8 °C

Markalaşma bir yere kadar kümelenmeye önem verelim

Markalaşma bir yere kadar kümelenmeye önem verelim

Markalaşma bir yere kadar kümelenmeye önem verelim

Bugün görüşlerine yer verdiğimiz uzmanlardan Prof. Dr. Işık Tarakçıoğlu, sektörün çıkışının "teknik tekstil" ve "kümenlenme"de olduğunu söylüyor. Kümelenme en kısa tanımıyla aynı işkolunda faaliyet gösteren, coğrafi olarak birbirine yakın, birbiriyle işbirliği ve aynı zamanda rekabet içindeki firmaların destekleyici kurumlarla bir araya gelerek yoğunlaştığı örgütlenme biçimi. Profesör Tarakçıoğlu, kümelenmenin aciliyetine dikkat çekiyor ve uygulamaya hemen başlanması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Işık Tarakçıoğlu, teknik tekstil konusunda yapılması gerekenleri de yazısında anlatıyor. Ancak Tarakçıoğlu'nun dikkat çektiği bir konu daha var: Markalaşma. Son yıllarda sıkça duyduğumuz markalaşmaya bağlanan umutların boşa çıkma ihtimaline dikkat çeken Tarakçıoğlu, markalaşmayla sağlanacak başarının sınırlı kalmaya mahkum olduğunu belirtiyor ancak Türk tekstil sektörünü kısa ve orta vadede ciddi krizlerden, hızlı küçülme ve çökme tehlikesinden korumak için yeterli olabileceğini de ekliyor. Markalaşmaya vurgu yapan bir diğer isim de Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay. Türk ev tekstili sektörünün sahip olduğu ileri teknoloji ve yüksek kapasitesiyle dünya ev tekstili moda ve trendlerini belirleyecek bir merkez olabileceğini belirten Burkay'ın asıl dikkat çektiği konu, tekstil ürietiminde dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer alan Türkiye'nin rekabet gücünde hâlâ 53. sırada yer alıyor olması. "Biz üzerimize düşeni yaptık, artık sıra devlette" diyen Burkay, istihdam paketi ile gündeme gelen yüzde 5'lik primi indiriminin de yetersiz buluyor ve indirimin iki-üç yıl içinde yüzde 13'e kadar çıkarılmasını istiyor. "Bölgesel değil sektörel teşvik" diyen Burkay, siyasetin ekonominin önüne geçmiş olmasından da rahatsızlık duyuyor. İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı İsmail Gülle'nin önerisi ise, gerilla taktiği ile mücadele etmek. "Biz sıçramaya hazırız ama birisinin yukarıya çıkarması lazım" diyen Gülle, devletin uzun vadeli bir politikası olması gerektiğini belirtiyor. Hükümetin bile kapatılıp kapatılmayacağının tartışıldığı bir ortamda uzun vadeli projeksiyon yapamamaktan yakınan Gülle de "marka olmak" gerektiğine ilişkin uyarıların gerekli koşullar sağlanmadan bir anlam ifade etmediğini vurguluyor. Ege Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Işık Tarakçıoğlu: Sektörün geleceği teknik tekstillerde İnsanlar tarih boyunca örtünmek ve süslenmek için giyinmişlerdir. Ama artık giysilerinin başta sağlık, güvenlik ve bilişim olmak üzere her türlü alanda, ek hizmetler vermesini istiyorlar. Bu özellikteki tekstil ürünlerine fonksiyonel veya çok fonksiyonlu tekstiller deniliyor. Herhangi bir dış etkiyi veya etki değişikliğini algılayıp buna göre tepki veren tekstil ürünleri ise akıllı tekstiller olarak nitelendiriliyor. Herhangi bir dış etkiyi veya etki değişikliğini algıladıktan sonra değerlendiren ve buna göre tepki veren tekstil ürünlerine, değerlendirebilme yeteneği farkı nedeniyle çok akıllı tekstiller deniliyor. Fonksiyonel ve/veya çok fonksiyonlu tekstiller; nano teknolojik ürünlerle işlem görmüş tekstiller; akıllı ve/veya çok (tam) akıllı tekstiller; yüksek nitelikli teknik tekstiller ve/veya olağanüstü tekstiller; bunların hepsinin ortak paydası, bilgi yoğun tekstil ürünleri olmalarıdır. Uzun vadede en hızlı büyüyecek ve en cazip pazar, muhakkak ki bilgi-yoğun tekstil ürünleri pazarı olacak. Teknik tekstiller konusunda dünya ortalamasının gerisindeyiz. Teknik tekstiller toplam tekstil üretimimizin yüzde 10'u düzeyinde. Bu oran AB'de yüzde 30 civarında. Teknik tekstillerin dünyada parasal olarak hacmi ise 100 milyar dolarlara ulaştı. Bir de teknik tekstilleri ikiye ayırmak gerekir. Sıradan teknik tekstiller var. Bunlar miktar olarak büyük ama genellikle pahada hafif ürünler. Makbul olan teknik tekstiller miktar olarak daha az ama değer olarak çok yüksek. Türkiye'nin buraya yönelmesi lazım. AB'nin tedarikçisi konumunu korumalıyız AB'de önümüzdeki dönemde tekstil/hazır giyim tedarikine baktığımız zaman yüzde 65-70'inin başta Çin ve Hindistan olmak üzere Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerinden, yüzde 20-25'inin AB'ye yakın bölge ülkelerinden yüzde 5-10'unun kendi ülkelerinden yapılması öngörülüyor. Türkiye gelecekte de tedarikin yüzde 20-25'inin sağlanacağı "AB'ye yakın bölge ülkeleri" grubunun en önemli oyuncusu. Ama ne yazık ki 1990'lı ve 2000'li yıllarda yapılan aşırı ve yanlış yatırımlar sonucu, dünyada ciddi bir kapasite fazlalığının söz konusu olduğu, kota uygulamalarının kalktığı ve sıradan tekstil-hazır giyim ürünlerinin maliyetinin altında fiyatlarla satıldığı günümüzde ciddi sorunlarla karşı karşıya. Türk tekstil ve hazır giyim sanayiinin, önümüzdeki dönemde bugünkü yapısıyla ve ürün paletiyle, rekabet gücünü koruması çok zor. Önümüzdeki dönemin bir yeniden yapılanma dönemi olması gerekmektedir. Türk tekstil ve konfeksiyon sanayii hâlâ büyük ölçüde maliyet-fiyat rekabetinin belirleyici olduğu, daha ziyade orta ve orta-üst sınıf kalitede seri ve parti üretim yapılan bir yapıya sahip. Bu yapının, kalite rekabetinin belirleyici olduğu, yüksek kaliteli üst sınıf moda-marka ürünlerin üretildiği ve satıldığı bir yapıya dönüştürülmesi amaçlanmalı. Markayla gelecek başarı sınırlı kalmaya mahkum Türkiye'nin markalaşmayla sağlayabileceği başarı, ümit ve arzu edilenden çok daha mütevazı ve sınırlı kalmaya mahkum. Ama Türkiye moda-marka ürünlerin üretim merkezi olabilir. Bunun için de yeni tedarikçilik veya yeni nesil fasonculuk=özgün tasarım imalatçısı olunmalı. Büyük markalar için yeni nesil fasonculuk, markalaşma çabaları, niş ürünler, hızlı teslimat, küçük parti mal işleyebilme; bütün bunlar Türk tekstil ve konfeksiyon sanayiini kısa ve orta vadede ciddi krizlerden, hızlı küçülme ve çökme tehlikelerinden korumak için yeterli olabilecektir. Fakat uzun vadede en hızlı büyüyecek ve en cazip pazar bilgi-yoğun tekstil ürünleri pazarı olacağına göre, Türk tekstil sanayiinin bir taraftan da bilgi-yoğun ürünlerin üretildiği bir yapı kazanması için çalışmalara hemen başlanılması şart. Acilen kümelenme modeline geçilmeli Türk tekstil ve hazır giyim sanayiinin yeniden yapılanması için faydalı bir diğer model de kümelenmedir. Kümelenme modeli uygulanırken Türk tekstil ve hazır giyim sanayiinde ciddi bir kapasite fazlalığı bulunduğu ve dolayısıyla küme illerinde yeni tekstil ve hazır giyim işletmelerinin kurulmasının teşvik edilmesi durumunda ya diğer illerdeki mevcut işletmelerin bir kısmının kapanmasına ya da toplam kapasitenin daha da şişmesi sonucu sektörün rekabet gücünün daha da azalmasına neden olunacağı göz önünde bulundurulmalı. - Küme illerinde yeni işletmelerin kurulması değil ya mevcutların modernizasyonu ve reorganizasyonu veya başka illerdeki mevcut işletmelerin küme illerine taşınmaları teşvik edilmeli. - Emek-yoğun yapısı nedeniyle hazır giyim sanayiinin, şu anda yoğun olarak bulunduğu (Türkiye'de işçiliğin en pahalı olduğu) İstanbul ve İzmir'de mevcudiyetini sürdürebilmesi çok zor. Bu nedenle dikim ve dikim sonrası işlemlerin yeni oluşturulacak küme illerine kaydırılmasında fayda var. - Az sayıda fakat iyi yetişmiş moda tasarımcısı, modist, stilist, kalıpçı gibi özel elemana ihtiyaç duyan dikim öncesi işlemler ile pazarlama, satış ve müşteri hizmetleri departmanları ve üst yönetim merkezleri, moda kümelerine dönüştürülecek olan İstanbul ve İzmir'de kalmaya devam etmeli. - Beş farklı tekstil ve/veya hazır giyim kümesi tipi oluşturulmalı. Bunlar; tekstil ve hazır giyim kümeleri, tekstil kümeleri, organik tekstil kümeleri, moda kümeleri, hazır giyim kümeleri" şeklinde olmalı. Bunun dağılımı da şu şekilde gerçekleşmeli: Tekstil ve hazır giyim kümeleri: Bursa, Denizli ve Tekirdağ'da Tekstil kümeleri: Gaziantep, Kahramanmaraş, Adana, Uşak ve Kayseri'de Organik tekstil kümeleri: Şanlıurfa ve yönlendirici ağabey küme olarak İzmir'de Moda kümeleri: İstanbul ve niş ürünler için İzmir'de Hazır giyim kümeleri: Bolu, Düzce, Karabük, Adıyaman ve 1-2 Güneydoğu ilinde - Kümelenme modelinin başarısı için, küme illerindeki mevcut veya bu illere taşınacak işletmelere (yeni kurulacaklara değil), 5084 sayılı kanun kapsamındaki illerdeki işletmelere sağlananlara benzer vergi ve sigorta prim teşvikleri ile enerji desteği sağlanmalı. Kümelenmenin etkili olması için, küme illerinin hemen tespit edilerek, uygulamaya başlanılması gerekiyor. 2009 yılı beklenildiğinde, sektörün akut sıkıntılarının hafifletilmesine katkısı olmayacaktır Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay: Bölgesel değil, sektörel teşvik verilsin Bilindiği gibi Türkiye ekonomisi, 21'inci yüzyılla birlikte içeriden ve dışarıdan farklı dinamiklerin etkisi altında kaldı. Bir yandan 2002'den beri uygulanan ekonomik program, tüm üretici sanayiler için ciddi sıkıntılar yaratırken, diğer yandan Çin ve Hindistan gibi devasa ülkeler, üretici piyasalara güçlü biçimde girdiler. Bu süreçten en fazla etkilenen sektörlerimizin başında ise tekstil ve konfeksiyon geliyor. Bu sektörler, uzun yıllara dayanan bir geçmişle altyapı ve bilgi birikimiyle Türkiye ekonomisinin belkemiğini oluşturuyor. Ev tekstili, Türkiye'de tekstil ve konfeksiyon sanayiinin en temel alt gruplarından birisidir. 2007 yılında Türkiye geneli tekstil ihracatı bir önceki yıla oranla yüzde 17,5 artış kaydederek 6,5 milyar dolar seviyesine yükselirken, toplam tekstil ihracatı içerisinden yüzde 43 pay alan ev tekstili ihracatındaki artış oranı yüzde 11,4 düzeyinde gerçekleşerek ihracat kaydı da 2,8 milyar dolara ulaştı. Türkiye ev tekstili sektörünün en büyük hedefi sahip olduğu ileri teknoloji makine parkı ve yüksek kapasitesinin yanında ülkemizi dünya ev tekstili moda ve trendlerinin belirlendiği moda merkezlerinden biri yapmaktır. Bunları dikkate almazsak kaybedecek çok şeyimiz olabilir ve bizim kaybedecek bir saniyemiz bile yok. Siyaset ekonominin önüne geçmesin 2002 yılından beri takip edilen politikalar sadece tekstil ve konfeksiyonu değil tüm üretim sanayilerini ciddi şekilde etkiledi. Ülkede yürütülen makro ekonomik politikalara baktığınız zaman bu konulara çözüm olarak herhangi bir adım atılmadı. En son üç bakanın birlikte yaptığı bir basın toplantısı vardı ikinci nesil reformlar diye. Ama maalesef 2008 yılında da 2007'de olduğu gibi siyaset ekonominin önünde gidiyor. Biz öncelikli olarak Türkiye'de gündemin bir an önce ekonomi ağırlıklı olmasını istiyoruz. İkinci nesil reformların önce hayata geçirilmesini arzu ediyoruz. Tekstil sektörü diğer sektörlerle aynı sıkıntıları yaşıyor ama son beş yılına baktığınız zaman ihracatta ciddi artışlar kaydediyor. Sektör aslında kendi içinde yeniden yapılanmasını tamamladı. Özellikle ev tekstili yüksek makine parkına sahip. Üretim gücü çok yüksek; modayı, trendi yaratan, uygulayan, AR-GE ve ÜR-GE'ye ciddi yatırım yapan bir sektör. Bursa'da bir tekstil teknoloji merkezi kurduk. Türkiye'de bir ilk aslında. Bunu ulusal düzeye yaymaya çalışıyoruz. Bu merkezler sektörün geleceği ve yapılanması ile ilgili planları ortaya çıkaracak. Bursa'da yürüttüğümüz çalışmaların içinde ev tekstili ile ilgili bir tanıtım projesi de var. Türk ev tekstili sektörünü dünyada mutlaka çok farklı bir konuma getirmemiz lazım. Bunun için de moda ve trendi ortaya koymamız lazım. Bu sadece markalaşalım ve modayı üretelim demekle olmuyor. Biz bu konudaki partnerlerimizi seçerken dünyaca ünlü ofisler, sanatçılar kimlerse onlarla işbirliği içindeyiz. Sektörün önde giden 20-30 firması bunları yapıyordu. Biz bunu tabana yaydık. Dünyadaki 7 milyar insanın tamamı Çin malı giyemez Bugün bazı söylemler var tekstil ve konfeksiyon gelişmiş ülkelerin sektörü olamaz, bunlar geri kalmış ülkelerin sektörleridir diye. Böyle bir şey olamaz. Tekstilin hâlâ bir alternatifi yok. Hepimiz tekstil giyiniyoruz. 7 milyar insanın tamamen Çin malı giyecek hali yok. Burada önemli olan moda ve trendi yaratmak ki bunu da sektör becermiş durumda zaten. Şu anda planı olan tek sektör tekstil sektörü. Bu çalışmalar hem bölgesel hem de ulusal düzeyde yapılıyor. Planı olan ve zamana ihtiyacı olduğunu beyan eden bir sektöre mutlaka bu desteğin verilmesi lazım. Bizim ev tekstilinde bölgesel teşviklere adapte olmamız çok zor. Çok fazla yatırım var. 10 tane dikiş makinesi ile yapılamıyor bizim işimiz. Bu yüzden tesisleri başka bir yere taşımak imkansız. Bir de kalifiye eleman lazım. Bursa'da bile yetişmiş eleman bulamıyoruz. MB raporlarına bakınca aşırı değerli YTL ve maliyetler üzerindeki yükler nedeniyle kâr üretilemediği görülüyor. Kâr üretemeyen bir sektör hangi kaynaklarla bu tesisleri taşıyacak. Bundan dolayı biz bölgesel teşvikten sektörel desteğe geçilmesini istiyoruz çok kısa zamanda. İndirim yüzde 5 değil 13 olsun Bunun yanında istihdam üzerinden indirilmesi planlanan yüzde 5'lik payın yüzde 13'ten aşağı olmaması lazım. İki-üç yıl içinde yüzde 13'lere kadar indirim istiyoruz. Bizim destek diye bir tabirimiz yok aslında. Bizim istediğimiz kösteklerin ortadan kalkması. Şu anda Türkiye'nin uygulamış olduğu makro ekonomik politika geçmişten gelen birçok hataların telafisi için uygulanıyor. Fakat tekstil ve konfeksiyon hassas sektörler. Emeğe dayalı, enerji gelirleri çok yüksek. Bu sektörün diğer sektörlerden ayrıştırılıp dünyadaki rekabet şartlarında bir ortamın yaratılması gerek. Yoksa bizim teşvik istediğimiz yok. Dünyada Türkiye tekstil ve konfeksiyonda ilk 10'un içinde rekabette 53. sırada. Rekabette de ilk 10'da olalım. Kurdaki düşüşler-çıkışlar planlı olmalı. Devlet kaynak verecekse bir yere bunun nasıl kullanılacağına ilişkin bir çalışma var mı buna bakar. Tekstil sektörü diğer 34 sektöre göre stratejik planını yapmış tek sektör. Devlete diyoruz ki kaynağını harca karşılığında da bunlar gelecek, bunu taahhüt ediyoruz. Bunun tekstil sektörü ile başlaması ciddi bir örnek olacak, diğerleri de stratejik plan yapacak. İstanbul Tekstil ve Hammadde İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı İsmail Gülle: Düzenli ordu gibi değil, gerilla taktiği ile çarpışmalıyız Özellikle 2008 yılını her türlü fikirden, düşünceden ayırmak lazım. 2008 yılında yaşadıklarımız normal bir süreç değil. O yüzden bugünün sıkıntısıyla kalkıp farklı bir tablo çizmek teşhisi yanlış hale götürür. Türkiye'de bir sıkıntı var ama şu anda bütün dünyada bir sıkıntı var. Bugün için baksanız turizmde de, inşaatta da, otomotivde de sıkıntı var. Bütün talepler zincirleme etkileniyor. İhracat yüzde 40 artıyor. Tekstilse yüzde 15 artıyor. Bunu nasıl 20-30'lara çıkarırız gibi bir düşüncenin peşinden gidersek o zaman doğru bir analiz yapmış oluruz. Şu anda Türkiye'nin sahip olduğu bir tekstil kapasitesi var. Rakamlar üretimde büyük bir güç olduğumuzu ortaya koyuyor. Ancak çok üreterek ihracatımızı yükseltiriz düşüncesi artık geçerli değil. Biz artık kilometreli büyük tonajlı işleri bulamıyoruz, yapamıyoruz. O yüzden üretimimiz daha kompakt, küçük, elastik ve çabuk olmalı. Yapmamız gereken düzenli ordu gibi değil, çete gibi gerilla savaşı gibi hareket etmek. Daha küçük üretim ve daha seri hareketler yapıyoruz. Zamana vakıf olan işleri başkaları yapıyor. Yalnız bırakıldık sıçrama yapamadık Tabii ki bu sıçrama tabii ki tek başına olmuyor. Çekirgeyi bile harekete geçirmek için onda bir etki yaratmanız lazım. Biz bu konuda yalnız kaldık bu yüzden de beklenen sıçrama istenen düzeyde yapılamadı. Tek taraflı yaptığımız için sıçramalarımız hedeflere ulaşmadı. Konjonktür de biraz aleyhimize işledi. Ülkenin bütün kesimlerinin birlikte hareket etmesi lazım. Bir, iki, üç deyip aynı anda senkronize şekilde yapılmalıydı. Öyle olmadığı için de kimi atladı kimi düştü. Kamunun üretimle ilgili bir projesi yok. Kriz var deniyor. Herkes panik halinde bir tarafa koşuyor. Kimi mal alıyor kimi mal satıyor, kimi döviz alıyor. Çünkü biliyor ki yarın ne olacağı belli değil. Bizim uzun vadeli bir projeksiyonumuz yok. Hükümeti bile tartışıyoruz. Kapatılacak mı kapatılmayacak mı bu ortamda iş yapmaya çalışıyoruz. Bu durumda firmalar zıplamaya hazır ama birisinin bunu yukarıya çıkartması lazım. Bunu yapacak olan da devlet. Devletin uzun vadeli bir sanayi politikası olması lazım. Mali politikayı yaptı fakat beş senede üretime çivi çakmadı. Sorun bir tek sanayinin sorunu değil. Geçmişte hükümetten üç talebimiz olmuştu; en kolayını yaptı. KDV'yi indirdi. Yine üç talepte bulunduk; AR-GE yasasını çıkardı. Direkt olarak tedavi etmiyor, aspirin veriyor. Marka ol diyor. Marka olmak herkesin ağzına sakız olmuş. Marka olmak parayla, ülkeyle, bir bütünlük içinde oluyor. Artı zaman gerekiyor. Bunlar bir araya gelmeyince olmuyor. Bankaların da bu sıçramaya katkısı olması lazım. Finans sistemi de desteklemeli. Potansiyel var destek bekliyoruz İnsanlar dünyada çıplak gezmeyecek. Etraftaki haritayı besleyecek kadar Türkiye'de kapasite var. Bundan sonraki trend içinde tekstil, konfeksiyondan daha hızlı büyüyecek. Onlar 10 büyüyecekse ihracatta biz 20 büyüyeceğiz. Türkiye'nin dışına çıkanları biz tedarik ediyoruz. Genel sıkıntıyı aştıktan sonra önümüzde yürüyecek çok yol var. Para kazanmadığı yeri kimse beklemez. Bu sektörde daha çok yapılacak iş var. Önümüze raporlar geliyor. 6-7 sene önce dünya ticareti 200 milyar dolarmış tekstil artı konfeksiyonda. Bugün 480 milyar dolar. 2014 senesinde 780 milyar dolar olacak. İnsanlar daha çok kullanacak. Nüfus artacak. Böyle bir pazardan bahsediyoruz. Gerekli desteği görürsek daha çok büyük bir potansiyeli hayata geçirebiliriz.

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.