Çin mucizesinin 40 yılı ve yarını

Dışa açılımının 40'ıncı yılını dolduran Çin, kendisini buna teşvik eden ABD ile rolleri değişiyor. Ülke, ekonomi alanında kaydettiği mucizevi başarının ardından Devlet Başkanı Şi Cinping liderliğinde dış politikadaki pragmatist çizgisini, küresel ölçekli nüfuz arayışlarıyla değiştiriyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Çin, tarihi reform sürecinin 40'ıncı yılında kendisini dışa açılmaya teşvik eden ABD ile rolleri değişirken, Devlet Başkanı Şi Cinping'in liderliğinde "Çin nüfuzu" retoriği gittikçe keskinleşiyor.

Ülke, dışa açılımının meyvelerini zenginleşerek alıyor. Ancak Şi yönetimi, "büyük birader" benzeri gözleme mekanizmalarıyla ülke halkına yönelik kontrol ve denetimini giderek sıkılaştırıyor.

Çin yakın tarihine damgasını vuran en önemli siyasi figürlerden olan Dıng Şiaoping, 1978'de ülkenin dışa açılımını dünyaya ilan etmişti.

Aradan geçen 40 yıllık süreçte ülke, Dıng'ın dahi hayal edemeyeceği düzeyde bir kalkınma hikayesi yazdı. Çin, dışa açılımdan bu yana 3,12 trilyon dolarla dünyanın en çok döviz rezervine sahip, 11 trilyon dolarla dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve 170 milyar dolarla üçüncü en büyük doğrudan yabancı yatırımcı haline geldi.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Çin'in dünya ekonomisindeki payı 1978'de yüzde 1,8 oranındayken, 2017 sonunda yüzde 18,7 seviyesine yükseldi.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1949'dan dışa açılımın ilan edildiği 1978'e kadar sadece 200 bin Çinli yurt dışı seyahati yapabilmişken, sadece geçen yıl Çin'den yurt dışına 130 milyon seyahat gerçekleşti.

Dışa açılımın mimarı

ABD ile diplomatik ilişkilerin tesisinin ardından 1979'da bu ülkeye yaptığı 9 günlük ziyarette kovboy şapkası giyerek kameralara poz veren Dıng, Çin'in dışa açılımının mimarı oldu.

Çin'de ülkenin kurucu lideri Mao Zıdong tarafından yapılan kültür devriminin yıkıcı etkilerini silerek, daha düşük profilli ve pragmatist bir dış politikaya yönelen Dıng Şiaoping, ülkesinin ekonomik kalkınma ve sosyal refah hedeflerini hayata geçirmekte önemli rol oynadı.

Reform süreciyle özel şirketlerin önü açılırken, devlet şirketlerinin de iç ve dış pazarda aktif olmasına izin verildi. Ülkenin güneyindeki Guangdong eyaletine bağlı Şıncın kentinde dışa açılım adımlarının ilklerinden olan özel ticaret bölgeleri kuruldu.

Sıradan bir balıkçı köyüyken yaklaşık 20 yıl gibi kısa bir sürede Hong Kong ile rekabete aday kent haline gelen Şıncın, dışa açılımda ülkenin dinamo motorlarından biri haline geldi.

Fabrika ayarlarına geri dönüyor

Ülke, ekonomi alanında kaydettiği bu "mucizevi" başarıya karşın Devlet Başkanı Şi Cinping liderliğinde dış politikadaki "pragmatist" ve düşük profilli çizgisini, küresel ölçekli nüfuz arayışlarıyla değiştiriyor.

Kendisini dışa açılıma teşvik eden ABD ile rolleri değiştiren Çin, özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın açtığı "ticaret savaşı", stratejik konumuyla öne çıkan Güney Çin Denizi'nde komşularıyla egemenlik yarışı ve tarihi İpek Yolu'nu yeniden canlandırmayı hedefleyen "kuşak ve yol" inisiyatifiyle dünya arenasında ihtiyat ve endişeyle izleniyor.

Dışa açılımın meyvelerini daha müreffeh bir toplum haline gelerek almaya başlayan Çin, Şi liderliğinde siyasi ve sosyal açıdan adeta "fabrika ayarlarına" geri dönüyor.

Zira Şi, martta yapılan Çin Ulusal Halk Kongresi genel kurulunda oylamaya sunularak kabul edilen yeni anayasayla devlet başkanlığı için belirlenen 10 yıllık görev sınırını kaldırarak "süresiz" liderliğinin önünü açmıştı.

Önceki anayasada yer alan süre sınırlaması, Dıng'ın teklifiyle 1982'de anayasaya eklenmişti. Mao'nun kültür devrimi sonrası toplumda hakim olan kargaşanın önünü almak için atılan bu adım, aşırı güç sahibi liderlerin yol açabileceği tehlikeler göz önünde bulundurularak atılmıştı.

Daha "kontrolcü" bir çizgiye kayıyor

Dıng, ülkenin politikasına yön veren başlıca aktör olmasına rağmen hiçbir zaman devlet başkanlığı görevine talip olmamış ancak Çin Komünist Partisi ve ordu üzerindeki yetkilerini kullanarak döneminin gerektirdiği denge siyasetini başarıyla yürütmüştü.

Özellikle Çin gibi daimi tek parti iktidarıyla yönetilen bir rejimde halkın ömür boyu liderlere karşı kaygılı tutumu, ülkeyi bu yönde karar almaya itmişti.

Dıng ile kapılarını batıya açan Çin, komünizmi "Çin özellikleri taşıyan sosyalizm" sunumuyla kapitalist bir ambalajla piyasaya sürmüştü. Batılı şirketler, ucuz iş gücünden faydalanarak üretim hatlarını Çin'e taşımış ve bu ülkeyi "dünyanın fabrikasına" dönüştürmüştü.

Ülke, bu süreçte başta ABD olmak üzere batı dünyasının refahını ülkesine çekerken, özellikle Şi'nin göreve geldiği 2013'ten bu yana ülke içinde daha "kontrolcü" bir çizgiye kayıyor.

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ile en kalabalık ordusuna sahip, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyeliği bulunan Çin, Şi Cinping'in liderliğinde ülkenin kurucu lideri Mao'yu gölgede bırakmaya namzet bir geleceğe doğru ilerliyor.

Ülke, giderek daha fazla dışa açılıyor. Ancak Çin hükümeti, uyguladığı "büyük birader" benzeri gözlem mekanizmalarıyla ülke içinde halkı üzerindeki denetim ve kontrolünü giderek artırıyor.

Şi Cinping yönetimi, 2020'ye kadar tüm ülkeye yaymayı planladığı sistemle yüz tanıma, sosyal medya kullanımı ve yapay zeka teknolojileriyle halkını sosyal puanlamaya tabi tutacak. Vatandaşları aldığı puanlara göre kategorize edecek olan Çin, bu yolla ülke içindeki denetim ve kontrolünü güçlendirecek.

ABD ve Çin arasındaki küresel rekabet

ABD Başkanı olarak göreve gelmesinin ardından Çin'i teknoloji casusluğu ve fikri mülkiyet haklarını ihlal etmekle suçlayan Donald Trump, kendi ülke halkına yönelik milliyetçi propaganda ve ordu kapasitesinin artırılması gibi konularda Şi'nin ekmeğine yağ sürüyor.

Trump yönetiminin mart ayındaki hamlesiyle başlayan vergi savaşları sonucunda ABD, 250 milyar dolar değerindeki Çin mallarına ilave vergi getirdi. ABD'nin vergi hamlelerine anında karşı cevap veren Pekin yönetimi de 60 milyar dolar tutarında ABD menşeli ürünlere vergi ekledi.

Dünyanın geri kalanını etkileyen tarife savaşlarının yanı sıra Çin'in yılda yaklaşık 5,3 trilyon dolarlık ticaretin deniz taşımacılığına ev sahipliği yapan Güney Çin Denizi'nin yüzde 80'i üzerinde hak iddia etmesi ve burada yapay adalar inşa ederek deniz üzerinde uçak pistleri ve füze bataryaları konuşlandırması, Pekin-Washington hattında ayrı bir gerginlik alanı oluşturuyor.

Çin ayrıca 2015'te hayata geçirdiği askeri reform paketiyle yurt dışında operasyonlar yapılması için ordusuna yeşil ışık yakmıştı.

Çin merkezli Kuşak ve Yol

Pekin yönetiminin Güney Çin Denizi üzerinden deniz yoluyla ülkenin batısında ise demir yoluyla karadan dünyaya açılma hamlesi olan Kuşak ve Yol inisiyatifi, nüfuz alanını artırmayı amaçladığı gerekçesiyle uluslararası alanda eleştiri ve engellemelere hedef oluyor.

Tarihi İpek Yolu'nu yeniden canlandırmayı hedefleyen Kuşak ve Yol kapsamında karadan Pakistan ile yaklaşık 46 milyar dolarlık Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'na yatırım yapan Pekin yönetimi, bu ülkede bulunan Gwadar Limanı'nı 43 yıllığına kiraladı.

Afrika'ya verilen borç 143 milyar doları buldu

Afrika'da da varlığını hissettiren Çin, 2000 yılından bu yana bölge ülkelerine verdiği borçlar nedeniyle uluslararası kamuoyunun "modern sömürgeci" eleştirilerinin hedefi oluyor.

2000-2017 döneminde Çinli devlet firmaları ve bankalarının Afrika ülkelerine verdiği toplam borç miktarı 143 milyar doları buluyor.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, martta Afrikalı hükümet liderlerini uyararak, Çin'den borç para aldıklarında karşılığında egemenlik haklarını kaybetmeyi riske attıklarını söylemişti.

Çin'in ayrıca Afrika'ya, hibe, faizsiz kredi, özel kalkınma fonu, ithalatı destekleme fonu, yatırımlar çerçevesinde 60 milyar dolarlık yardım taahhüdü bulunuyor. Afrika ile ilişkilerini sadece ekonomiyle sınırlamayan Çin'in stratejik konum bakımından bölgedeki kilit ülkelerden Cibuti'de askeri üssü de bulunuyor.

Uluslararası arenada söz sahibi olma hedefiyle 40 yıl önce dışa açılan Çin ile son 2 yıldır içe kapanan süper güç ABD arasında marttan bu yana devam eden ticaret savaşı, Güney Çin Denizi ve çeşitli ikili, bölgesel ve uluslararası konulara yönelik müzakerelerden halen somut sonuçlar elde edilemiyor.

İki ülkeden üst düzey yetkililerin karşılıklı ziyaretlere rağmen mesafe alamadıkları müzakerelerin, Şi ve Trump arasında Arjantin'de bu ay sonu yapılacak G-20 Liderler Zirvesi kapsamında yapılacak görüşmenin nasıl geçeceği merakla bekleniyor.

Bu konularda ilginizi çekebilir