19 °C

İş dünyası İFM’ye destek olmalı

Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Başkanı ve TOBB Başkan Yardımcısı Ender Yorgancılar, iş dünyasına çağrıda bulunarak “İFM’ye destek olun” dedi.

İş dünyası İFM’ye destek olmalı

İstanbul’u finansta dünyanın başkentlerinden biri yapacak olan İstanbul Finans Merkezi (İFM) projesi tüm hızıyla sürerken, iş dünyasının gözü de 2009 yılında kamuoyuyla paylaşılan “İstanbul Finans Merkez Stratejisi ve Eylem Planı”nda.

Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Başkanı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkan Yardımcısı Ender Yorgancılar da bu eylem planını yakından takip ediyor. Yorgancılar, projenin iş dünyası için çok önemli olduğunu söylerken siyasileri de çağrıda bulunuyor. EBSO Başkanı Yorgancılar, “Siyasi mercilerden öncelikli beklentimiz söz konusu strateji ve eylem planlarının ivedilikle ve aksamalara mahal vermeksizin hayata geçirilmesidir” diyor.

İş dünyasına İstanbul Finans Merkezi’ne destek vermesini de isteyen Ender Yorgancılar İFM Dergisi’nin sorularını yanıtladı.

  • İstanbul’un uluslararası finans merkezi olması için neler yapılmalı? Siyasi yönetime düşen görevler nedir?

Son on yıllık süreçte ülkemizin küresel ekonomide çok daha önemli bir konuma eriştiğine tanık olduk. Ekonomik yapımızı da güçlendiren bu gelişme, ulusal düzeyde gerçekleştirdiğimiz reformlar ve uluslararası düzeyde yaşanan olayların ortak bir sonucudur. Uluslararası alanda, küresel ekonomik krizle birlikte gelişmiş ülkelere duyulan güven büyük ölçüde sarsıldı. Belirsizliklerin ve risklerin güven sorununu derinleştirmesiyle kendine yeni yatırım sahası arayan uluslararası sermaye gelişmekte olan ülkelere yöneldi. İşte bu dönemde ülkemizde uygulanan ve büyük ölçüde finans sistemimizi derinleştirme amacıyla hayata geçirilen reformlar, kendine yeni yatırım sahaları arayan küresel yatırımcılar açısından gözde bir konuma erişmemizi sağladı. Bu gelişmeler, ülkemizin uluslararası bir finans merkezi olması fikrini aşıladı ve konu uzmanlarca derinlemesine tartışılmaya başlandı. Özellikle bir dünya şehri olması ve ülkemizin yerli, yabancı en gözde şirketlerinin merkezlerine ev sahipliği yapması bakımından İstanbul’un bir finans merkezi haline getirilmesi yönünde çalışmalara başlandı. 

YAPISAL REFORMLAR HAYATA GEÇİRİLMELİ

Ancak bir kentin uluslararası bir finans merkezi haline dönüşmesi, köklü yapısal reformların hayata geçirilmesini gerekiyor. Bu bağlamda İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi olabilmesi için atılması gereken yapısal reformlar; “Fiziksel ve teknolojik altyapının güçlendirilmesi, yenilikçi üretim anlayışının benimsenmesi, güvenilir bir hukuk sistemine sahip olunması, piyasalarda şeffaflık ve adillik ilkelerine önem verilmesi,  istihdamın nicel ve nitel yönden geliştirilmesi ve marka kent olma yönünde çaba gösterilmesi” biçiminde ifade edilebilir.  

Siyasi yönetimin tüm bu yapısal reformları, ortak bir strateji altında toplaması finans merkezi olmanın başat koşuludur. Nitekim bu doğrultuda İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi oluşturulmasına yönelik stratejik çalışmalar başlatıldı. “İstanbul Finans Merkez Stratejisi ve Eylem Planı” 2009 yılında kamuoyuyla paylaşıldı.  Bu noktada siyasi mercilerden öncelikli beklentimiz söz konusu strateji ve eylem planlarının ivedilikle ve aksamalara mahal vermeksizin hayata geçirilmesidir.

İŞ DÜNYASI EYLEM PLANLARINI TAKİP ETMELİ

İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi olması yönünde iş dünyamız da önemli bir sorumluluk sahibidir. Zira kamuoyuyla paylaşılan eylem planlarının uygulayıcısı, iş adamlarımız olacak. Bu anlamda, iş dünyamız belirlenen eylem planları doğrultusunda her daim yaratıcı ve yenilikçi yaklaşımlarla finansal sistemin derinleşmesine çabalamalı.

Ayrıca bu noktada, reel sektörle finans sektörü arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi gereğine de özellikle dikkat çekmek isterim. Zira sürdürülebilir ekonomik büyüme ve uluslararası bir finans merkezine sahip olma bu iki sektörün, işbirliği içerisinde hareket etmesine bağlı.

  • İstanbul, bir finans merkezi olması yanında üretimin çarklarını destekleyen bir işleve de sahip olur mu?

Finansal sistem, hem iş dünyasının hem de finansal hizmet veren kesimlerin finansmana erişimini sağlamak için var. 1990’lı yıllardan beri uygulanan ve küreselleşme ile daha da yaygınlaşan ticari serbestleşme hareketlerinin gerek küresel ölçekte ve gerekse ülkemizde finansal sistemi temel varlık amacından uzaklaştırdığını gözlemliyoruz.

Finans sisteminin, reel sektörü desteklemek yerine paradan para kazanma anlayışına dönüştüğü ve sadece kendi kendini geliştiren bir mekanizma dahilinde işlemeye başladığı sürece amacına ulaşması da zorlaşacak. Bu açıdan baktığımızda

İFM, REEL SEKTÖR İÇİN KÖPRÜ OLACAK

İFM, sistemin sağlıklı işlemesi adına önemli bir fırsat. Zira küresel ekonomik kriz, finans sisteminin sadece kendi kendini büyütmesine dayalı yaklaşımın ne denli yıkıcı sonuçları olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. Benzer biçimde, ülkemizde de birkaç yıl önceki yüzde 9’lara varan büyüme oranlarının son dönemlerde yüzde 2’lere kadar gerilemiş olması, sadece finans sistemine veya hizmet sektörüne dayalı bir ekonomik büyümenin sürdürülebilir olmadığını ve üretimin elzem olduğunu ortaya koydu.

İşte İstanbul’un uluslararası finans merkezi olması projesi de ancak ve ancak finansal sistem ile reel sistem arasında yeniden işbirliği köprüsü kurulması misyonuyla hayata geçirilirse iş dünyasının ihtiyaç duyduğu finansmana erişimi destekleyecektir. Bu anlamda İstanbul, bir finans merkezi olması yanında üretimin çarklarını destekleyen bir işleve de sahip olacaktır.

Ekonomimizin yapısının KOBİ’lerden oluştuğu ve KOBİ’lerin de finansmana erişim sorunu dikkate alındığında, İFM bu anlamda önemli bir misyon da yüklenebilmelidir. Geliştireceği yeni mekanizmalar ile reel sektör ve katma değer yaratacak yatırımlar mutlaka desteklenmelidir.

  • İFM, İstanbul’un marka kent olmasına katkı sağlar mı? Türkiye'nin imajına olumlu yansır mı?

1990’lı yıllardan sonra Avrupa’dan Amerika’ya ve Uzakdoğu’dan Avustralya’ya kadar dünyadaki pek çok kent, uluslararası bir finans merkezine dönüştü. New York, Londra, Zürih, Hong Kong, Singapur, Şangay, Sidney gibi coğrafi olarak çok farklı alanlarda yer alan bu kentler birer finans merkezi haline dönüştüklerinde adeta bir sıçrama gerçekleştirdi ve dünyadaki marka kent anlayışının da çarpıcı örnekleri haline geldi. 

Söz konusu kentlerin, ülke imajlarına da ciddi katkılar sağladığı yadsınamaz bir gerçek. Günümüzde tüm bu kentlerin bulunduğu ülkeler, yatırımcılar için cezbedici oldukları kadar, gelişmiş altyapıları ve yüksek refah düzeyleriyle dünyanın farklı yerlerinde yaşayan insanlar nezdinde de ilgi odağıdırlar.

YABANCI SERMAYEYE OLUMLU YANSIR

Ayrıca, cari açık sorunu yaşayan ekonomimizde yabancı sermayenin akışındaki sürekliliğe ciddi katkı sağlayacak. Bu doğrultuda, İstanbul’un bir finans merkezi haline gelmesinin ülkemiz imajına çok ciddi bir katkı sağlayacağı da net bir biçimde anlaşılıyor. İmajımızın yenilenmesi ve dünyanın karşısına yeni bir kimlikle çıkmamız, turizm başta olmak üzere pek çok sektöre de olumlu katkı sunacak olup, şehrin marka değerini de yükseltecek.

  • İstanbul'un altyapısının yetersiz olduğu eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? İstanbul’un diğer şehirler karşısındaki şansını etkiler mi?

İstanbul’un yüzyıllar öncesine uzanan kimliği, eşsiz coğrafi konumu ve farklı imparatorlukların başkenti olma işlevi, günümüzde de yabancılar açısından turistik cazibe merkezi olmasını sağladı. Bu anlamda İstanbul zaten yabancılar açısından bir çekim merkezi olma işleviyle, finans merkezine dönüşme anlamında önemli bir avantaja sahip.  

Bununla birlikte İstanbul, ülkemizin en büyük kenti olmasının yanı sıra sanayinin ve finansın merkezi olmasıyla da ön plana çıkıyor. İstanbul sermayesi olarak anılan yapı, kentin ülkemiz ekonomisine katkı sunma anlamında da en büyük pay sahibi olmasını sağladı. Bu yapı itibariyle de İstanbul önemli bir avantaj sahibi. Dinamik ekonomik yapımızla birlikte, küresel piyasalara getireceği yeni bir enerji ile İstanbul Finans Merkezi, uluslararası arenada önemli bir aktör olma potansiyeline sahip.

ALTYAPI HİZMETLERİ YETERSİZ

Diğer yandan 2009 küresel krizinden bu yana özellikle Euro bölgesindeki sorunların devam ediyor olması İstanbul adına önemli bir fırsat. Bu süreçte, bankacılık yapımızla da vermiş olduğumuz sınav, ülkemizi pozitif ayrıştırdı.

Kentin demografik yapısı bakımından genç ve kalifiye istihdam açısından önemli bir potansiyel taşıması, ülkemizdeki en gözde eğitim kurumlarına ve üniversitelerine ev sahipliği yapması gibi etkenler, sahip olduğu diğer önemli avantajlar.  

Ancak İstanbul’un altyapı hizmetlerinin hala büyük oranda gelişime açık olması ciddi bir dezavantaj olarak karşımıza çıkıyor.

Son yıllarda hayata geçirilen kentsel dönüşüm çalışmaları, şüphesiz kentin altyapısını da geliştirmiştir ancak bu çalışmalar yeterli olamamıştır. Ayrıca bir finans merkezi olma sadece fiziki değil, teknolojik altyapının da gelişimine bağlıdır. Bu bağlamda İstanbul’un altyapı hizmetleri iyileştirilmeye açık dezavantajlarımız arasında sayılabilir.

Bununla birlikte, Türkiye’nin son aylarda gerek hukuki gerekse güvenlik anlamında çizmiş olduğu imaj ne yazık ki yabancı sermaye adına olumsuz birer göstergedir. CDS endekslerindeki yükseliş de yabancı sermayenin ülkemize olan bakışını çok açık yansıtıyor. Bu sürecin geçici olacağı inancıyla, bu olumsuzluğu geçici bir dezavantaj olarak not düşmek istedim.

  • İstanbul Finans Merkezi'ne özel bir teşvik verilmeli mi? Bu teşvik İFM'nin işlevselliğini artırır mı?

Ülkemizde son yıllarda teşvik sistemi eski dönemlere kıyasla çok daha detaylı ele alınmaya başlanmış olsa da, içinde birtakım eksiklikler barındırıyor. Üretimin taşınması değil, olduğu yerde desteklenmesi gerektiği inancındayız.

İFM’YE TEŞVİK VERİLMELİ

Sektörel, proje ve ilçe bazlı teşvikleri savunan biri olarak İstanbul Finans Merkezi’nin de uluslararası bir işlevsellik kazanmasını istiyorsak özel teşviklerle desteklenmesinde fayda olacağı inancındayım. Söz konusu destekleyici mekanizma, finans merkezi olma yolundaki gerekliliklerin sağlanmasına yardımcı olacağı gibi, mevcut işlerini büyütmek isteyen yatırımcıları ve sektöre yeni adım atmak isteyen girişimcileri de cezbedici nitelikte olacak. Ancak teşviklerin, dinamik ve etkin biçimde değerlendirilmesi, yine finans merkezi olmanın gerekliliklerini ve günün değişen şartlarını çok iyi analiz etmekten geçiyor.      

  • Sanayicilerin yeni hükümetten beklentilerini öğrenebilir miyiz?

Sanayiciler olarak, son 2 yıllık süreçte sürdürülebilir ekonomik büyümenin ancak ve ancak üretimle mümkün olduğunu sıklıkla dile getiriyor, artık yeniden sanayi odaklı ekonomik büyüme politikalarına ağırlık verilmesi gerektiğini hükümetimize belirtiyoruz. Süregelen ekonomik durumumuza yine değinmek gerekirse; reel sistemi yeterince desteklemeyen ve temelde sadece kendi sektörel büyümesini amaç edinen, işbirliği kültüründen uzak bir finans sistemine dayanan ekonomik büyüme modelinin sürdürülebilir olmadığı net bir biçimde anlaşıldı.

YENİ BİR SANAYİ HİKAYESİ GEREKİYOR

Bu bağlamda, ilgili ortamlarda sıklıkla belirttiğim üzere, yeni bir sanayi hikayesine yani; üretim çarklarının yeniden dönmesini sağlayacak, yenilikçi ve yaratıcı sanayi politikalarına her zamankinden çok ihtiyaç duyuyoruz. 2002-2008 döneminde yapılan reformlarla %6,9 büyümeyi başarmış bir Türkiye tablosu karşısında, 2009 sonrasında yapılamayan reformlarla ortalama %3 büyüme ile küçülen bir Türkiye ile karşı karşıyayız. O nedenle de; eğitimden, vergiye hukuktan insan haklarına kadar çok geniş bir alanda bekleyen reformları bir an evvel hayata geçirmemiz gerekiyor. Zira, her birindeki gecikme zincirleme etki ile üretim yapımıza da olumsuz yansıyor. Ancak bunun gerçekleştirilebilmesi için her şeyden önce siyasi belirsizliklerin giderilmesi ve istikrarlı bir hükümetin kurulması gerekiyor. Son 2 yıldır, birbiri ardına yaşadığımız seçimlerin de etkisiyle, tüm uyarılarımıza ve taleplerimize rağmen ekonominin siyasetin gölgesinde kaldığına tanıklık ediyoruz.

Son 5 aylık süreçte ise siyasi belirsizliklerin daha da artarak maalesef toplumsal huzurumuzu yok etme düzeyine gelen sıcak çatışmalara dönüştüğünü gözlemliyoruz. Ülkemiz adına ciddi bir kayıp olan bu sürecin ivedilikle telafi edilmesi, kalıcı barış ve güven ortamının, siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanması gerekiyor. Aksi halde ülkemizin çok daha zorlu günlere gebe olduğu aşikar.  

11-048.jpg

 

 

Ender Yorgancılar neler önerdi?

  • Fiziksel ve teknolojik altyapı güçlendirilmeli
  • Yenilikçi üretim anlayışı benimsenmeli
  • Güvenilir bir hukuk sistemine sahip olunmalı
  •  Piyasalarda şeffaflık ve adillik ilkelerine önem verilmeli
  • İstihdam nicel ve nitel yönden geliştirilmeli
  • Marka kent olma yönünde çaba gösterilmeli.

 

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.