13 °C

'En iyi yatırım ortamı Türkiye’de'

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Bülent Gedikli, dünya ekonomilerinde deflasyonist bir dönem başladığını ve gelişmelerin Türkiye’nin avantajına olduğunu söyledi.

'En iyi yatırım ortamı Türkiye’de'

Hüseyin GÖKÇE - Ferit PARLAK

AK Parti döneminde uygulanan ilk vergi barışının teorisyenlerinden olan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Bülent Gedikli, dünya ekonomisinin defl asyonist bir sürece girdiğini belirterek, bu aşamada yatırımların Türkiye dışında gideceği ülke kalmadığını söyledi. Gedikli, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından uluslararası derecelendirme kuruluşlarının, ülkede bir kriz yaratıp derinleştirmeye çalıştıklarını ancak bunu başaramadıklarını kaydetti. Gelinen noktada artık enfl asyona bakışın değişmesi gerektiğini ifade eden Bülent Gedikli, Türkiye’nin Doğu veya Batı’dan herhangi birisini reddedeceği diye bir şey olmadığını, hepsiyle ilişki kurulacağını aktardı. 

Ankara Sohbetleri’ne konuk olan Bülent Gedikli, Ankara Temsilcimiz Ferit B. Parlak ve Ankara Haber Müdürümüz Hüseyin Gökçe’nin sorularını cevaplandırdı.

Gerek dünya ekonomisinde gerekse Türkiye’de siyasi ve ekonomik açıdan çok farklı bir döneme girildi. Öncelikle bu dönemi değerlendirebilir misiniz?

Küresel ekonomi analizi yapmadan Türkiye değerlendirmesi yapmanın anlamı yok. Özellikle FED ile ilgili uzun süredir görüşlerimizi belirtiyoruz ama siyasi olarak değerlendiriliyordu. Oysa siyasetçi değil, iktisatçı kimliğimle yaptığım açıklamalara ilişkin zaman beni haklı çıkardı. FED faiz tartışmalarının yeniden başladığı bugünlerde, kesinlikle söylüyorum ki bu koşullarda faizi arttıramazlar. Çünkü küresel ekonomi deflasyon riskiyle karşı karşıya. Gerek ABD ve AB gerekse Japonya düşük büyümeyle deflasyona doğru gidiyorlar. Japonya 22 milyar dolar basacağını söyledi, buna rağmen 80 milyar dolar bastı ama yine yeterli olmadı. Ben FED faiz arttıracak söylemlerini, başka sebeplere bağlıyorum.

Enflasyon problemleri de yok zaten...

Bu aşamada aslında enflasyona bakışımızı da değiştirmemiz lazım. Enflasyon artık iyi bir şey. Az önce saydığımız ülkeler enflasyon üretmeye çalışıyor, yapamıyor. Japonya likidite tuzağına düşmemeye çalışıyor. Dünya üzerinde 28 trilyon doların, 14 trilyon doları, eksi faize tabi durumda. Almanya 100 bin euro üzerindeki paradan komisyon istemeye başladı. Artık ülkelerin bankacılık sistemleri, mevduatın getirilmesini istemiyor, paranın yatırıma gitmesini öneriyorlar. ABD için temel belirleyici olan enflasyon ve bunun nereye geldiğidir. Tekrar ediyorum, FED’in faiz artırması sözkonusu değil ve uzun süre de faiz artırımı görünmüyor.

Türkiye’deki faiz seviyesi nasıl?

Bütün bu gelişmeleri göz önünde bulundurduğumuzda, Türkiye’nin halen faizi indirebilecek durumda olduğunu söyleyebiliriz. Bazıları, “Türkiye’ye para gelmez, olanlar da çıkar” diyordu. Bunların hepsi boş ifadeler. Para Türkiye’den başka nereye gidecek?

Ekonomik olarak sağlam, borç ödemesiyle ilgili hiçbir zaman sorun çıkmamış, çok genç ve dinamik bir nüfusa sahip. Dolayısıyla en iyi yatırım ortamı Türkiye’de. Ancak yıllarca böyle yazıp çizdiler. Avrupa’nın nüfusu çok yaşlı ve İngiltere de zaten bu yüzden kaçtı.

“AB mantar devletler topluluğuna döndü"

AB ülkelerinde sosyal olaylara da farklı bakış açısı gözlemleniyor…

Bakın bugün Avrupa euro tuzağına düştü. Ülkeler kendi paraları olmadığı için para basamadılar. Son dönemlerde Avrupa kendi ilkelerinin hepsine ihanet etti. Ekonomik ve insani değerlere ihanet ettiler. Mülteci akını ardından takındıkları ırkçı tutumlara baktığınızda yaklaşımlarının insani olmadığını görüyoruz. AB giderek sorunlardan kaçıyor ve kaçtıkça da sorunlar üzerlerine geliyor. AB adeta bir mantar devletler topluluğuna döndü. Dünya tarihine baktığımızda, birtakım siyasi değerleri üreten ülkelerin cazibe kazandığını görüyoruz. Mesela demokrasi, insan hakları, refahın tabana yayılması gibi şeyler. Eskiden Avrupa’da bunlar vardı ama 2008 yılından bu yana hiçbirisinin arkasında durmadılar. Hatta ülkelerine gelen mültecilerin mallarına el koymak için kanun çıkaran ülkeler oldu. Temsil ettikleri değerlerin arkasında ekonomik sorunlarından dolayı duramadılar. Yukarıda saydığımız değerlerin hepsi Türkiye’de yükseliyor ve buna da tahammül edemiyorlar.

Geçenlerde Somali’den bir heyet geldi. “Bugüne kadar gelenler hep bizden aldılar, hiç veren olmadı ama Türkiye gelince çok şey değişti, Türkiye hep verdi” dediler. Zaten Türkiye’yi bir üst lige taşıyan şey de budur. Yani olaylara ekonomik değil, insani yönden yaklaşıyoruz.

Bu süreçte bir de terör meselesiyle uğraşıyor Türkiye….

Bakın zaten, DAİŞ, El Kaide ve FETÖ’yü de üreten bunlar. 15 Temmuz darbe girişimi oldu ya 16 Temmuz’dan itibaren Avrupa ve ABD Türkiye ekonomisinin darmadağın olacağını, bundan sonra iflah olmayacağını zannetti. Oysa biz cumartesiden pazartesiye ekonomiyi toparlayınca şaşırıp kaldılar.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının tavırları hakkında ne söyleyeceksiniz?

Kredi derecelendirme kuruluşları da hariçten gazel okudular. Onların bütün bu tavırları, ekonomide kötüye gidişi derinleştirme yaklaşımıydı. Daha 16 Temmuz sabahı beni hemen yabanı ajanslar aradı, sorularına bakınca olaya başka bir yerden baktıkları ortaya çıkıyor. Borsa kapanacak, hızlı sermaye çıkışı olacak, kurlar ve faiz uçup gidecek diye düşündüler. Aslında bunlar bizim geldiğimiz noktayı göstermesi açısından çok önemli. Baktılar ki bekledikleri oluşmadı, o zaman açıklamalarını biraz değiştirmek zorunda kaldılar.

Avrupa için kötü bir tablo çiziyorsunuz ama işsizlik rakamları geriliyor….

Avrupa bir kere gelir dağılımını düzeltmeden, bir şey yapamaz. Öncelikli olarak insanları iş sahibi yapmaları gerekiyor. 1 saat bile çalışanı işsiz saymadıkları için rakamları düşük görünüyor. Üstelik borçluluk oranları da çok yüksek, insanlar gelecekten korktukları için tasarruf yapmaya başladılar. Kamu borçluluk oranı çok yüksek ve bunu çözmeden Avrupa ekonomisinin normale dönmesi mümkün değil. Öyle bir duruma geldiler ki Avrupa Merkez Bankası şirket tahvili almaya başladı, başka bir ifade ile şirketlerin borçlarını üstlenmeye başladılar. Böyle bir şey Türkiye’de olsa garip karşılanırdı.

Dünya ekonomisine yönelik çizdiğiniz bu kötü tablodan Türkiye nasıl etkilenecek?

Türkiye’nin iki temel ihtiyacı var, enerji ve hammadde. İkisinin de fiyatı düşük olduğu için cari açık meselesi çözülüyor. Enerji fiyatları da uzun süre artamaz. Dünyanın her yerinden petrol doğalgaz çıkıyor. Her ülke doğalgaz ve petrol buluyor. Alternatif kaynaklar devreye girdiği için bunlara ihtiyaç azalıyor.

Fiyatın uzun süre düşük seyredecek olması bizim ekonomimize de olumlu katkı sağlıyor. Avrupa bu durumda bize muhtaç. Bizim AB’ye olan ihracatımızda çok düşme yok çünkü fiyatımız ucuz. Artık, Çin gibi uzak yerden büyük volümlü ithalat yerine, Türkiye’den daha küçük hacimli ithalat yapıyorlar. İkincisi Türkiye, hem tarihi bağları hem de konumu yüzünden lojistik merkez haline geldi. Türk Cumhuriyetleri, İslam ülkeleri, Ortadoğu açılımı yapabiliriz, yani onlara göre alternatifimiz çok. Bizim yapacağımız kurguyu iyi yapmak. Bu yüzden sürekli istikrar sürecini bozacak hamleler yaptılar. Millet iradesi artık tecelli ediyor, bu da siyasi iradeyi güçlü kılıyor.

“BAĞ-KUR da BES sistemine dahil edilmeli" 

Alınan tedbirlerle beraber, daha önemli imkanlar da doğdu. Borçların yeniden yapılandırılmasıyla bu yılın sonuna kadar en az 8-10 milyar lira girer. Varlık Barışı doğrudan bütçeye katkısı olmuyor ama ekonomiye dolaylı katkısı olacaktır. Varlık fonu, otomatik BES, tasarrufu arttıracak kaynaktır. BES’te de 10 yılda 200 milyar lira bekleniyordu. Bunun içinde Bağ-Kur ‘da olsaydı ilave imkan gelirdi. Aslında zaman içinde bunlar da sisteme dahil edilebilir, onlar için de iyi olur.

Konut için ödenen taksitler de tüketim değil bana göre tasarruftur. İnsanlar tasarruflarını buraya yönlendiriyorlar. Bu yüzden konut ve inşaat önemli. Çünkü konutta yerli üretim devreye sokuluyor. Tekrar Türkiye’nin kredi notuna dönersek, rating kuruluşlarının bizim notumuzu arttırmaları lazım. Böyle bir tabloda bırakın düşürmeyi orta ve süt seviyeye çıkarmamız lazım.

Halen politik risk olduğunu iddia ediyorlar. 15 Temmuz’dan sonra bütün partiler, millet bir araya gelmiş. Onların kaşımaya çalıştığı hiçbir şey kaşınamaz hale gelmiş. Dolayısıyla burada neyin riskinden bahsediyorlar ki. Darbe başarılamamış, milletin demokrasiye sahip çıktığı görülmüş. bunu ülkenin aleyhine olarak değerlendiriyorlar. Demokrasinin ne kadar içselleştiğini gösteriyor. Türkiye’nin bir üretim yapma kapasitesi var. Dış ticaretin yarısından fazlasını sanayi sektörü yapıyor. Tamamen üretime dönük bir mekanizma var dış ticarette. Özel sektör borcu artsa da bunlar üretime dönük dış borçlanma yapıyor. Tekrar edelim burada genç ve dinamik bir nüfus var. Üç tane temel şeyimizin olması lazım. Hardware, Software ve Humanware. Bu üçünün dizayn edilmesi gerekiyor. Bu yüzden ekonomik güç buraya kayıyor. Siyasi irade zaten sağlam. siyasi takvimin işlemesi çok önemli.

"Doğu, Batı herkesle ilişkileri geliştireceğiz"

Türkiye’nin dış politikada yeni alanlara yöneldiğini gözlemliyoruz... 

Rusya, İran, Hindistan görüşmeler artacak. Türkiye, Batı, Doğu herkesle kendi menfaatleri doğrultusunda ilişki kuracak. Mutlaka bir tarafıreddedeceğiz diye bir şey yok. Birileri, Türkiye’nin kendi kendini yönetmesinden çok rahatsız oluyor. Bir de Avrupa ve ABD’yebaktığımızda, talep üretecek ülkeleri boğduklarını görüyoruz.Temel olarak arzda sorun yok, ama bunu alacak talep ortada yok. Gelirdağılımı, bozulmuş. Kapitalist sistem tıkandığı nokta bu servetin önemli kısmını, nüfusun düşük kısmı elde ediyor. Refah olsa, dünya üretimi tüm insanlara yeter. Dünyayı bir dip daha bekliyor. 

Dünyayı çok iyi tahlil eden ekonomi teorisyenleri var. Uzun yıllardır 50’şer yıllık dilimler halinde, dönüm noktaları oluşuyor. Artık finansal çağ sona eriyor ve reel sektör çağı geliyor. Artık her şey emeğe değil, enformasyona dayalı olacak. Enerji o kadar ucuz hale gelecek ki bu durumda su sorunu da olmayacak. Çıkarsa bile suni şekilde çıkar. Bütün olan bitene rağmen, büyük projeler devam ediyor. Finansman buluyor, hiçbirisinde aksama yok. Her şey 15 Temmuz öncesine döndükçe birileri de çıldırmaya devam edecek.

"Türkiye'de krizlerin temel dinamiği olan bütçe açığı artık yok"

Ekonomik merkez zaten doğuya doğru kayıyor. ABD’nin dünya ekonomisindeki payı 15 senede yüzde 40’tan yüzde 22’ye indi. Türkiye’nin verileri de bunu gösteriyor. Kredi notu bizden daha yukarıda olan ülkelere göre değerlerimiz çok daha iyi. Bütçe açığında sorun yok, cari açık var ama sorun olmaktan çıktı. Kamu borcu alanında bir çok ülkeden daha iyiyiz. Kamu eskiden bütçe açığın kapatmak üzere borç alıyordu,ve para kayboluyordu. Bu yüzden bizde krizlerin temel dinamiği bütçe açıklarıydı. Geldiğimiz noktada böyle bir sorun yok.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap