8 °C

Kaliteli üretim yeterli değil satışın altyapısı oluşturulmalı

Kaliteli üretim yeterli değil satışın altyapısı oluşturulmalı

Kaliteli üretim yeterli değil satışın altyapısı oluşturulmalı

Tekstil ve konfeksiyon sektörünün çıkış yollarını aradığımız yazı dizisinin bugünkü konukları daha çok üretilenlerin nasıl daha değerli satılabileceği üzerine yoğunlaşıyor. İHKİB Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, yabancı ortaklıklar kurarak büyük dağıtım kanallarında yer almanın önemine işaret ediyor. Orakçıoğlu'na göre, "Kaliteli üretim altyapısı çok önemli ama, üretilenleri daha değerli satabilmek daha da önemli". Sektörün İstanbul'daki iki önemli merkezi Osmanbey ve Merter'de birlik arayışları ve projeler öne çıkıyor. Merter Markalar Birliği Başkanı İdris Akdoğan, sektörel dernek ve birlikleri işlevsizlikle suçladıktan sonra kendi geliştirdikleri model ile yaptıklarını ve yapacaklarını anlatıyor. "Birlik olmazsak dünyayla mücadele edemeyiz" diyen Akdoğan gibi düşünen Osmanbey Tekstilci İşadamları Derneği (OTİAD) Başkanı Gaffar Koca da yurtdışında kuracakları 'Küçük Osmanbey'leri anlatıyor. İç giyim, çorap ve triko sanayicilerinin ortak sorunu ise "Uzakdoğu'nun rekabeti". Bunun yanı sıra eğitimli işgücü eksikliği, Rusya pazarında yaşanan lojistik sorunu, teşvik mekanizmalarının yetersizliği ve dahilde işleme rejimiyle ilgili sıkıntılar da önemli sorunlar arasında yer alıyor. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Süleyman Orakçıoğlu: Olumsuzluk psikolojisinden çıkıp pazarlamaya odaklanılmalı Dünyada kotalar 2005 yılında kalktı. Bu bir milat olarak kabul ediliyor. 2005 öncesi kota vardı. Bu dönemde Çin'in dünya pazarlarındaki etkisi çok fazla hissedilmiyordu. Bizim de yoğun çabalarımız sonucu Birleşmiş Milletler raporlarına da giren İstanbul Deklarasyonu'nu çıkardık. Birkaç ülke ile başladı 52 ülkeye kadar ulaştı. Buna göre 3 yıl süreyle daha Çin'e karşı 10 kategoride daha kota uygulanmasına karar verildi. Türkiye ihracatının yüzde 80'ini Avrupa'ya yapıyor. 2007'de 16,5 milyar dolarlık ihracat yaptık. Bu 10 kategori toplam ihracatın yüzde 60'ını oluşturuyor. Yılda 10 milyar, 3 yılda 30 milyar dolar eder. 2008'in ilk üç ayında kotalar tamamen kalkmış olmasına rağmen hazır giyim ihracatında yüzde 16,74'lik bir artış oldu. Bunları gördüğümüz zaman kendimize biraz haksızlık yaptığımızı düşünüyorum. Algıyı olumsuz hale getiriyoruz. Avrupa İstatistik Örgütü'nün (EUROSTAT) sonuçlarına göre AB'ye yapılan ihracatta birim fiyatlar yüzde 3 düştü. Fiyatını artıran tek ülke ise yüzde 2.8'lik artışla Türkiye. Yani toplamda yüzde 5.8'lik bir artışımız var. Bu son derece önemli. AB'de pazar payına baktığımızda miktar bazında yüzde 10 değer bazında ise 15.'yiz. Bunun adı tasarımdır, kalitedir. Sektör olarak en büyük silahlarımızdan biri yetişmiş işgücüne sahip olmamız. Şu anda Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı eğitim kurumlarında 50 bin 483, Yüksek Öğretim Kurumu'na bağlı kurumlarda ise 76 bin 208 öğrenci öğrenim görüyor. İş bulma oranı da yüzde 95. Büyük dağıtım kanallarıyla işbirliği ve ortaklık şart Ancak sektörün yeni nesil rekabet oyunlarına karşı tek bir modeli olmaz. Pazarlamaya çok fazla önem vermemiz lazım. Ürettiğinizi satamadıktan sonra çok da anlamı yok. Dağıtım kanallarının içinde yer almamız şart. Bu konuda ne yazık ki sancılar var. Nasıl üretimde partnerliği önemsiyorsak, satışta da bu partnerlik sistemini geliştirmeliyiz. Dünyada belirli dağıtım kanalları var. Bunlardan birkaçına sahip olmalıyız ya da bunların içinde ciddi işbirliklerimiz ve ortaklıklarımız olmalı. Dünyada baktığınız zaman satın almanın çok önemli olduğunu görüyorsunuz. Üretimi değerli kılacak şeyin satış ve dağıtım kanallarının içinde olmak olduğunu görüyoruz. Nasıl dünyada bir finans lobisi, bir enerji lobisi, bir üretim lobisi varsa bir de perakende lobisi var. Bizim dünya perakende lobisinin içinde büyük oyuncularla olan işbirliklerini geliştirerek, tedarik zincirindeki avantajımızı buraya taşıyarak, dağıtım kanallarını iyi kullanmamız gerekiyor. Dünyada artık çok katlı mağazaların da birtakım arayışları var satış sistemleri için. Aynı zamanda dünyanın çeşitli ülkelerinde sayısı 60-70 civarında olan ve işbirliği yapmak isteyen gruplar var. Tamamen klasik bir ticaret olarak düşünmemek lazım. Alıcı gelecek benden ürünü alacak siparişi verecek ve ben de o ürünü satacağım mantığıyla hareket ettiğiniz zaman olmuyor. Satışın psikolojisini oluşturmak ve bu psikolojinin içinde yer alıp çok daha etkin olmak şart. Kaliteli üretim altyapısı çok önemli ama ürettiğini değerli satabilmek bundan da önemli. Türkiye bu konuda geç kaldı ama bunun en büyük nedenlerinden biri Türkiye'nin dünya ticareti ile entegre olmaya zaten 20 yıl önce başlamış olması. Pazarların karşılıklı açılması, ülkelerin kendi aralarında serbest ticaret anlaşmalarının oluşması dünyada 40-50 yıl önce gerçekleşti. Türkiye 1980'li yılların ancak ikinci yarısından sonra başladı. Bunun için birikim ve tecrübe gerekiyor. Bunların artık Türkiye'de oluştuğunu düşünüyorum. Made in Turkey etiketine daha çok ilgi çekmeliyiz Bazı ülkelerde perakende zincirleri çok daha önde oluyor. Bazı ülkelerde çok katlı mağazalar öne çıkıyor. Piyasa toplamının yüzde 60'ının buralarda döndüğünü görüyorsunuz. Bu yüzden buralarda olmak önemli. Her şeyden önce satış psikolojini oluştururken bizim tasarımcılarımıza, bizim markalarımıza, bizim yaptığımız koleksiyonlara olan ilgiyi artırmak made in Turkey etiketinin daha fazla ilgi çekmesini sağlamak gerek. Aslında bunu yapmak için pek çok avantajımız var. Mesela Türkiye tekstil kimyasallarında kanserojen etkisi olan bütün maddeleri yasaklamış bir ülke. İhracat yapan firmalarımızın sosyal denetimleri dünya standartlarında. Bu konu daha da önem kazanacak önümüzdeki dönemde. Türkiye'nin bu avantajlarını da ortaya koyması lazım. Biz kendimize çok ağır eleştiriler yapıyoruz. Kendi içimizdeki gelişmeyi görmüyoruz. Sektörle ilgili öyle bir karamsar tablo yaratıyoruz ki dışarıdaki alıcı bize hasta insan gözüyle bakıyor. En büyük zararı biz kendimize veriyoruz. Biz kendimizdeki değişim ve gelişimi ortaya koymalıyız. Akdeniz havzasında moda yaratan ülkelerden eksiğimiz yok. Tüm bunları başarabilirsek Türk hazır giyim sektörünün önü çok açık. Tüm İç Giyim Sanayicileri Derneği (TİGSAD) Başkanı Bahri Özdinç: Eğitimli işgücü için yeni kurumlar gerekiyor Türkiye de iç giyim sektörünü dış piyasa ve iç piyasa olarak iki bölümde incelemeliyiz. Dış piyasada ihracat rakamlarımız yaklaşık 1.2 milyar dolar civarında bulunuyor. 2005 yılına kadar ihracatımızda her yıl hızlı bir artış yaşanıyordu. 2005'te gerek miktar bazında gerekse tutar bazında yaklaşık yüzde 3 düşüş yaşandı. 2006 yılında ise herhangi bir artış veya düşüş olmadı. 2007'de çok da az olsa yeniden bir artış olduğunu gözlemledik. Yüzde üç civarında gerçekleşen bu artış adetsel artıştan değil tutarlarda yaşanan artıştan kaynaklandı. Bu sonuç daha katma değeri yüksek ürünler ürettiğimizi gösteriyor. İç piyasada ise elimizde net bilgiler bulunmuyor. Gerçi bu sorun sadece bizim sektörde değil. Yaklaşık 1.5 milyar dolarlık potansiyelimiz olduğunu tahmin ediyoruz. İstihdam konusunda ise aileleri ile birlikte iki milyon kişiye ulaştığımızı tahmin ediyoruz. Yurtdışına eleman göndermek zorunda kalıyoruz İç giyim sektörünün sorunları başta modelist ve tasarımcı bulamamak. Firmalarımızın modelist yani kalıpçı ihtiyacı çok ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye'de sutyen kalıbının eğitimini verecek bir tek kurum yok. Firmalarımız bu işleri kendi becerileri ile yapmaya çalışıyor, personelini yurtdışında eğitime gönderiyor. Ayrıca ucuz işçiliğe dayalı üretim yapan Uzakdoğu ülkelerinden gelen ürünler de haksız rekabete sebep oluyor. Genel çerçeveden baktığımızda ise istihdam üzerindeki yükler, teşviklerin yeni durumlara uygun olmaması, kurdaki aşağıya olan baskı gibi sorunlar sektörümüzü olumsuz etkiliyor. Bu sorunlar iç giyim sektöründe bir daralma yaşanmasına sebep oldu. Özellikle iç piyasadaki daralma ve ihracatta da basit ürünlerin üretiminin ucuz işçilik yapan ülkelere gitmesi sonucu bu duruma getirdi. Önümüzdeki günlerde İHKİB'in seçimleri olacak. Bir önceki seçim dönemi üye sayısı 9 binler civarında iken şimdilerde 7 binler civarında. Bu rakamlar sektörün yaşadığı sıkıntıyı anlamak açısından bir gösterge niteliği taşıyor aslında. Komşu ülkelerde markalaşmak gerekiyor Sektörün sıçrama yapması için hem firma sahiplerine hem de devlete görev düşüyor. Firmalarımız açısından verimli ve kaliteli üretim yapmak için çok iyi çalışmaları gerektiğini görüyoruz. Maliyetleri azaltıcı önlemleri almalılar. Masrafları minimize etmeliler. Kendi koleksiyonlarını hazırlamalılar. Moda ve trendleri iyi takip etmeliler. Taklitçilikten kurtulmalılar. Müşteriyi ayağına beklememeliler. Pazarlama ekiplerini iyi kurmalılar. Markalaşmaya önem verilmeliler. Özellikle komşu ülkelere kendi markalarımızla satış yapabiliriz. Bu pazarlara önem vermek gerekiyor. Devletin yapması gerekenler ise öncelikle teşvik yasasının yeniden gözden geçirilmesi. Bölgesel asgari ücret veya sektörel teşvikler hazırlanmalı. İstihdamın üzerindeki yüklerin hafifletilmesi, komşu ülkelerle özellikle Rusya gibi ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları yapılmalı. Triko Sanayicileri Derneği Başkanı (TRİSAD) Mustafa Balkuv: Markamızı sattığımız Rusya'da en önemli sorunumuz, lojistik Triko Türkiye tekstil ve hazır giyim ihracatı içinde önemli bir paya sahip. 1.5 milyar dolar olan ihracat rakamı bavul ticareti de eklendiği zaman 2 milyar doları buluyor. 2003-2005 yılları arasında durağan bir dönem geçiren triko sektöründe 2005-2006 arasında yüzde 15'lik bir artış yaşandı. Yaklaşık 200 bin kişiyi istihdam ediyoruz. Rekabet içinde olduğumuz ülkeler ile işçi ücretlerinde 10 kat fark var. Bu bizi ciddi şekilde zorluyor. Ayrıca rekabet edebilmek için teknolojiyi ve gelişmeyi takip etmek şart. Trikoda yatırım maliyetleri çok yüksek. Sektör kâr edemediği için 2000-2006 yılları arasında yeni yatırım yüzde 15 geriledi. Bazı büyük ölçekli firmalar üretimden çekildi. Başka işkollarına yatırım yapanlar da var. Maalesef bu koşullara ayak uyduramayıp kapanan firmalar da var. Üretimde ve ihracatta dengeyi sağlayan Rus pazarıdır. Ne yazık ki son yıllarda bu pazarlara gidecek olan mallarda ciddi bir lojistik sorunu yaşanıyor. Bazen mal 2-3 ayda müşterinin eline geçiyor, bazen de ulaşmıyor. Bu ciddi bir sorundur. Rusya ve benzeri ülkeler, bizlerin kendi markalarını sattığı yerler. AB'ye yaptığımız ihracatta böyle bir şansımız henüz oluşmadı. Rusya'nın referans fiyatları çok yüksek. Bunun aşağı çekilmesi için çalışılmalıdır. Öncelikle bu pazarlarla olan sorunlar çözülürse işimizin bir nebze kolaylaşacağını düşünüyoruz. Bunun dışında sektörün sıçrama yapabilmesi için yeni pazarlar bulunmalı. Sektör içi ve dışında hızlı iletişim kanalları kurulmalı. Ürün çeşitliliği yaratılmalı ve maliyetleri aşağı çekecek önlemler alınmalı. Çorap Sanayicileri Derneği (ÇSD) ve IF Konseyi Başkanı Kenan Koç: Dahilde işleme rejimi AB normlarına getirilmeli Türkiye'deki çorap üretimi ağırlıkta erkek, kadın, çocuk soket çorap üretimi şeklinde yapılıyor. İstanbul, en çok çorap üreticisi bulunan ilimiz. Ankara, Gaziantep, Çerkezköy-Tekirdağ, Kayseri, Sivas, Denizli, Kahramanmaraş, Isparta illerimizde de çorap üretimi yapılıyor. İstanbul'da 300'e yakın çorap üreticisi bulunuyor. Ancak bu üreticilerin 60'ı büyük ihracatçı, 50'si orta büyüklükte ihracatçı firma. Geri kalan küçük ölçekli firmalar ve bir de fason atölyeler bulunuyor. Sektördeki büyük ihracatçı firmaların toplam cirodaki payları yüzde 85'i buluyor. Sadece soket çorabında değil aynı zamanda kadın çorabında çok iyi üreticilerimiz var. Türkiye dünyanın üçüncü büyük çorap ihracatçısı, ikinci büyük üreticisi konumunda. En büyük rakibimiz ise Çin. Türk çorap sanayii başarılı bir ihracat performansı sergiliyor. 2000 yılında 85 ülkeye 281 milyon dolar değerinde çorap ihraç edilen Türkiye'den 2005 yılı itibariyle 110'un üzerinde ülkeye 714 milyon dolar değerinde çorap ihraç edildiğini görüyoruz. 2006 yılında ise diğer yıllara göre ihracatta düşüş görüldü. Çorap ihracatı 2007 yılında iyi bir performans göstererek 837 milyon dolarla yeni bir rekora imza attı. Ancak son dönemde gerek dünya gerekse Türkiye konjonktüründen kurumsallaşmamış küçük firmalar oldukça etkilendi. Döviz kurlarında henüz dalgalanmalar olmadığından belli bir düzende ihracat oturmuştu ve çeşitli pazarlara kârlı işler yapılıyordu. 1998-1999 Asya krizi, ardından Türkiye'de yaşanan krize kadar inişli-çıkışlı bir hal olmasına rağmen ihracat yolunda fena bir performans sergilenmedi. Ancak bundan sonra döviz kurlarının aşırı düşmesi, ekonomik dalgalanmalar, Uzakdoğu faktörü sektörü diğer tüm sektörler gibi olumsuz etkiledi. Gelişmedikleri ve doğru rekabet sistemini benimsemediklerinden en ufak bir ekonomik krizde iflas ediyorlar. Tıpkı diğer sektörlerde olduğu gibi çorap sektöründe de küçük firmalar yeni düzenlemelere ayak uyduramadıkça pazardan silineceklerdir. Kayıt dışılık yerine esnek çalışma sistemi Tekstil ve hazır giyim sektörünün atak yapması için dahilde işleme rejimi ile ithalatın AB normlarına ve oranlarına indirilmesi gerekiyor. Bilindiği üzere AB normlarında yapılan ihracatın yüzde 2-4 arası belge verilmektedir. Ayrıca Türkiye'nin Rusya Federasyonu ile Serbest Ticaret Anlaşması yapması Türkiye'nin önümüzdeki 10 yılını sektör açısından kurtaracağını düşünmekteyim. Sektörün haksız rekabetten kurtarılması için kayıt dışılık yerine esnek çalışma kanunlarının, işe giriş ve çıkışın önündeki engellerin kaldırılması, kıdem tazminatının yerine bireysel emeklilik sigortalarının yaygınlaştırılması gibi verimliliği artıran, sipariş iniş çıkışlarının şirketlerde verimlilik kaybını minimuma indirecek çözümleri üretmek olacaktır. Teşviklerin kalıcı olması, toplam verimliliği desteklemesi asıldır. Yüksek elektrik tüketimi olan iplik gibi tekstil fabrikalarına GAP'taki elektrik üretim noktalarında nakliye bedeli düşülerek 25 yıllık kontratlar verilmesi, limanlara direkt olarak nakliye yapılacak tren hatlarının kurulması gibi sürdürülebilir maliyet avantajları ve bunu meslek okulları ve yan sanayisi ile destekleyerek ileriye dönük sistemler kurulmalıdır. Osmanbey Tekstilci İşadamları Derneği (OTİAD) Başkanı Gaffar Koca: Ülkeyi yönetenler "Tekstilden vazgeçtik" söylemini bırakmalı Osmanbey piyasası mevcut haliyle kabına sığamayarak Bomonti, Çağlayan, Kağıthane, Okmeydanı ve Feriköy'e de yayıldı. Adı geçen bölgelerimizdeki büyüklü küçüklü tekstil ve hazır giyim işletmelerinin sayısı 4 bin civarında. Bu bölgelerdeki ticaret hacmi yıllık 10 milyar doları aşıyor. Osmanbey tekstil ve hazır giyim sektöründe, dünyadaki moda trend ve konseptlerini yakından izleyerek, kendine özgü modayı yaratan, tasarlayan, üreten, pazarlayan ve hızlı terminlerle çalışan hızlı moda mantalitesiyle "Osmanbey ekolü ve modeli" ortaya çıktı. Türk hazır giyim sektörü son 30 yılda gelişerek bugünkü konumuna geldi. Osmanbey'in gelişimi de bu sürece paralellik teşkil ediyor. Markalaşmaya verdiği önem, yurtdışı fuar ve tanıtım faaliyetleri ile yurtdışı mağazalaşma çalışmalarında gösterdiği hassasiyet ile Türkiye'de ve yurtdışında marka olma yolunda önemli adımlar atan firmaların çıkış noktası Osmanbey oldu. Osmanbey'den 50'den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren bir bölge. BDT ülkeleri, Afrika ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri ve Batı Avrupa ülkelerinin en önemli tedarikçisi olma özelliğini taşıyor. Son beş yılda her yıl yaklaşık yüzde 10-15 civarında artış kaydeden 2007 yılında da 22 milyar doları aşan Türkiye tekstil ve hazır giyim ihracatında Osmanbey'in payı azımsanmayacak miktarda. Ayrıca bavul ticaretinin en önemli merkezi olan Laleli piyasasının da mal tedarikinde en büyük destekçisi konumundayız. Direkt ve endirekt olarak Osmanbey piyasalarının yaklaşık 500 bin kişiyi istihdam ettiğini tahmin ediyoruz. AVM'lerdeki haksız rekabet sona ermeli Gerek istihdam gerekse ticaret hacmi için böylesine büyük bir öneme sahip olan Osmanbey, pek çok sorunla boğuşuyor. Bunlar tabii ki sadece Osmanbey'in sorunları değil. Sorunları genel ve bölgesel olarak ikiye ayırmak gerek. Genel sorunların başında sektörümüzün ve diğer sektörlerimizce her platformda dile getirilen istihdamın üzerinde yüzde 40'ı aşan vergi yükleri, üretimdeki yüksek enerji maliyetleri, faizlerin ve TL değerinin aşırı yüksekliği geliyor. Bölgesel olarak bakarsak, Osmanbey kendine has özellikler taşıyan bir bölge. Yurtdışında tekstil ve hazır giyim sektöründe acımasız Uzakdoğu rekabeti nedeniyle ve daha önemlisi bavul ticaretinde en büyük müşteri potansiyelimiz Rusya Federasyonu'nun son yıllarda aldığı önlemler çerçevesinde Osmanbey'de piyasa daralması olduğu yadsınamaz bir gerçek. Yurtiçinde ise son zamanlarda ardı ardına açılan alışveriş merkezlerinin piyasamızı olumsuz etkilemediğini söylemek mümkün değil. Ancak burada haksız bir rekabet söz konusu. Yabancı marka ve firmalara tanınan imtiyazlar yerli marka ve firmalarımıza tanınmıyor. Buna bir düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyoruz. İşin doğası gereği her sektörde konjontürel ekonomik gelişmeler doğrultusunda piyasada daralmalar yaşanabiliyor. Dünyadaki sektörel gelişmeleri takip etmeyen, ayağını yere sağlam basmayan, yönetim zafiyeti yaşayan firmalar piyasadan çekilmek zorunda kalıyor. Osmanbey'de de genel duruma paralel birtakım sıkıntılar yaşanıyor. Yurtdışı tanıtım ve mağazalaşma ile sıçrama yapılabilir Aslında sektörün sıçrama yapması çok zor değil. Makro bakış açısından ele alırsak; ülkeyi idare edenlerin tekstil ve hazır giyim sektörünün gözden çıkarılmış bir sektör olarak görme politika ve söylemlerinden vazgeçmeleri gerekiyor. Türkiye'de tekstil ve hazır giyim sektörü özellikle 1980'li yılların başından itibaren yaşanan süreç ve gelişim içinde sağlıklı bir altyapıya kavuşmuştu. Tarım sektörü dışında yıllardır ülkemize net döviz girdisi sağlayan katma değer yaratan ve dolaylı-dolaysız yaklaşık 3 milyon kişiyi doyuran çok önemli lokomotif bir sektör konumunda. Özellikle son beş yılda hazır giyim ve tekstil sektörümüzün ihracatı miktar bazında azalmasına rağmen dolar bazında az da olsa artıyor. Bu da gösteriyor ki katma değeri yüksek ürünlerin yurtdışı edilmesine yönelik bir trend yakalanmış durumdayız. Sektörümüz moda-marka yaratmaya verdiği önem çerçevesinde yurtdışı tanıtım ve mağazalaşma ile arzu edilen sıçramayı yapacak konjonktürel sıkıntıları kısa zamanda aşacaktır. Bu itibarla, OTİAD olarak, Osmanbey'in yurtdışı açılımlarına yönelik arayışlar ve projeler üzerinde ciddiyetle çalışıyoruz. Özellikle Rusya'da küçük Osmanbey modeli merkezler veya lojistik ve showroomlar yaratma konusunda araştırma ve girişimlerimiz sürüyor. Uluslararası moda merkezlerinden biri olma gayreti içindeki İstanbul'a en çok katkıyı sağlayan merkeziz. Tamamen yurtdışına yönelik olarak gerekli mağazalaşma, tanıtım ve fuar teşvikleriyle bu bayrağı daha yükseklere taşınmaması için önümüzde hiçbir engel yok. Merter Markalar Birliği Başkanı İdris Akdoğan: Çin'den alıp Avrupa'ya satmak markalaşmak değil, komisyonculuk Tekstil sektöründe iki tip sorun var; ülke koşullarının doğurduğu sorunlar ve şirket yapılarının oluşturduğu sorunlar. Ülke koşullarının doğurduğu sorunlar arasında Türkiye'nin sunum eksikliği birinci derecede önem taşıyor. Yıllardır Türkiye imajını doğru tanıtamadığımız için ilişkilerimiz pamuk ipliğine bağlı olmuş. İşçilikte bir markayız ama tercih edilmediğimiz zaman karşı tarafın çok büyük bir kaybı yok. Eğer olsaydı bugün Türkiye'den bu kadar hızlı bir çıkış olmazdı. İkinci problem sektörü temsil eden birlik ve derneklerin işlevsiz olması. İşi dernek yöneticiliği olan bir ekip oluşmuş. Sektör temsilcilerinin ortaya koyduğu somut hiçbir proje yok; sadece talep var. Ülke bazında üçüncü problem devletin kurumlarının işlevsiz olması. Bize AR-GE laboratuvarları kurun deniyor; bu ciddi bir maliyet. Halbuki KOSGEB'in elinde sayısız laboratuvarlar var. Bunları bize nöbetleşe kullandırsın. Kimseye teşvik vermeden çok iyi şeyler yapılabilir. Ülke koşulları ile ilgili dördüncü konu yurtdışından gelen şirketleri yönlendirecek mekanizmaların bulunmaması. Beşinci konu ise ithalat rejimi. İthalata büyük kolaylıklar sağlanıyor. Biz Rusya, Ukrayna gibi ülkelere ihracat yapmakta inanılmaz zorlanıyoruz. Devletin bununla uğraşması lazım. Sırf bir serbest ticaret anlaşması yapamadığı için Türkiye'de sektör bitiyor. Altıncı nokta devletin Türkiye'de üretim motivasyonunu ne sözel ne eylemsel olarak ortaya koymaması. Mısır'daki yatırımların temel atma törenlerine bakanlar gidiyor. Bu da Türkiye'ye yatırım yapacak firmaların psikolojisini bozuyor. Şirketlerdeki kirlilik maliyetleri artırıyor Şirketlere bakacak olursak burada büyük bir kirlilik ve verimsizlik söz konusu. Kirlilik çıplak maliyet üzerinde yüzde 38'lik bir yük bindiriyor. Bu her alana yayılmış durumda. Biz bir yılda fiyatlarımızı yüzde 53 düşürdük. Bunun tek sebebi var etik kontrolü yaptığımız çalışmalar. Şirketlerde etik departmanı kurulmalı. Kişiler işten ayrıldıktan sonra başka bir işe başlayacaksa ortak bir merkez tarafından bu kişinin refere bilgileri kontrol edilmeli. Türkiye'de batmış olan şirketlerden çıkmış olan yöneticilerin tekstil sektöründe kurduğu sayısız şirket var. Katma değerli ürünlere geçelim deniyor. Türkiye bir basic ülkesidir. Çin'in yapmadığını yapalım deniyor. Çin uzaya uydu gönderiyor, biz Fransızlar'a yaptırıyoruz Amerikalılar fırlatıyor. Bunu çözmenin birinci yolu Türk insanına uygun sistem kurmaktır. Türk Kalite Sistemi denen, Türk insanını sanayiye kazandıracak bir sistem kurulmalı. Şirket içinde yetkisiz etkili yöneticiler istiyorlar. Artık tek başına hiçbir marka dünya ile rekabet edemez. Bu gerçeği görmemiz lazım. Birlikte hareket eden şirketlere ihtiyaç var. İnsanlar artık büyük sipariş vermek veya uzun vadeli bakmak için tek muhatap istiyor. Biz bunun için Merter Markalar Birliği'ni (MMB) kurduk. Şu anda 240 şirket var bünyesinde. Ortak insan kaynağı, ortak sunum merkezi, ortak verimlilik merkezi gibi sistemler kurduk. Komisyonculuk marka demek değil Hiçbir Avrupalı aptal değil. Siz gidip Çin'de ürettiriyorsanız o da ürettirebilir. Üretim altyapımızı kaybettiğimiz zaman markalaşma sürecinin sekteye uğrayacağını bilmeliyiz. Devlet bütün marka teşviklerini üretim üzerine kurmalıdır. Biz şu anda Çin'den daha ucuz üretiyoruz. Biz dünyada başkalarının yapmadığı alanlara yoğunlaşmalıyız. Katma değer değil, dünya hangi alanda eksikse o alana yoğunlaşmalıyız. Sistemimizi 19 şirkette hayata geçirdik. Aldığımız kumaş fiyatı bir yıl öncesine göre yüzde 43 daha düşük. Türkiye'de muazzam fırsatlar var. Tek sorun psikoloji etkinliği. Türkiye'yi sevmek Türkiye'de üretmektir. Tüccar markaların geleceği yok. Türkiye'de üretimi ve kendi perakendesi olan bir markanın da geleceği yok. Türkiye'de üretim biterse Türkiye'nin markalaşma süreci de biter. Çin marka mı, üretim mi? Türkiye tam bağımsız bir ülke olacaksa tam bağımsız üretmesi lazım. 2009 Türkiye'de üretim yılı olacak. Biz made in Turkey bayrağını tüm dünyada dalgalandıracağız. Biz MMB olarak Doğu'da da Türkiye'nin birçok yerinde de yatırımlar yapacağız. Merter-Osmanbey-Laleli (MOL) ortak alışveriş merkezi Güngören Belediyesi bize bir alan tahsis edecek. Hatta biz diyoruz ki Kale Alışveriş Merkezi'nde var onu istiyoruz. Türkiye'deki Merter, Osmanbey ve Laleli'deki firmaları bir araya getirerek (MOL) 150 firmanın birleştiği akıllı toptan sistemini kuracağız. Normalde 60 metrekare içinde pantolon ceket satılıyor. Biz diyoruz ki bunları bir merkeze toplayalım. Sen sadece gömlek, pantolon sat vs. yan yana 10 tişört firması olsun. Böylece yurtdışından gelenlere de kolaylık oluyor. Hem onun maliyeti düşüyor. Devasa bir şirket gibi hizmet veriyorsunuz. Gelecekte yurtdışında da hayata geçireceğiz. Toptan fiyata Avrupa'da perakende satacağız. Almanya'daki ilk yatırımımız için Ece Group ile konuştuk. Bizim 240 firmanın toplam cirosu 6 milyar dolar. Böylece biz herhangi bir küresel güçle kolaylıkla rekabet edeceğiz. Ölçek ekonomisini yakaladığımız gibi riski de dağıtmış olacağız. 15 Ağustos'a kadar şirketleşeceğiz.

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.