Eğitim sisteminin profili çizildi

TEDMEM, 2017 Eğitim Değerlendirme Raporu'nda değişen sınav süreçleri, Türk eğitim sisteminin uluslararası arenadaki yeri gibi 10 farklı başlıkta Türk eğitim sisteminin genel profili çizildi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Kezban KARABOĞA

Türk Eğitim Derneği'nin düşünce kuruluşu TEDMEM, 2017 Eğitim Değerlendirme Raporunu açıkladı. Rapor, eğitim sistemi, değişen sınav süreçleri, öğretmenler, Türk eğitim sisteminin uluslararası arenadaki yeri gibi 10 farklı başlıkta hazırlandı. 2017 yılının son aylarında hareketlenen, ortaöğretim ve yükseköğretime geçişteki sınav değişikliklerinin ele alındığı raporda; sınavlarda yapılan düzenlemelerin, kaldırılan dershane ve etüt merkezi gibi kurumlara olan ihtiyacı bitirmediğine dikkat çekiliyor. Bu konuda TEDMEM, orta ve uzun vadede okulda öğrenme-öğretme süreçlerinin niteliğinin geliştirilmesi konusunda adım atılması gerektiğinin altını çiziyor.

Açıköğretim liselerine kayıtta artış

TEDMEM’in üzerinde durduğu bir diğer nokta ise açık öğretim liselerine kayıtlı öğrenci sayısındaki artış. Raporda bu oranın son 5 yılda yüzde 65 arttığına vurgu yapılıyor. Öğretmenlere getirilen performans değerlendirme sistemine dair yeni bir sınav sektörü oluşabileceği uyarısında bulunan TEDMEM, devlet okullarında 8 bin 848 kişinin ön lisans, 29 bin 736 kişinin ise eğitim fakültesi dışında bir fakülte mezunu olarak ücretli öğretmenlik yaptığına dikkat çekiyor.

TEDMEM Raporu'nda dikkat çeken sorunlar ve çözüm önerileri

Okul dışındaki öğrenci sayısında artış var

Resmi istatistiklere göre 2016-2017 eğitim öğretim yılında net okullaşma oranı ilkokul için yüzde 91.16, ortaokul için yüzde 95.68 iken ortaöğretimde bu oran yüzde 82.57 olarak belirlenmiştir. İlkokul çağındaki her 100 çocuktan 9’u, ortaokul çağındaki her 100 çocuktan 5’i ve lise çağındaki her 100 gençten 18’i okul dışında.

Öneri:  Okul dışında kalan çocuklar ve gençlerin daha çok dezavantajlı ve eğitime erişimi en zor kesimi oluşturdukları dikkate alındığında, bu kesime yönelik özel eylem planlarına ihtiyaç vardır.

Öğretmen performans değerlendirmesi 'sınav sektörü' yaratabilir

Öğretmen Strateji Belgesi çerçevesinde öğretmenlerin performanslarının değerlendirilmesi başta olmak üzere ilk uygulamalar yoğun tepkilerle karşılanmıştır. Bu alanda tedbir alınması gereken öncelikli konu, performans değerlendirmesi kapsamında öğretmenlere uygulanması öngörülen sınavdır. Endişe edilen noktaların başında, öğretmenlerin sürekli sınav odaklı çalışması ve piyasada yeni bir sınav sektörünün oluşması gelmektedir.

Öneri: Performans değerlendirmesinde bir sınav yerine, öğretmenlerin eğitim-öğretim süreçlerindeki uygulamalarının değerlendirildiği bir sistem seçeneği düşünülmeli.

MEB 100 bin öğretmen açığı diyor, eğitim fakültelerinde kontenjan 228 bin

MEB, 2020 yılına kadar öğretmen ihtiyacının 100 bin civarında olacağını açıklamıştır. Oysa 2017 yılında sadece eğitim fakültelerinin kontenjanı 228 bin civarındadır. Öğretmen yetiştirme programlarındaki öğrenci sayıları ile istihdam edilecek öğretmen sayısı arasında uyumsuzluk devam etmektedir.

Öneri: YÖK, öğretmen yetiştiren programların kontenjanlarını gözden geçirmeli. Pedagojik formasyon uygulamasında kontenjanlar ihtiyaçla uyumlu şekilde sınırlandırılmalı. Ücretli öğretmenlik uygulaması kaldırılmalı ve yükseköğretim-istihdam ilişkisi gözden geçirilmelidir.

8 bin ön lisans mezunu ücretli öğretmenlik yapıyor

Öğretmen ihtiyacının karşılanmasında; kadrolu, sözleşmeli ve ücretli öğretmen olmak üzere üç farklı uygulama devam ediyor. 2016-2017 eğitim öğretim yılında ücretli olarak derse girenlerden 8 bin 484’ünün ön lisans mezunu, 29 bin 736’sının ise eğitim fakültesi mezunu olmayan lisans mezunu olması dikkat çekici.

Öneri: Adaylar arasından öğretmenlik mesleğine en uygun olanların öğretmen yetiştirme sistemine giriş aşamasında çoklu değerlendirmelerle seçilmesi ve öğretmen yetiştiren programlarda süreçlerin geliştirilmesi ile birlikte çıktının niteliğini hedef alan kalite ve güvence mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir.

Açıköğretim lisesine kayıt 5 yılda yüzde 65 arttı

2011-2012 eğitim öğretim yılında açık öğretim listesine kayıtlı olan toplam öğrenci sayısı 940 bin 268 iken 2016-2017 eğitim öğretim yılında bu sayı 1 milyon 554 bin 938 olmuştur. Dolayısıyla son 5 yılda açık öğretim lisesine kayıtlı öğrenci sayısında yüzde 65 oranında bir artış kaydedilmiştir. 2017-2018 eğitim öğretim yılında yaklaşık 84 bin öğrencinin açık öğretim lisesine kaydı yapıldığı bilinmektedir.

Öneri: Açıköğretim, örgün eğitime bir alternatif olarak görülmemeli, çok istisnai durumlarda veya çeşitli kısıtlılıklar altında bir seçenek olarak değerlendirilmelidir.

Adrese dayalı yerleştirme olumlu ama...

2016-2017 eğitim öğretim yılında TEOG kaldırılarak, yerine eğitim bölgeleri ve sınavsız mahalli yerleştirme sisteminin getirilmesi eğitim sistemi adına olumlu bir gelişmedir. Yeni sistemin öğrenciler üzerindeki sınav baskısını ve sınavın eğitim öğretim süreçlerindeki belirleyici rolünü azaltmaya yönelik olarak ‘sınavsız mahalli yerleştirme sistemi’ üzerine kurgulandığı görülmektedir. Ancak yüzde 10 gibi yüksek bir oran için öngörülen sınavın, sistemin genelinde nitelikli okullara girmek için bir rekabet algısı ve sınav baskısı oluşturma riski devam etmektedir. Bu husus “sınavsız geçiş ve stresin azaltılması” gibi temel argümanların aksi bir durum oluşmasına neden olacağından, 3-5 yıl içinde yeni bir değişiklik için baskı oluşturması muhtemel görünmektedir.

Öneri: Eğitim bölgelerinin belirlenmesi bu bölgeler içinde öğrenci sayıları ve kontenjanlar üzerinden yerleştirme simülasyonları yapılması öncelenmelidir.

YKS’de değişiklikler şekilsel ve teknik

Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) yapılan değişikliklerle, yeni sistemin son hali ile özünde mevcut sistemde olduğu gibi merkezi yapılan bir sınavla seçme, eleme ve yerleştirme esaslarına dayandığı, içerikten öte şekilsel ve puan türlerinin hesaplanmasında teknik açıdan değişikliklere gidildiğini söylemek mümkündür.

Öneri: Türkiye’deki öğrencileri sınav odaklı seçme eleme ve yerleştirme mantığı değişmediği sürece geçiş sistemlerindeki değişiklikler şekilsel olmaktan öteye geçemeyecektir. Yükseköğretime geçiş yeni bir paradigma ile ele alınmalıdır.

OBP için önemli öneri

Okul Başarı Puanının kullanılmasında hormonlu notlar ciddi bir sorun olarak görülmekle birlikte, okuldaki başarının dikkate alınmamasının daha ciddi riskler ortaya çıkaracağı yönündedir. OBP’nin dikkate alınmaması okul eğitimini ikinci plana itecektir.

Öneri: Okul başarısının dikkate alınmasında her okulun kendi içinde öğrencilerin başarı sıralaması esas alınarak hormonlu not sorununun ortaya çıkardığı olumsuzluklar önemli ölçüde ortadan kaldırılabilir. Bu bağlamda okul içinde öğrencinin o yıl mezun olan öğrenciler arasında sıralaması baz alınarak hesaplanan yüzdelik dilimine göre değerlendirilmesi uygun olacaktır.

Bu konularda ilginizi çekebilir