Üçüncü nükleer santral için tarih verildi: Kanada yarışta
Kanada Başbakanı Mark Carney, Türkiye'nin üçüncü nükleer santraline ilişkin kararını yıl sonuna kadar verebileceğini açıkladı. Kanadalı AtkinsRéalis güçlü adaylar arasında yer alırken Güney Kore, Rusya, Çin ve Japonya da yarışta.
Türkiye'nin üçüncü nükleer güç santrali için uluslararası rekabet hızlanırken Kanada'dan yatırım takvimine ilişkin yeni bir açıklama geldi. Kanada Başbakanı Mark Carney, 23 Ekim'de İstanbul'da yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin üçüncü nükleer santral projesi için 2026 yılı sona ermeden karar verebileceğini söyledi. Carney, Kanadalı mühendislik şirketi AtkinsRéalis'in projede güçlü adaylardan biri olduğunu belirtirken, Güney Kore, Rusya, Çin ve Japonya'nın da rekabette bulunduğuna dikkat çekti.
Açıklama, Türkiye ile Kanada'nın ilişkilerini stratejik ortaklık düzeyine yükseltmesinin hemen ardından geldi. İki ülke, enerji alanındaki işbirliğini genişletme konusunda anlaşırken nükleer teknoloji, sıvılaştırılmış doğal gaz ve kritik mineraller ortak çalışma alanları arasına alındı. Ancak üçüncü nükleer santralin hangi ülke veya şirket tarafından kurulacağı henüz kesinleşmedi. Carney'nin yıl sonuna ilişkin değerlendirmesi de Türkiye tarafından ilan edilmiş bağlayıcı bir ihale takvimi anlamına gelmiyor.
Trakya'daki santral için rekabet hızlanıyor

Türkiye'nin nükleer enerji programında üç büyük santral projesi bulunuyor. Mersin'deki Akkuyu Nükleer Güç Santrali Rusya'nın Rosatom şirketi tarafından inşa edilirken ikinci santralin Sinop'ta, üçüncüsünün ise Trakya'da kurulması planlanıyor. Kanada'nın güçlü aday olarak öne çıktığı son açıklama, bu programın üçüncü ayağına yönelik karar beklentisini artırdı.
Trakya'daki proje henüz teknoloji sağlayıcısı, finansman modeli ve inşaat takvimi kesinleşmiş bir yatırım değil. Dolayısıyla yıl sonuna kadar bir karar verilmesi halinde bile bunun doğrudan inşaatın başlayacağı anlamına gelmeyeceği değerlendiriliyor. Böyle bir yatırım için teknik çalışmaların, finansman koşullarının, düzenleyici izinlerin ve ticari sözleşmelerin ayrıca tamamlanması gerekiyor.
Türkiye'nin ikinci ve üçüncü nükleer santralleri için yürüttüğü uluslararası görüşmelerde farklı ülkelerin teknolojileri değerlendiriliyor. Bu nedenle Kanada'nın adaylığı, yalnızca reaktör teknolojisinin özelliklerine değil, projenin maliyetine, finansmanına ve Türkiye'deki sanayi kuruluşlarının yatırıma katılımına ilişkin koşullara da bağlı olacak.
Kanada'nın kozu CANDU teknolojisi

Kanadalı AtkinsRéalis, CANDU adı verilen nükleer reaktör teknolojisinin geliştirilmesi ve uluslararası pazarlarda kullanılması alanında faaliyet gösteriyor. Şirketin geliştirdiği teknoloji, ağır suyu nötron yavaşlatıcısı olarak kullanan ve doğal uranyumla çalışabilen reaktör tasarımına dayanıyor. Bu özellik, zenginleştirilmiş uranyum kullanımı zorunluluğunu ortadan kaldırması nedeniyle farklı yakıt tedarik seçenekleri sunabiliyor.
AtkinsRéalis'in yeni nesil CANDU MONARK tasarımında lisanslama için esas alınan net elektrik üretim kapasitesi 925 megavat olarak açıklanmış durumda. Şirket, santral koşullarına ve gerekli izinlere bağlı olarak kapasitenin yaklaşık 1.000 megavata yükseltilebilecek şekilde tasarlandığını belirtiyor. Ancak Türkiye'ye önerilecek reaktörün hangi model olacağı ve projenin toplam kurulu gücü henüz açıklanmış değil.
Kanada yönetimi, nükleer teknolojiyle birlikte yerli tedarik zincirlerinin geliştirilmesini ve Türk şirketleriyle ortak çalışmayı da rekabette avantaj sağlayabilecek unsurlar arasında görüyor. Bu yaklaşım, projenin yalnızca reaktör tedarikinden ibaret kalmayıp mühendislik, ekipman üretimi ve uzun vadeli bakım hizmetlerini de kapsayabilecek bir ekonomik işbirliğine dönüşmesini hedefliyor.
Güney Kore, Rusya, Çin ve Japonya da yarışta

Carney'nin açıklamasına göre Türkiye'nin üçüncü nükleer santrali için Kanada dışında dört ülke daha rekabette bulunuyor. Güney Kore, Rusya, Çin ve Japonya'nın adaylar arasında yer alması, Türkiye'nin teknoloji ve yatırım koşullarını karşılaştırabileceği geniş bir seçenek havuzu oluşturuyor. Bununla birlikte bütün ülkelerin aynı aşamada ve bağlayıcı tekliflerle yarıştığına ilişkin kesinleşmiş bir bilgi bulunmuyor.
Güney Kore'nin nükleer enerji alanındaki uluslararası deneyimi, Çin'in büyük ölçekli reaktör yatırımları ve Rusya'nın Akkuyu projesindeki mevcut rolü, görüşmelerin farklı ticari modeller üzerinden yürütülmesine imkân sağlayabilir. Japonya da nükleer mühendislik ve teknoloji alanındaki birikimiyle aday ülkeler arasında gösteriliyor. Türkiye açısından kritik karar, yalnızca santralin hangi ülkeden teknoloji alacağı değil, yatırımın hangi maliyet ve finansman koşullarıyla hayata geçirileceği olacak.
Büyük ölçekli nükleer santral projeleri, uzun inşaat süreleri ve yüksek başlangıç maliyetleri nedeniyle kamu ile özel sektör arasında kapsamlı anlaşmalar gerektiriyor. Elektrik satış koşulları, yakıt temini, işletme sorumluluğu ve yerli sanayinin projeye katılımı, teknoloji seçiminde belirleyici başlıklar arasında bulunuyor. Bu unsurların henüz açıklanmamış olması, aday ülkeler arasında kesin bir sıralama yapmayı mümkün kılmıyor.
Sinop için de Kanada ile görüşmeler sürüyor

Kanada'nın Türkiye'deki nükleer enerji girişimi yalnızca üçüncü santralle sınırlı değil. Karadeniz kıyısında kurulması planlanan Sinop Nükleer Güç Santrali için de CANDU teknolojisi değerlendirilen seçenekler arasında bulunuyor. Kanada'nın olası teklifinin uygulanabilirliğini incelemeye yönelik teknik çalışmalar, iki ülke arasındaki enerji görüşmelerinin önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Ancak Sinop'ta planlanan ikinci santral ile Trakya'da planlanan üçüncü santral birbirinden ayrı projeler. Kanada'nın Sinop için yürüttüğü çalışmalar, Trakya projesini de üstlendiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde Carney'nin üçüncü santrale ilişkin yıl sonu açıklaması, Sinop'taki teknoloji seçiminin de aynı tarihte kesinleşeceği şeklinde yorumlanamaz.
Türkiye'nin her iki projede farklı teknoloji sağlayıcıları veya finansman modelleriyle ilerlemesi mümkün bulunuyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yapılacak açıklamalarda hangi kararın hangi santrale ilişkin olduğunun ayrıştırılması önem taşıyor.
Stratejik ortaklık enerji yatırımlarına taşınıyor

Türkiye ile Kanada, 22 Ekim'de Ankara'da gerçekleştirilen görüşmelerde ilişkilerini stratejik ortaklık düzeyine yükseltti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kanada Başbakanı Mark Carney'nin üzerinde uzlaştığı çerçeve, üç yıllık bir eylem planına dayanıyor. Ticaret, yatırım, savunma ve enerji başlıklarını kapsayan bu yaklaşımda sivil nükleer enerji işbirliği özel bir yer tutuyor.
İki ülkenin enerji alanındaki gündemi nükleer santrallerin ötesine de uzanıyor. Kanada'dan LNG tedariki, kritik minerallerin üretimi ve işlenmesi, yenilenebilir enerji teknolojileri ile enerji altyapısının dayanıklılığı da ortak çalışma alanları arasında bulunuyor. Bu başlıklar, Kanada'nın doğal kaynakları ve mühendislik kapasitesiyle Türkiye'nin enerji tedarikini çeşitlendirme hedefini bir araya getiriyor.
Bununla birlikte stratejik ortaklık anlaşması, üçüncü nükleer santral için bir inşaat sözleşmesi imzalandığı anlamına gelmiyor. Projenin yatırım tutarı, reaktör sayısı, finansman koşulları ve yüklenici şirketi konusunda henüz kesinleşmiş bir karar açıklanmadı.
Yıl sonuna kadar hangi karar çıkabilir?

Carney'nin işaret ettiği yıl sonu takvimi, üçüncü nükleer santralin teknoloji sağlayıcısı veya yatırım ortağının belirlenmesine yönelik bir gelişme yaşanabileceğini gösteriyor. Ancak Kanada Başbakanı'nın kullandığı ifade, kararın kesin olarak 2026 bitmeden açıklanacağına ilişkin bir taahhüt içermiyor. Bu nedenle takvim, gerçekleşmesi mümkün görülen bir hedef olarak değerlendirilmeli.
Önümüzdeki süreçte hangi ülkelerle teknik görüşmelerin ilerletileceği, olası tekliflerin finansman koşulları ve Türk şirketlerinin projede üstlenebileceği roller önem kazanacak. Yıl sonuna kadar bir tercih açıklanması halinde bile santralin yapım sözleşmesi ve fiilî inşaat başlangıcı için ayrıca kararlar alınması gerekecek.
Türkiye'nin nükleer enerji yatırımlarında yeni aşamaya geçip geçmeyeceğini belirleyecek gelişme, Kanada'nın güçlü aday olarak gösterilmesinden çok, tercih edilen teknoloji ve yatırım modelinin somut bir anlaşmaya dönüşmesi olacak.