24 °C

(13:00)"Fiyat istikrarı amacımıza bağlıyız"

(13:00)"Fiyat istikrarı amacımıza bağlıyız"

(13:00)"Fiyat istikrarı amacımıza bağlıyız"

İSTANBUL - Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, fiyat istikrarı amacına bağlı olduklarını ancak önemli meydan okumalar olduğunu söyledi. Yılmaz, Euromoney Conferences'ın Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) işbirliğiyle düzenlediği Euromoney Türkiye Finans ve Yatırım Forumu'nda yaptığı konuşmada, son zamanlarda hem yükselen hem de gelişmekte olan ülkelerin yükselen enflasyon ve düşük büyümeyle karşı karşıya kaldığını belirterek, bunun uluslararası piyasalarda çıkan çalkantı ile uluslararası emtia fiyatlarındaki yükseliş olmak üzere iki nedeni bulunduğunu söyledi. 2007'nin ikinci yarısının merkez bankaları için kolay geçmediğini, 2008'in daha da zorlu geçmesinin beklendiğini ifade eden Yılmaz, dünyanın her yerinde tüketici fiyatları endeksinin yükseldiğini, emtia fiyatlarındaki yükselişin devam ettiğini ve petrol fiyatlarının varil başına 140 dolara çıktığını anlattı. Subprime (yüksek riskli krediler) krizinin bir çok ülkede finansal sistemin istikrarını tehlikeye attığına dikkat çeken Yılmaz, bunun Türkiye ekonomisi üzerinde de belirli etkiler yapacağını kaydetti. Yılmaz, "Türkiye ekonomisinin göstergeleri, küresel piyasalardaki dalgalanmalara karşı direncinin ciddi şekilde artmış olduğunu göstermektedir. Şu aşamadaki direnç aslında kararlı bir şekilde uygulanan makro ekonomik politikalar ve yapısal reformlara bağlıdır. Yine de zorlu sorunlarla karşı karşıyayız" diye konuştu. Türkiye'nin benzer ülkelere göre, orta vadede yüksek büyüme hızını sağlayabilecek belirli karşılaştırmalı üstünlüklere sahip olduğunu vurgulayan Yılmaz, Türkiye'nin sahip olduğu genç nüfusun büyümeye olumlu etki yapacağını ifade etti. İç tasarrufun, yatırımları finanse etmek için yeterli olmadığını ve dış sermayeye ihtiyaç duyulduğunu belirten Yılmaz, burada dış açığın önemli bir nokta olduğunu kaydetti. Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı yatırımlara dikkat çeken Yılmaz, "Ama doğrudan yabancı yatırımları miktar olarak azdır. Yeni yatırımlar için gelecek ve artacak olan doğrudan yabancı yatırımların, gelecekte istikrarı güçlendireceği düşünülmelidir" dedi. "Orta vadede çıpa AB'ye tam üyelik" Türkiye'nin AB ile yakınlaşmasının ikinci avantajı oluşturduğunu dile getiren Yılmaz, Türkiye'nin orta vade çıpasının AB'ye tam üyelik olduğunu hatırlattı. Sürdürülebilir büyümeye ulaşmanın en sağlam yolunun fiyat istikrarı olduğunu belirten Yılmaz, Türkiye'nin enflasyon hedefleme rejimini tüm olarak 2006'da benimsediğini, geriye doğru bakıldığında gıda ve petrol fiyatlarındaki yükselmenin enflasyon hedefleme rejiminde beklendiğinden daha yüksek bir enflasyonla sonuçlanmasına yol açtığını söyledi. Yılmaz, "Ama maalesef hafif yükselme şirketlerin fiyat saptama politikalarını değiştirmiştir, enflasyonun yüzde 4'e düşmesinin uzun dönem alacağı tahmin edilmektedir. Bizim en önemli politika dokümanımız 2005'te yayınlanmış ve enflasyon hedeflemesi rejimini tanımlamaktadır. 2009-2010 yılları için enflasyon hedefini neden değiştirdiğimizi açıklamaktadır. Bu koşullar altında enflasyon hedeflerindeki değişiklik teknik gereklilik haline gelmiştir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası hükümete 2009 ve 2010 yılları için yüzde 7,5 ile 6,5 hedeflerini değiştirme önerisi yapmıştır. 2011 yılının hedefinin ise yüzde 5,5 olarak saptanması önerilmiş, hükümet de bu öneriyi kabul etmiştir." Gözden geçirilmiş hedeflere simetrik olarak yaklaşmayacaklarını ve para politikasının gözden geçirilmiş hedef patikasını izlemeye çalışacağını ifade eden Yılmaz, "Biz fiyat istikrarı amacımıza bağlıyız ama önümüzde önemli meydan okumalar vardır" dedi. Her şeyden önce gıda fiyatlarındaki hızlı yükselişin beklendiğinden daha sürekli olabileceğini, emtia fiyatlarının öngörülebilir gelecekte yüksek kalabileceğini aktaran Yılmaz, bunun Türkiye için bir sorun oluşturabileceğini çünkü Türkiye'nin net olarak bir emtia ithalatçısı olduğunu ifade etti. Durmuş Yılmaz, fiyat istikrarının finansal piyasalarda istikrarın bir koşulu olduğunu, kısa vadeli oynak bir sermaye yerine uzun vadeli doğrudan yatırımın hedeflenmesi gerektiğini söyledi.