9 °C

Obama, ABD'nin dış politikasını değiştirebilir mi?

Obama, ABD'nin dış politikasını değiştirebilir mi?

Obama, ABD'nin dış politikasını değiştirebilir mi?

The Guardian / Jonathan Steele Başkan adaylığına giden Obama Irak savaşına karşı çıktı, İran ile ilgili mantıklı olanı dillendiriyor, ama Ortadoğu'da işlerin her zamanki gibi olmasını bekleyin. Clinton'ın Batı Virginia'da beklenen utkusuna karşın Barack Obama'nın Demokrat Parti başkan adayı olması artık neredeyse kesinleştiğine göre, Obama'nın ABD dış politikasını değiştirebileceğine inananlar, kampanya öncesi yaşam öyküsüne bakmalılar. Obama'nın yalnızca kendini anlattığı son kitabı "Audacity of Hope"u değil, otuzlu yaşlarının başında yazdığı "Dreams From My Father"ı okumalılar. Amerika'da melez bir kişi olmakla ilgili çelişkilerin anlatıldığı ana bölümden önce dört sayfada Obama, 1960'larda Cakarta'da Endonezyalı üvey baba ve beyaz bir anneyle yaşadığı çocukluk çağını anlatır. ABD Büyükelçiliği'nde çalışan, "onun bir Endonezyalı ile evli olduğunu öğreninceye kadar Endonezyalılar'la kendisini dalga geçen çirkin Amerikalı'nın karikatürleri" ile yan yana bulur annesi. ABD emperyalizminin ne olduğunu iyi biliyor Obama, annesinin "gazetelerden öğrenemeyeceği" haberleri nasıl öğrendiğini ve bunların neler olduğunu anımsıyor: Halkça tutulan milliyetçi lider Sukarno'nun devrilmesinde CIA'in oynadığı rol; yarım milyon komünist sempatizanın katledildiği gerçeği; hem rejimin hem de dehşet içindeki kurtulan insanların katliamları nasıl örtbas ettiklerini. Obama o zaman daha altı yaşındaydı, ama annesi daha sonra ona "zengin ve verimli toprak, bir zamanlar sokaklarda akmış kan nehirlerini nasıl içine çektiyse tarihin de öyle yok edildiğini" görerek yaşadığı sarsıntıyı anlattı. Obama'nın bu ikinci kitabı çok güzel. İnsan, hiç daha önceki ABD başkanı olması olası adaylar arasında bu kadar iyi bir yazar olup olmadığını merak ediyor. Daha da önemlisi, acaba öteki adaylardan herhangi biri, çok ağır bir siyasi baskı altında olan bir ülkeyle böylesine doğrudan bir karşılaşma yaşamış mıdır ya da ABD imparatorluğunun insancıl iyiliğe inanmayan yüzünü görmüş müdür? Cumhuriyetçi aday John McCain, Obama'yı ulusal güvenlik "deneyimi" olmamasıyla suçluyor, ama Obama ile karşılaştırıldığında onun ya da Clinton'ın ne gibi deneyimleri var? McCain ile Clinton alışılagelmiş Amerikan kozası içinde, ülke tarihinin başlarında geçerli olmuş sömürge karşıtlığının arkasındaki değerlerin, ABD'nin uluslararası siyasetini hâlâ yönlendirdiğine inanarak yetiştirildiler. Tersine Obama, en az yarım yüzyıldır ABD'nin küresel bir imparatorluk yönettiğini biliyor. Obama, annesinin kendisine "yurtdışındaki Amerikalılar'ın belirleyici niteliği olan cehalet ve kibirden uzak durmayı" öğrettiğini yazıyor kitabında. "Kovboy diplomasisi"ne karşı Obama'nın dış politika yaklaşımının oturtulduğu temel, ABD'yi dünyada birçok insanın nasıl gördüğünün farkında olmasıdır. Obama'nın farkında olduğu şey, Amerika'nın uluslara yol gösteren bir fener olduğu naif inancının tam tersidir. Bu durum, Obama'nın Irak savaşına daha işin başında ilkeli muhalefetinin nedenini açıklıyor. İran, İsrail'e saldırırsa, İran'ı "yok etmek"le tehdit eden Clinton'ı eleştirmesinin mantığını da gösteriyor. Obama bu konuda "Esip gürlemelerden, yıldırıcı konuşmalardan oluşan bir dış politikamız var. Ve bu arada, aslında İran'ı güçlendiren bir dizi stratejik karar aldık. Dünya toplumuna, George Bush'ta sonuna kadar gördüğümüz bu tip bir kovboy diplomasisi ya da diplomasi eksikliğinden vazgeçtiğimizin işaretlerini gönderen bir dil kullanmamız önemlidir." dedi ve sözlerini soğukkanlılıkla şöyle bağladı: "Bu tip bir dil işe yaramıyor." Bütün bunlar, Obama'nın İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat'ın dostu olduğu anlamına gelmiyor. Obama, Ahmedinejat'ın İran halkının günlük gereksinimlerine karşı "umursamaz, sorumsuz ve ihmalkâr" olduğunu söylüyor. İran "rejimi hepimize karşı bir tehdittir" diyor ve nükleer silahları edinmesini engellemek için uygulanan ambargoları destekliyor. Ama Clinton'ın aksine, Washington'ın İran ile olduğu gibi Küba ile de doğrudan görüşmeler yapmayı reddetmesini eleştiriyor. İsrail-Filistin sorununda söylemini değiştirdi Ne yazık ki Obama, İsrail konusunda büyük ölçekli ödünler vermeyi seçti. Obama, Hillary Clinton'ın FKÖ'nün Başkanı Yaser Arafat'ın karısını kucaklamasından sonra İsrail yanlısı lobisince nasıl ezildiğini gördü. New York senatörlüğü için ilk kez adaylığını koyduğu günden bu yana bu konuda [Filistin-İsrail sorunu) "ultra tutucu" bir politikacı oldu. Obama da bu konuda baskı gördü. Geçen yıl Iowa eyaletinde "Kimse Filistin halkından daha çok çekmedi" dediğinde, Amerika-İsrail Kamu İşleri Komitesi'nin bir üyesince İsrail'i desteklememekle suçlanmıştı. Artık Obama, ustaca uzatılmış bir cümle sarf ediyor: "Kimse, Filistin önderliğinin İsrail'i tanımaması yüzünden Filistin halkından daha çok çekmedi." McCain, bir Obama zaferi karşısında Hamas'ın alkış tutacağını öne sürerek alaycı bir tavır takınıyor olabilir, ama aslında Obama'nın çizgisini şimdiki yönetimin çizgisinden ayırt etmek çok zordur. Jeremiah Wright meselesi patlak verdiğinde ırksal ilişkiler üzerine konuşması, siyah kiliselerin psikolojisi üzerine parlak bir çözümleme olarak geniş kabul gördü. Ama o konuşmasında, Ortadoğu'nun en uzun süren çatışmasını, toprak hakkı ve zorunlu göç açısından değil, İsrail'in dış güçlerin masum bir kurbanı olduğu bir çatışma olarak betimlediği endişe verici bir ifade kullandı. Obama, Muhterem Wright'ı "Ortadoğu'daki çatışmaların temel sebebinin, sapkın ve nefret dolu radikal İslam ideolojilerinden kaynaklanan eylemlerde değil, İsrail gibi sadık müttefiklerin eylemlerinde olduğu görüşünden" dolayı kınadı. Amerikan Yahudi Komitesi Direktörü David Harris'in bu yıl New York Times'ta şöyle bir sözü çıktı: "Obama, İsrail'i iliklerine kadar hissedebiliyor mu?" Bu yaklaşım çıtayı özellikle çok yükseltiyor ya da belki de düşürüyor. (...) Ama Obama onları memnun etmek için çok uğraşıyor. Gazze'deki son krizde Obama, İsrail hükümetinin çizgisinin aynısını izliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde İsrail'in ambargosundan dolayı duyulan endişeyi ifade edecek bildiri teklifine Clinton ve McCain'den önce o karşı çıktı. Obama, İsrail'in kuşatmasını, Filistinli roket saldırılarının zorlaması sonucu olduğunu söyledi. Obama, ABD'nin her önemli oyuncuyla görüşmesi gerektiğine dair genel bir ilkeyi sürekli yinelemesine karşın, bunu Ortadoğu için geçerli görmüyor. 2006 yılında Obama, İsrail'le savaşında Hizbullah'ı suçladı ve İsrail'in ateşkes kabul etmesi çağrılarına katılmadı. Jimmy Carter'ı Hamas'la görüştüğü için geçen ay eleştirdi. "İsrail'in yıkımını isteyen bir terörist grupla anlaşma müzakeresi yapmamalıyız" dedi. Anlaşılan, eski başkanların gelecekteki başkanlardan daha fazla özgürlüğü var. Dolayısıyla, o önemli soru ortada duruyor: Obama, ABD dış politikasını gerçekten değiştirmek istiyor mu ve istiyorsa bunu yapabilir mi? Oval Ofis'te siyah ve özellikle ABD emperyalizmini bilen birinin olmasının kendi içinde muazzam bir uluslararası etkisi olacaktır. Ama bu durum, aylar geçtikçe daha büyük bir düş kırıklığına yol açar ve ABD politikasının aynı kalmasıyla sonuçlanır mı? Sezgilerime göre Obama bizim en büyük umudumuz. Ama aklım işlerin eskisi gibi süreceğini söylüyor.

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.