"Uluslararası Bakalorya Eğitimi ile çocuklara değer katıyoruz"

Ay Koleji'nin kurucusu Saadet Badem, eğitim anlayışını ve uluslararası Bakalorya (IB) sisteminin öğrencilere kazandırdığı değerleri vurgulayarak, doğru yapılan anadil öğreniminin inceliklerine dikkat çekti ve öğrenci merkezli eğitim anlayışının velilere yönelik eğitim programlarıyla birlikte yürütülmesinin önemini vurguladı.

Haber Merkezi
YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Günay DEMİRBAĞ

İsviçre Cenevre’de 1968 yılında International Baccalaureate (IB) Uluslararası Bakalorya sistemi kuruldu. Ticari amaç gütmeyen kurum dünyanın birçok ülkesinde en çok kabul gören, 3-19 yaş arasındaki çocuklar için dört ayrı IB programını kapsayan eğitim sistemlerinden  biri. Ülkemizde de bir süredir uygulanan bu eğitim sistemi hakkında IB’nin çocuklara çok şey katan bir sistem” olduğunu söyleyen Ay Koleji Kurucusu Saadet Badem’den Uluslararası Bakalorya okulları ve uygulamaları hakkında bilgiler aldık.

Okul sahibi olmaya ne zaman karar verdiniz ve neler gözlemlediniz açıklar mısınız?

‘98 yılında büyük kızım üç yaşını yeni bitirdiğinde anaokulu olarak açtık. Çocuk için en önemli kriterler nedir diye sıralama yaparken önceliğimin eğitim olduğunu gördüm. Nerede, nasıl eğitim almalı konusunda yurt içi ve yurt dışında çok araştırma yaptım. Sağlıkçı olmamın yanı sıra doktor ve hemşirelerin sahaya alışmaları ile ilgili açılan hizmet içi eğitim kurslarında eğitmenlik yapıyordum. Hem eğitmenlik kimliğimle hem de çocuğumu verecek bir okul bulamamamın endişesiyle idealimdeki anaokulu ile başlayayım dedim. Okul öncesi eğitim diğerlerinden biraz farklı daha özgün bir yer. Çocuğun kendini oyun ile ifade edebildiği, oyun ile öğrendiği değerli bir ortam. Ben de bu fikirle yola çıkarak sanatın, eğitim ve bilimle iç içe olduğu üst düzey bir okul açtım. Ülkemizde uzun yıllar eğitimler alıp mezun olup sahada görevlerinde gösterdikleri başarıyı incelediğimiz de iyi puanlarla mezun olan bireylerin bile büyük çoğunluğu uygulamada başarılı olamadığını gözlemliyoruz. Bu bana okullarda eğitim süreçlerinin temelinden itibaren yanlış şeyler yapıldığını fark ettirdi. İlk olarak anaokulu açtım ve buradan büyüdük. Yaklaşık on beş sene sonra ilkokulumuzun olmasını velilerimiz ve öğrencilerimiz istedi. 

Bu süre zarfında Türk eğitim sistemini Cumhuriyet, Osmanlı dönemli olmak üzere derinlemesine incelemeye çalıştım. Günümüz eğitim sistemine baktım ve çocuğumu kendim eğitmeye karar verdim. İnsan sosyal bir varlık, öğrenmenin de grubun içerisinde olması gerektiğine inandığım için okul oluşturma fikrini benimsedim. İnsanın insana ihtiyacı olduğu sürece okullarda var olmalı ama nasıl olmalı? Her bir bireyin genetiği, öğrenmesi, merakları, tercihleri farklı olduğunu bilenmeli ve grubun içerisindeki bireyi biricik sayarak düşünülmeli. Eğitmenler de bu ideale uygun olmalı. Tüm bunları göz önüne aldığınızda Köy Enstitülerinde de olduğu gibi Atatürk’ün ön gördüğü bir eğitim sisteminin ülkemizde olmadığını, yok edildiğini görüyoruz. Batı başta olmak üzere diğer ülkelerden çok öykünüyoruz. Üretemediğimiz için de bu öykünme yapay oluyor. İki farklı kültür, iki farklı dil farklı düşünce demek. O yüzden birbirine entegre olamıyor. Şu anda okullarda uyguladığımız IB de Köy Enstitüleri üzerine olan bir sistemi içeriyor. IB programları, kendi içerisinde farklı sistematikleri olan birbirine entegre programlardan oluşuyor.

“En çok Köy Enstitüsü eğitim programından esinleniyorlar”

Nasıl bir okul açacağınızı araştırırken o dönemde ülkemizde fazla uygulanmayan IB ile karşılaştınız. Nedir bu yöntem bahseder misiniz?

Okulları araştırırken IB ile tanıştım. International Baccalaureate, konsolosların, büyükelçilerin gittikleri ülkelerde çocuklarının batıdaki eğitim sisteminden kopmamalarını sağlayan bir bakalorya eğitimi. IB’de bu mantık çerçevesinde, aynı formatta Türklerin de gidebileceği bir sistem olarak ülkemize geliyor. Ülkemizde IB okulları ilk olarak lise olarak açılıyor. IB’nin lisesi diploma ve üst düzey bir eğitim vermesinin yanı sıra eğitiminin içeriği entegre olduğu için Avrupa’daki üniversitelere de geçiş hakkı kazandırıyor. Eğitimi ilkokul kademesinde de geliştirerek formal hale getirmek isteyen IB dünya ülkelerinde eğitim çalışmalarını incelemek için geziyor. Türkiye’ye geldiklerinde Köy Enstitülerini inceliyorlar ve İlkokul programını yani PYP (ilk yıllar programı) oluştururken bu sistemden ilham alıyorlar.

Sürdürülebilir öğrenme öncelikleri

Benim çocuklarım dahil olmak üzere, IB çocuklara çok şey katan bir sistem. Programın standartları var. Öğretmenlerin eğitilmesi, öğretme teknikleri, okul kadrolarında hangi vasıfta kişilerin olması gerektiği, eğitim binalarının standartlarına kadar belirliyor. Öğretmenlere program gereği özel eğitimler veriliyor ve bu eğitimler ders programları ile entegre olarak ilerliyor.

IB okullarının adlarının altında "Öğrenenler Topluluğu" yazar. Topluluğun paydaşları anne, baba, aile, okul tüm öğrenenler topluluğu. Hepimiz birbirimizden öğreniyoruz ve öğrenmeye devam edeceğiz.  Programın özelliklerinden biri, öğrenilen her şeyi hem okulda hem de tüm hayatında kullanmayı sürdürülebilir olarak uygulamayı öğrenir çocuklar.

“Öğrencilerimizin  kendini ifade edebilme becerilerini geliştirmeyi hedefliyoruz”

Türkçenin sadece bir ders değil, aynı zamanda öğrencinin kendini keşfettiği bir kaynak. Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin, Türkçe dersinde ortalamanın 70 olduğunu ve bu ortalama altındaki öğrencilerin dersten geçemeyeceğini duyurdu. Sayın Bakanın bu açıklaması, ana dilin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor çünkü ana dil, bir bireyin en derin duygularını, en sofistike düşüncelerini ifade edebildiği bir araçtır.  Kuşkusuz ki, karşılıklı etkileşim halinde olan dil ve düşünce, bireylerin düşünme beceri ve biçemlerini şekillendirir. Çocuklarda zeka gelişimini büyük oranda kitap okuma ve ana dile hakim olmanın büyük katkısının olduğu yapılan bilimsel araştırmalarda da görülmektedir. Bu gerçeğin bilincinde olarak , okulumuzun ilkokul kademesinde yürüttüğümüz IB-PYP ile en başarılı olduğumuz alanlardan olan ana dili ve başka bir dili  öğrenme çalışmalarımızın üst düzeyde olması ve Çocuklar İçin Felsefe (P4C Philosophy for Children) çalışmalarıyla, demokratik bir öğrenme ortamında  öğrencilerimizin eleştirel, yaratıcı,  iş  birlikli düşünme, özenli iletişim kurabilme ve kendini ifade edebilme becerilerini geliştirmeyi hedefliyoruz.

MYP Orta eğitim daha çok proje odaklı ve Köy Enstitüleri ile neredeyse yüzde yüz örtüşen bir siteme sahip. Bilgiyi ezberlemektense bilgiyi yorumlamaya uygulamaya yönelik çalışırız. Özellikle lisede bambaşka bir program var. Farklı ortaokul ve ilkokullardan IB eğitimi olmayan bir okuldan gelerek IB diploması almak çok zor.

IB okul sisteminin öğrencileri eğitirken öncelikleri nelerdir?

IB öğrenenleri,  araştıran-sorgulayan, bilgili, düşünen, iletişim kuran, ilkeli, açık görüşlü, duyarlı, riski göze alan-girişimci, dengeli, dönüşümlü düşünen bireyler olarak yetişir. Bu vesile ile sadece akademik değil insani yönde de gelişmeyi amaçlıyor.  IB okullarının felsefesi budur ve öğrenciler de ilk olarak bunu öğrenirler. Bilgi, teorik olarak öğrenilebilir, ezberlenebilir. Kapasite ile ilgili olarak bazıları daha hızlı öğrenebilir bazıları ise daha yavaştır. Dolasıyla bilginin nasıl depolandığından daha çok nasıl ürüne döndüğü daha önemlidir.

Eğitim, özdeğerlendirme becerisi kazanmada çocuklara destek oluyor

Anadilin doğru öğreniminde titiz davranıyorsunuz. Yabancı dil eğitimleri konusunda nasıl bir uygulama yapıyorsunuz?

Eğitimde anadilin dışındaki ikinci dil İngilizce, üçüncü dil ise Fransızcadır. Bizim çocuklarımız yazmayı çok sever. Her çocuk ana sınıfından itibaren resimler yaparak kitabını yazmaya başlar. Bütün yıl kitap inceler, satır satır olayları analiz eder. Yazarıyla ilgili eserim yazdığındaki ortamına kadar inceler. Velilerin de bu eğitim sistemini anlamaya açık olmaları gerekir. Ülkemizde maalesef bu vizyon ile yetişen çok az çocuk var. Bu diplomayı aldıktan sonra dünya üniversiteleri Oxford dahil birçok okulun kapıları açılıyor. Başarıyı getiren şey bir kültür bir duruş, sorumluluk almak ve kendi ihtiyaçlarını tanımlayabilmektir. Biz her adımımızı ölçüyoruz, eğitimde uygulama sonuçları bilimsel yollarla ölçülmediğinde bir çocuk gelişemez. Aynı zamanda çocuk kendi kendini değerlendirerek eleştiriözdeğerlendirmeyi öğreniyor. Okuldaki eğitim bu noktada çocuklara büyük destek oluyor ve gelişme böylece başlamış oluyor. Sonra nerede eksik kaldığını görerek daha iyisini yapmaya odaklanıyor. Şimdiye kadar IB eğitiminde yetişen çocukların hemen hepsi yaşamın her alanında başarılı oldular.

Eğitimlerin velileri kapsaması önemli

IB okullarının iki yıllık bir entegrasyon süreci var. Amaç IB’nin vizyon ve kültürünün veliye de geçmesidir. Bir dizi eğitim ve bilgilendirme yapılıyor. Türkiye gibi bazı ülkelerde yaşayan veliler için bu dönüştürme sürecinde çok zorlu olabiliyor. Bizi anlayan aynı dili konuşabileceğimiz velilerin çocuklarını kabul ediyoruz. Çocuğun da uyum ortamında aldığı eğitim daha verimli oluyor. Dolayısıyla veli de seçiyoruz.