13 °C

Kurun cari açık rakamlarına duyarlılığı azalıyor mu?

Kurun cari açık rakamlarına duyarlılığı azalıyor mu?

Kurun cari açık rakamlarına duyarlılığı azalıyor mu?

UZMAN GÖRÜŞÜ / BANU KIVCI TOKALI-FİNANSİNVEST 2007 yılında 38 milyar dolara ulaşan cari işlemler açığı, yeni bir rekora da imza atmış oldu. Her ne kadar, milli gelire oranla geçen yılın % 8'lik seviyesinin hafif gerisinde kalmış olsa da, Türkiye ekonomisi % 7.7 ile yine gelişmekte olan ülkeler arasında yüksek cari açık ile en riskli ülkeler arasında sınıflandırılmaktan kurtulamadı. Ancak, 2007 açığının beklentilerin ötesinde sonuçlandığının açıklandığı gün bile döviz piyasasının ciddi bir tepki vermemesi, hem şaşkınlık söylemlerinin hem de temel dinamiklerin işleyişine yönelik endişelerin artmasına yol açtı. Aslında temel endişe, değerli YTL'deki düzeltme sürecinin zamanlaması ve hızına yönelikti. Biz ise, ödemeler dengesi gelişimine sadece yüksek cari açık olgusu ile tek taraflı bakmanın, değişen dengelere yönelik bazı önemli hususların gözden kaçırılmasına neden olduğu düşüncesindeyiz. Öncelikle, geçen yılın cari açığının % 58 gibi önemli bir oranı, yurt içinde yapılan doğrudan yabancı yatırımlarla finanse edilmiştir. Daha da önemli bir katkı, hem bankacılık hem de bankacılık dışı özel sektörün sağladığı uzun vadeli borçlanmalar yoluyla sağlanmıştır. Uzun vadeli borçlanmalar tek başına, cari açığın finansmanına % 91'i gibi önemli bir katkı sağlamıştır. Diğer taraftan, ani eğilim değiştirebilmesi nedeniyle finansman açısından riskli kalemler arasında yer alan portföy yatırımlarının ise, geçen yılın finansmanına sadece 717 milyon dolarlık net bir girişle destek olduğu izleniyor. Oysa ki, geçmiş yıllarda en önemli finansman aracı olarak karşımıza çıkıyordu. Sayısal ifade etmek gerekirse, 2004-2006 döneminde, yıllık olarak 7-13 milyar dolar arasında net sermaye girişine işaret etmişti. Cari açığın finansmanının kompozisyonundaki bu değişim aslında, kur piyasasında kalıcı sert hareketlerin gözlenmemesinin de arkasındaki temel etken. Orta vadeli olumlu görünüm korunduğu sürece, doğrudan yabancı yatırımlar ve uzun vadeli sermaye hareketlerinin ani trend değişiklikleri göstermesi düşük bir olasılık oluyor. Böylece korunan sermaye girişi ile de, yüksek cari açığa ilişkin endişelerin yatıştırılması mümkün olabiliyor. Dolayısıyla, kurdaki kalıcı düzeltme hareketinin gerçekleşmesi, orta vadeli görünüme yönelik güvenin zayıflamaya başladığı noktada harekete geçecektir. Bunun da ilk yansıması, özelleştirme ve birleşme-satın alma projelerine karşı azalan yatırımcı iştahında gözlenebilecektir. Sonuç olarak bir çok makro dengede olduğu gibi, kur-ödemeler dengesinin sürdürülebilirliği açısından da, hükümetin orta vadeli olumlu görünümün devam etmesini sağlayacak adımları zaman geçmeden atması gerekliliği ile yine karşı karşıya kalıyoruz.