

Birleşmiş Milletlerin yapmış olduğu tahminlere ve demografik verilerine göre bugün dünya nüfusunun 600 milyon kadarı 65 yaş ve üzerinde. Dünya nüfusunun toplam yüzde 8'ini oluşturan yaşlı nüfusun 2035 yılında 1.1 milyara yükseleceği ve toplam nüfusun yüzde 13'ünü oluşturacağı belirtiliyor. Düşen doğum oranları ve genel anlamda yavaşlayan nüfus büyümeleriyle hesaplanan bu rakamlar gelecekte etrafta daha az genç insan olacağını gösteriyor. Rapora göre yaşlı nüfus bağımlılık oranı – yaşlı insanların çalışma yaşındaki nüfusa oranı – daha hızlı artıyor. 2010 yılında 24-64 yaş arasında olan 100 yetişkin insana karşılık 65 yaş üstünde 16 insan bulunduğu ve bu oranın 1980 yılında da aynı olduğu belirtiliyor. Fakat Birleşmiş Milletler tahminlerine göre yaşlı nüfusun daha hızlı artması sebebiyle bu rakam 2035 yılında 26'ya yükselecek. 

Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus daha hızlı artıyor 

Zengin ülkelerde bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtilen rapora göre Japonya'nın yaşlı bağımlılık oranını 2010-2035 yılları arasında yüzde 43 artacak ve her 100 Japon yetişkine karşılık 69 yaşlı Japon insan olacak. Almanya'da ise bu oranın 38'den 66'ya yükseleceği belirtiliyor. Diğer gelişmiş ülkelere nazaran daha yüksek doğum oranına sahip ABD'de bile yaşlı nüfus bağımlılık oranı yüzde 70'in üzerinde artış yaşayarak 44'e yükselecek. 

Gelişmekte olan ülkelerde bugün bu oran daha düşük olduğu ve çok keskin yükselişlerin yaşanmayacağı halde geçmiş yüzyılla karşılaştırma yapıldığında yaşlı nüfus bu ülkelerde de daha hızlı büyüyecek. Örneğin Çin'de aynı dönem içinde yaşlı bağımlılık oranı iki katından fazla artarak 15'ten 36'ya yükselecek. Latin Amerika ülkelerinde ise 100 çalışan yetişkin karşılığında 14 yaşlı bulunurken bu oran 2035'te 27'ye yükselecek. 

Güney Asya ve Afrika henüz yaşlanmıyor 

Genel ‘grileşme' eğiliminin büyük istisnalarının ise doğum oranının halen çok yüksek olduğu Güney Asya ve Afrika olduğu belirtiliyor. Bu bölgeler 3 milyar insan nüfusuna ev sahipliği yapması sebebiyle, bu doğum hızıyla yüzyıl ortalarında 5 milyara yükseleceği belirtiliyor. Tüm dünyanın yaşlanmasına karşılık bu bölgede genç nüfusun artıyor oluşu, küresel ekonominin yaşlanan nüfusu karşısında tek kozu olduğu belirtiliyor. Fakat The Economist'te yer alan analiz bu nüfus artışlarının genel eğilimi tersine çevirecek güçte değil sadece yavaşlatacak güçte olduğunu söylüyor. Gelişmekte olan dünyanın yaşlı bağımlılık oranının ise neredeyse iki katına çıkarak 2035 yılında 22 olacağı belirtiliyor. 

Yaşlılar büyümeyi yavaşlatıyor, az tasarruf faizleri yükseltiyor 

Yaşlı nüfusun daha büyük bir orana sahip olması büyümenin yavaşlaması anlamına geliyor. Ve yaşlılar servetlerini tüketip bitirdikleri için dünya ekonomilerinin tasarrufl arı azalıyor. Bunun da daha yüksek faiz oranlarına ve varlık fiyatlarının düşmesine yol açtığı belirtiliyor. Bazı ekonomistler daha iyimser bir bakışla insanların bu nüfus kaymasına adapte olarak daha uzun çalışacaklarını ve bu değişimle 65 yaşından sonra kimsenin çalışmadığı bir dünya için yapılan kötü tahminleri iyimserleştireceğini düşünüyor. 

Üçüncü bir grup ekonomist ise ‘Amerikan Keynes' olarak da bilinen Alvin Hansen'in çalışmalarını destekliyor. Hansen 1938 yılında ABD'nin küçülen nüfusunun şirketlerin daha fazla yatırım yapmasına sebep olduğunu – daha küçük bir işgücünün daha az yatırıma ihtiyaç duyduğunu – ve kalıcı durgunluğa engel olacağını savunmuştu. Birkaç ay önce Harward Üniversitesi profesörü ve eski ABD Hazine sektreteri Larry Summers'ın ABD ekonomisinin şimdiden "kalıcı durgunlukla" boğuştuğunu belirtmişti. 

Japonya'yı yavaşlattı, Almanya ve ABD sırada 

Credit Suisse ekonomistlerinden Amlan Roy Japonya'da çalışan nüfusun küçülmesinin 2000- 2013 yılları arasında ülkenin toplam GSYH'sini 0.6 oranında aşağı çektiğini belirtiyor ve bu oranın önümüzdeki dört yıl içinde yüzde 1'e çıkacağını öngörüyor. Almanya'nın küçülen çalışan nüfusunun üke ekonomisinin büyüme hızını yüzde 0.5 düşüreceğini belirtiliyor. ABD ekonomisinde ise 2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş arasında doğmuş ‘baby boomer'ların emekli olmasıyla ekonominin botansiyel büyüme hızının yüzde 0.7 aşağı çekileceği belirtiliyor. 

Yaşam beklentisi 9 yıl arttı, emeklilik sadece 6 ay uzadı 

İşgücünün gerçek büyüklüğünün sadece nüfus yapısına bağlı olmadığı belirtilen analize göre kimlerin ve ne kadar çalıştığı – kadınların çalışıp çalışmadığı – gibi etkenler de önem kazanıyor. Harward profesörleri David Bloom, David Canning ve Günther Fink'in büyük çoğunluğu zengin olan 43 ülkede yapmış oldukları bir araştırma emeklilik yaşının 1965-2005 yılları arasında ortalama altı aydan az yükseltildiği belirtiliyor. Aynı dönem içinde erkek yaşam beklentisinin ise 9 yıl arttığı belirtiliyor. Bu yüzyılda yaşlanmaya adaptasyonun hızlandığı, 2000 yılında 65 yaş üstü ABD vatandaşlarının iş gücüne katılımı yüzde 13'ken bugün bu oranın yüzde 20'ye yükseldiği belirtiliyor. Almanya'da bir çeyrek asır gerisiyle karşılaştırıldığında, 60'lı yaşlarındaki nüfusun neredeyse yarısının halen çalışmakta olduğu belirtiliyor.

Eğitimli yaşlılar işgücünde kalmaya devam ediyor 

Dünya nüfusunun yaşlanarak ekonomiyi hantallaştırmasının önünde durabilecek en önemli engelin eğitim olabileceği belirtiliyor. Çünkü daha iyi eğitim almış insanlar daha uzun süre işgücünün bir parçası olarak kalabiliyor. Brookings Enstitüsü'nden Gary Butless'ın yapmış olduğu bir araştırmaya göre lise mezunu 62-74 arasında yaş arasındaki nüfusun sadece yüzde 32'si çalışmaya devam ediyor. Profesyonel bir derecesi olan üniversite mezunu erkeklerde ise bu oranın yüzde 65 olduğu belirtiliyor. Avrupa'da ise az eğitimli kişilerin sadece yüzde 15'inin 60-64 yaşlarında halen işgücü içinde olduğu belirtiliyor. İşgücünde yer alma oranının eğitimsiz yaşlılarda daha düşük olması aslında çok doğal bir sonuç çünkü bu kişiler genelde yaşlandıkça yapılması fiziksel olarak zorlaşan manuel yetkinlikler gerektiren işlerde çalışıyorlar. 

ABD'de yetkinliği az olan işçilerin ücretlerinde genel bir azalma olduğu ve bu yöntemin yaşlıyı emekli olmaya teşvik ettiği belirtiliyor. Yüksek yetkinlikteki yaşlılar ise işgücünde kalmaya teşvik edilmek için geçmişe göre daha fazla ödeme aldıkları belirtiliyor. 

           2-375.jpg

Yükselen Çin'in yaşlanan ve daralan işgücü eğitimsiz 

Bu iyi eğitimli nüfusu yüksek olan ve yaşlanmaya yeni başlayan ülkeler için aslında çok iyi bir durum. Fakat az gelişmiş ve eğitim seviyesi düşük olan Çin gibi ülkeler içinse olumsuz sonuçları bulunuyor. Çin'in işgücünde bulunan 50-64 yaş arası çalışanın neredeyse yarısının ilkokulu bitirmediği belirtiliyor. Yapılan bir çalışmada gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde 50 yaşındaki çalışanların etkinliği ve yaşlı bağımlılığına etkisi araştırıldı. Bu çalışma yaşlı bağımlılık oranı çok daha yüksek olan Avrupa ve ABD'nin sadece eğitim seviyesinin yüksek olması ve sebebiyle Çin ve Hindistan gibi ülkelere göre yetkinlik bazlı yaşlı bağımlılığının daha düşük olmasını sağlıyor. 

Özetle demografik eğilimlerin küresel ekonomiyi ciddi anlamda değiştireceği belirtiliyor fakat ekonomilerin evrimleri aynı zamanda politika yapıcıların bu yeni gelişen durumlar karşısında göstereceği tepkilere göre gelişeceği belirtiliyor. Öte yandan ülkelerin çoğunda yaşlı nüfusun artıyor olması, konubahis yaşlı nüfusların seçimlerde ve demokrasilerde daha fazla söz hakkına sahip olmasını da sağlayacağı için politik tepkilerin geçmişe göre farklılaşacağının da altı çiziliyor.

Türkiye 2023'te "çok yaşlı" nüfus yapısına sahip ülkeler arasında olacak

Birleşmiş Milletler'in tanımına göre bir ülkedeki yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının %8 ile %10 arasında olması o ülke nüfusunun "yaşlı", %10'un üzerinde olması ise "çok yaşlı" olduğu anlamına gelmektedir. Nüfus projeksiyonlarına göre Türkiye'nin yaşlı nüfus oranının 2023 yılında %10,2'ye yükseleceği ve "çok yaşlı" nüfuslu ülkeler arasında yer alacağı tahmin edilmektedir. Ülkemizde yaşlı nüfus, diğer yaş gruplarındaki nüfusa göre daha yüksek bir hız ile artış göstermektedir. Türkiye'de toplam nüfusun artış hızı 2013 yılında ‰13,7 iken yaşlı nüfusun artış hızı bunun yaklaşık 3 katı fazla olup ‰36,2'dir. 

                1-421.jpg

Yaşlı bağımlılık oranı 2030 yılında %19 olacak 

Yaşlı (65 ve daha yukarı yaş) nüfus oranı 2013 yılında %7,7 iken nüfus projeksiyonlarına göre 2023 yılında %10,2, 2050 yılında %20,8, 2075 yılında ise %27,7'ye yükseleceği tahmin edildi. En yüksek yaşlı nüfus oranına 2012 yılında sahip olan ilk üç ülke sırasıyla %24,4 ile Japonya, %21,1 ile Almanya ve %20,8 ile İtalya'dır. Türkiye 2012 yılındaki bu sıralamada 91. sırada yer almaktadır. Yaşlı bağımlılık oranı, çalışma çağındaki her 100 kişiye düşen yaşlı sayısıdır. Türkiye'de 2013 yılında 100 çalışanın bakması gereken yaşlı sayısı 11 iken bu sayının 2030 yılında 19 olması beklenmektedir. 

Öte yandan Türkiye'de çocuk nüfusun payı da azalıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre "0-17" yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 2013 yılında toplam nüfusun %29,7'sini oluşturdu. Çocuk nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde, 2013 yılında çocuk nüfusun %27,3'ünü "0-4" yaş grubu, %27,6'sını "5-9", %28'ini "10-14" ve %17,2'sini ise "15-17" yaş grubu çocuklar oluşturdu. Kentleşme, kadının eğitim düzeyinin artması, çocuk nüfusun toplam nüfus içindeki oranının azalmasına etki etti. Çocuk nüfus oranının 2023 yılında %25,7'ye, 2050 yılında %19,1'e ve 2075 yılında %17,6'ya düşeceği tahmin edildi.

Bu konularda ilginizi çekebilir