Örtü altı ürün ihracatını ikiye katlamak için reform çağrısı

Türkiye’nin örtü altı yaş sebze üretiminde önümüzdeki 4–5 yıl içinde en gerçekçi ve ulaşılabilir hedefin ihracatı 1,25 milyon tondan 2,5 milyon tona çıkarmak olduğunu kaydeden SERKONDER Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Salih Uslu, ancak bu hedefin yeni sera yatırımı ve dönüşümünü birlikte yaparak yakalanabileceğini söyledi. Uslu, bu doğrultuda yatırım limitlerinin artırılmasının ve öz kaynağın düşürülmesinin sektörde dinamo etkisi yaratacağını ifade etti.

Örtü altı ürün ihracatını ikiye katlamak için reform çağrısı

Mehmet Hanifi GÜLEL

Türkiye Sera Kons­trüksiyon Donanım ve Ekipman Üretici­leri ve İhracatçıları Derne­ği (SERKONDER) tarafın­dan düzenlene 3. Sera Yatırım Günleri 15-17 Nisan tarihle­rinde Antalya’da düzenlendi. Etkinlikte modern seracılık, yatırım fırsatları ve yüzde 100 ihracat artışı hedefi (2030) konuları ele alındı. Etkinlik sonrası DÜNYA’ya özel açık­lamalarda bulunan SERKON­DER Yönetim Kurulu Başka­nı Ufuk Salih Uslu, etkinliğin yalnızca bir sektör buluşma­sı değil, aynı zamanda Türki­ye’nin örtü altı üretimde gele­ceğini şekillendirecek bir yol haritasının ortaya konduğu stratejik bir platform olduğu­na vurgu yaptı.

Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi avantajlar, üretim tec­rübesi ve güçlü tarımsal altya­pı ile örtü altı üretimde dünya­nın en önemli aktörlerinden biri olma potansiyelinin bu­lunduğunu aktaran Uslu, ancak bu potansiyelin sürdürülebilir bir rekabet gücüne dönüşmesi­nin planlama, endüstriyel üre­tim, modernizasyon ve sektörel iş birliğiyle mümkün olduğu­nu kaydetti. Türkiye’nin sera­cılıkta basit örtü sistemlerin­den başlayarak, bugün yüksek teknolojili, verimli ve sürdürü­lebilir üretim modellerine ev­rilen bir süreç geçirdiğini dile getiren Uslu, “Türkiye yalnızca üretimini artırmakla kalmadı, kaliteyi, ihracat gücünü ve sek­törün stratejik önemini de her geçen gün yükseltti. Bugün yük­sek teknolojik yatırımlarla Or­ganize Tarım Bölgeleri, jeoter­mal seralar ve büyük ölçekli ya­tırımlarla seracılık hız kazandı. 2026-2030 hedefi doğrultu­sunda 2 kat ihracat için büyük yatırımcı, yüksek teknolojili se­ra ve planlı üretim ile Türkiye küresel tedarikçi olabilir. Bu­nun için sera yatırımları bir ter­cih değil, zorunluluktur” dedi.

“Büyüme, katma değeri yüksek ürünlerde olacak”

Türkiye’deki örtü altı yatı­rımlarının çok büyük bölümü­nün doğrudan veya dolaylı ola­rak üyeleri tarafından yapıldı­ğını aktaran Uslu, 80 dernek üyesiyle sektörde standart be­lirleyici ve yön gösterici kurum olmayı hedeflerken, diğer yan­dan kamu, finans ve yatırımcı tarafı ile sektör arasında köp­rü görevi gördüklerini bildir­di. Organize Tarım Bölgeleri (TDİOSB) ve büyük ölçekli ya­tırımlarda aktif rol aldıklarını ve yerli üretimi destekleyerek katma değerli ihracatın artma­sına katkı sağladıklarına dikkat çeken Uslu, “Amacımız sadece üretimi artırmak değil; kalite­li, sürdürülebilir ve rekabetçi bir sektör inşa etmek. Örtü al­tı dediğimiz şey tek tip bir yapı değil, düşük teknolojiden yük­sek teknolojiye kadar uzanan bir ekosistem. Bizim hedefimiz bütün seraları aynı yapmak de­ğil, her modeli doğru yerde, doğ­ru ürünle ve doğru teknolojiyle kullanmak. Bugün seralarımı­zın büyük kısmı sebze üretimi için kullanılıyor ama gelecekte büyüme sadece yüksek tonaj­lı sebze üretimiyle değil, katma değeri yüksek ürün gruplarında olacak” diye konuştu.

İhracatın 2,5 milyon tona çıkarılması hedefleniyor

İhracatta 2 kat büyüme he­defi ve 2030 yol haritasını paylaşan Uslu, Türkiye’nin bugün 800 bin dekar örtü altı alanda yüzde 70 sebze üreti­mi gerçekleştirdiğini bildirdi. 2030’da modernizasyon ve ge­nişleme ile yüzde 55-60 seb­ze, yüzde 20-25 katma değerli ürün (berry, çilek vb.), yüzde 10 yapraklı ve yüzde 10 diğer ürün grupların üretiminin gerçekleştirilmesi gerektiğini dile getiren Uslu, “Türkiye’nin örtü altı yaş sebze üretiminde, önümüzdeki 4-5 yıl içinde en gerçekçi ve ulaşılabilir hedef, ihracatı 1,25 milyon tondan 2,5 milyon ton seviyesine çı­karmaktır. Bunu nasıl yapaca­ğız? Türkiye’nin örtü altında en büyük güçlerinden biri OT­B’lerin planlı üretimi, ölçek ekonomisini ve entegre yapı­yı aynı çatı altında buluştur­maktır. Altyapısı hazır, lojis­tiği güçlü ve finansmana eri­şimi kolay bu bölgeler; yatırım riskini azaltırken verimliliği ve rekabet gücünü artırır. OT­B’ler üretimden işleme, depo­lamadan pazarlamaya kadar tüm zinciri yönetilebilir hale getirerek hem üreticiyi hem yatırımcıyı korur. Aynı za­manda standartlaşmayı, izle­nebilirliği ve sürdürülebilirli­ği sağlar” ifadelerini kullandı.

Uslu, 2026-2030 döneminde ilave açılması beklenen 16 bin dekar TDİOB’de yüksek tek­nolojili endüstriyel seraların yüzde 85 yaş sebze meyve ihra­cat payı ile yaklaşık 550 bin ton katkı sağlayacağını belirterek şöyle devam etti: “Türkiye ge­nelinde yine ilave açılacak 15 bin dekarın topraklı-topraksız kültür modern çiftçi seraları yüzde 50 yaş sebze meyve ihra­cat payı ile yaklaşık 150 bin ton katkı sağlanması bekleniyor. Bunun yanı sıra mevcut 80 bin eski basit seraların (sadece iç piyasa üretimi olan) modernize edilmiş topraklı kültür modern çiftçi seralarının yüzde 25 ve­rim artışı ile beraber katma de­ğerli ürün ve yüzde 35 yaş sebze meyve ihracat payı ile yaklaşık 550 bin ton katkı sağlar. Bu da 1 milyon 250 bin ton ihracat artış anlamına geliyor.”

“Sera birim maliyetleri enflasyona göre güncel tutulmalı”

Mevcut sübvansiyonlu kre­dilerin uzun vadeli ödeme sis­temi ile çok uygun olduğuna vurgu yapan Uslu, ancak bu­rada önemli olanın sera birim maliyetlerinin enflasyona gö­re güncel tutulması ile yeni­likçi üretim teknolojileri için birim maliyetine opsiyon ila­ve edilmesi olduğunu söyledi. Mevcut seraların modernizas­yonunun gerçekleştirilerek üreticinin ayakta tutulması ve düşük finans desteği ile ihraca­ta destek sağlayacağına vurgu yapan Uslu, 2 yıl ödemesiz dö­nem ve yüzde 0 öz kaynaklı ya­ni tamamen devlet tarafından karşılanan finans desteği sağ­lanması yönünde beklentile­rinin olduğunu iletti. Modern topraklı seraların ise hızlı yay­gınlaşması, hacimli üretim ile sektörün omurgası konumun­da bulunması nedeniyle, orta ölçekte finans yatırım ile kali­teli üretim ve ürün çeşitliliği sunduğunu ileten Uslu, burada beklentilerinin yatırım teşvi­ki (KDV muafiyeti için) alt de­ğerinin minimum 5 dekardan başlaması olduğunu bildir­di. Uslu, şunları kaydetti; “Hi­gh-Tech endüstriyel topraksız seralar ise büyük yatırımlar ile ivme ve katma değer kazandı­rarak, standart kaliteli ürün ile marka değeri yaratarak ihraca­tın motoru olur. Beklentimiz yatırım üst limitlerinin güncel tutulması (2026 için 200 mil­yon TL), tamamen yerli ürün kullanımını teşvik amacıyla (aynı zamanda seracılık sektö­rüne de dinamo etkisi yapacak) yüzde 25 öz kaynağın yüzde 10’a düşürülmesi yönündedir. Son dönemde hayata geçirilen OTB’ler için ise devlet katkı­sı sektör için önemli bir fırsat sunuyor. Bu alanda beklenti­miz ise yatırımların sürdürüle­bilir olması için finansmanda teminat sorununun çözülme­si ve OTB’lerde de High-Tech Endüstriyel seralar avantajla­rının kullandırılmasıdır.”

“Türkiye’nin problemi; verim ve organizasyon eksikliği”

“Sadece yeni yatırım yaparsak yavaş kalırız, sadece dönüşüm yaparsak yetersiz kalırız” diyen Uslu, ancak ikisinin birlikte yapıldığında hedefin yakalanacağını belirtti. Dönüşüm ve büyüme hedefinde meselenin ne üretildiği olduğunu aktaran Uslu, “Kurulacak tesislerin; sertifikalı, standartlara uygun ve gelişen teknolojileri destekleyebilecek şekilde onaylı projelerle hayata geçirilmesi bir zorunluluk. Bu yaklaşım yalnızca yatırımcıyı, finans kurumlarını, TARSİM’i ve sektör bileşenlerini korumakla kalmaz, aynı zamanda üretimden tüketiciye uzanan süreçte ürün sağlığını, raf ömrünü ve çevresel sürdürülebilirliği güvence altına alır. Böylece, yeni nesiller için kalıcı, güvenli ve sürdürülebilir bir tarım ekosisteminin temelleri atılmış olur. Türkiye’nin problemi üretim kapasitesi değil, verim ve organizasyon eksikliği. Bu kapasiteyi, Türkiye’ye uygun doğru üretim ve yapı modeli ile desteklersek üretimi artırmakla kalmayız, kaliteli, sürdürülebilir rekabet gücünü de artırırız. O zaman Türkiye sadece üreten değil dünyayı besleyen bir ülke olur” dedi.