6 °C

"BES sektörün itici gücü olmaya devam edecek"

Ak Portföy Genel Müdürü Alp Keler, "Önümüzdeki 10 yıllık bir perspektifte sektörde yönetilen varlık büyüklüğünün yaklaşık yüzde 70'lik kısmının bireysel emeklilik yatırım fonlarından oluşacağını tahmin ediyoruz" dedi.

"BES sektörün itici gücü olmaya devam edecek"

 

 

İSTANBUL - Ak Portföy Genel Müdürü Alp Keler, "Önümüzdeki 10 yıllık bir perspektifte sektörde yönetilen varlık büyüklüğünün yaklaşık yüzde 70'lik kısmının bireysel emeklilik yatırım fonlarından oluşacağını tahmin ediyoruz" dedi.

Portföy yönetim şirketlerinin 2013 yılı beklentilerini, sektörde yaşanan son gelişmeleri ve Türkiye ekonomisindeki güncel konuları AA muhabirine değerlendiren Keler, sektörün 2013 yılına oldukça motive başladığını belirterek, gerek yeni Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) mevzuatı gerekse bireysel emeklilik sistemi (BES) konusundaki düzenlemelerin sektörde gelecek döneme ilişkin beklentileri pozitif etkilediğini kaydetti.

Düşen faiz ortamının da sektördeki büyümeyi desteklediğine dikkati çeken Keler, "2013 yılı bir anlamda taşların yerine oturduğu ve hızlı büyüme sürecinin başladığı yıl olacaktır görüşündeyiz" öngörüsünde bulundu.

BES'in sektördeki büyümenin motoru olmaya devam ettiğini ifade eden Keler, devlet katkısı ve artan yatırımcı ilgisi ile 2013 yılında yüzde 50'lik bir büyüme söz konusu olacağını ve ayrıca genel faiz düzeyindeki gerilemenin de alternatif getiri arayışı ile yatırım fonlarına ve özel portföy yönetimine olan talebi artırmasını beklediklerini dile getirdi.

"Portföy yönetim sektörü yaklaşık 62 milyar lira büyüklüğe ulaştı"

Türkiye'de portföy yönetim sektörünün yaklaşık 62 milyar lira büyüklüğe ulaştığı bilgisini veren Keler, son 5 yıllık dönemde sektörde yönetilen toplam varlık büyüklüğünün yaklaşık yüzde 90 büyüdüğünü vurguladı.

Büyümenin temel kaynağının bireysel emeklilik sektörü olduğunu aktaran Keler, sektörün lokomotifi niteliğindeki bu iş kolunda 2007 yılından bu yana yönetilen varlık büyüklüğünün yaklaşık 4 katına çıktığını ve Ak Portföy olarak bu alanda yaklaşık yüzde 23 pazar payı ile pazarın lideri konumunda olduklarını söyledi.

Yatırım fonlarında ise likit dışındaki katma değeri daha yüksek olan fonlarda büyümenin hızlandığını gözlemlediklerini belirten Keler, "Özellikle düşen faiz ortamında yenilikçi ve yatırımcıların risk-getiri beklentilerini karşılayan fonlar ön plana çıkıyor. Bu alanda trendleri belirleyen, yenilikçi ve ürün yelpazesi en geniş kurumlardan birisi olmaya devam edeceğiz. 2015 yılı itibariyle sektörün 100 milyar lira büyüklüğe ulaşmasını bekliyoruz. Orta dönemde de portföy yönetimi sektöründe yönetilen varlıkların gayri safi milli hasılanın (GSMH) yüzde 10'una kadar ulaşmasını bekliyoruz. Kurum olarak 2015 yılında 18-20 milyar seviyelerinde varlık yönetmeyi hedefliyoruz" değerlendirmesini yaptı.

"Yatırım fonları bu dönemde öne çıkacak"

Yurt içinde faizlerin tek haneye gerilemesi ve sektöre yansımalarına da değinen Keler, faizde hem global hem de yurt içindeki gerilemenin sürmesinin alternatif getiri talebini gündeme getirdiğini ve dolayısıyla bireysel ve kurumsal yatırımcılarda bu yönde giderek artan bir arayış olduğunun rahatlıkla söylenebileceğini ifade etti.

Dolayısıyla "bireysel ve kurumsal portföy yönetimi" hizmetine yönelik talebin hızla arttığını ve artmaya da devam edeceğini söyleyen Keler, şunları kaydetti:

"Ak Portföy olarak büyük ölçekli bireysel ve kurumsal müşterilere yönelik doğrudan portföy yönetim hizmeti veriyoruz. Yatırım fonları da bu dönemde ön plana çıkacak. Özellikle farklı stratejili, yatırımcının risk-getiri beklentilerini karşılayan katma değerli yatırım fonları öne çıkacaktır. Ak Portföy olarak ürün yelpazemiz çok geniş, uluslararası ve Türkiye hisse fonlarımız, korumalı fonlar, serbest fon, altın-emtia fonları ve özel sektör tahvili fonlarımız son dönemde yatırımcılarımızın en çok ilgi gösterdikleri ürünlerimiz arasında yer alıyor."

"BES sektörün itici gücü olmaya devam edecek"

BES'in gelecek dönemde de sektörün itici gücü olmaya devam edeceğine işaret eden Keler, devletin BES desteğinin açıklanmasının ardından katılımcıların ilgisinin arttığının rakamlarda da açıkça görüldüğünü, sözleşme ve katkı payı anlamında geçen yılların aynı dönemine oranla oldukça yüksek artışların söz konusu olduğunu ifade etti.

Keler, 2015 yılı itibariyle sektörün 100 milyar lira büyüklüğe ulaşmasını beklediklerini aktararak, "Orta dönemde de portföy yönetimi sektöründe yönetilen varlıkların gayri safi milli hasılanın (GSMH) yüzde 10'una kadar ulaşmasını bekliyoruz. Önümüzdeki 10 yıllık bir perspektifte sektörde yönetilen varlık büyüklüğünün yaklaşık yüzde 70'lik kısmının bireysel emeklilik yatırım fonlarından oluşacağı tahmin ediyoruz. Sadece BES fon büyüklüğünün 10 yıl sonra 200 milyar lira büyüklüğe ulaşmasını bekliyoruz."

"TL cinsi varlıklarda potansiyelin devam edeceğini söyleyebiliriz"

Daha önceki tecrübelerin gelişen ülkelerde ilk "yatırım yapılabilir" kredi notunun ardından 6-12 ay içerisinde diğer kredi derecelendirme şirketlerinden de benzer adımların geldiğini gösterdiğini hatırlatan Keler, geçen günlerde Moody's'in de benzer tonda bir açıklamasının olduğunu anımsattı.

Bu durumun TL cinsi enstrümanlara yönelik ilginin sürmesini sağladığını kaydeden Keler, "O nedenle Türkiye'nin kredi notunun diğer kuruluşlar tarafından da yatırım yapılabilir seviyeye çekileceği beklentisi fon akımlarını beraberinde getiriyor. Orta vadeli bir bakış açısıyla hisse senetleri piyasası başta olmak üzere TL cinsi varlıklarda potansiyelin süreceğini, aşağı yönlü risklerin ise sınırlı kalmaya devam edeceğini söyleyebiliriz." yorumunu yaptı.

"Fitch, Türkiye ekonomisine ilişkin olarak en son açıklamasında portföy yatırımlarının kırılganlık unsuru yarattığını belirtmişti. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?" şeklindeki soruya ilişkin olarak ise Keler, şunları ifade etti:

"Bahsettiğim beklentilerin kısa vadeli fon akımlarını beraberinde getirdiği doğru. Örneğin tahvil piyasasında yabancı payı yüzde 27,5 ile tüm zamanların en yüksek düzeyine ulaştı. Ancak Merkez Bankasının bu konuda çok hassas olduğunu ve bu durumun para politikasının temel önceliklerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu sebeple fon akımlarının makro dengeleri tehdit edecek bir düzeye ulaşması durumunda Merkez Bankasının gerekli önlemleri alacağını düşünüyorum. Kaldı ki MB'nin, son dönemde para politikası önceliklerini bu doğrultuda şekillendirdiğini görüyoruz."

Ak Portföy Genel Müdürü Alp Keler, "Ekonomide ılımlı toparlanma beklentisi ve bunu destekleyen para politikaları, hisse senedi piyasasını olumlu etkilemeye devam edecektir görüşündeyiz" dedi.

Portföy yönetim şirketlerinin 2013 yılı beklentilerini, sektörde yaşanan son gelişmeleri ve Türkiye ekonomisindeki güncel konuları AA muhabirine değerlendiren Keler, geçen yıl İMKB-30 endeksinin yüzde 60'a yakın bir artışla gerçekten etkileyici bir performans gösterdiğini hatırlatarak, endeksin, yıl başından bu yana da gelişmekte olan ülke endeksleri ile karşılaştırıldığında net bir şekilde olumlu ayrıştığının görüldüğünü söyledi.

Aynı dönemde Çin, Brezilya, Rusya gibi önemli gelişen piyasalarda görünümün pek iç açıcı olmadığını ifade eden Keler, "Bu ayrışma özellikle kredi notu konusundaki olumlu beklentilerin yanı sıra başarılı bütçe performansı, etkin ekonomi yönetimi ve Merkez Bankasının etkileyici para politikası uygulamalarından kaynaklanıyor" görüşünü paylaştı.

Merkez Bankasının son dönemde büyüme konusunu tekrar "kadraja alması"nın ve fon akımlarının yaratacağı riskleri de göz önüne alarak faizde öngörülenin ötesinde indirime gitmesinin hisse senetlerini destekleyen bir faktör olduğuna dikkati çeken Keler, bu durumun bankacılık sektörünün faiz marjlarını, dolayısıyla karlılığını olumlu etkilemesinin beklenebileceğini, ayrıca ekonomik faaliyetlerde toparlanma beklentisinin de özellikle perakende, otomotiv ve beyaz eşya gibi sektörlere olumlu yansıyabileceğini vurguladı.

"Büyüme potansiyeli yüksek bir ülkeyiz"

Türkiye'de BES yatırımlarının sadece yaklaşık yüzde 17'sinini hisse senetlerinde olduğu bilgisini veren Keler, "Halbuki bireysel emeklilik sisteminin uzun yıllardır uygulandığı gelişmiş ülkelerde bu rakam yüzde 50'lerin üzerinde. Türkiye'de bu oranın hızla yükselmesini bekliyorum" diye konuştu.

Bugün Türkiye'de 1 milyon civarında hisse senedi yatırımcısı varken bireysel emeklilik fonları sayesinde 2023 yılında dolaylı yoldan 5 milyon hisse senedi yatırımcısına ulaşılacağını tahmin eden Keler, "BES gibi sistematik yatımlarda hisse senetleri potansiyel getiriyi belirleyen önemli bir faktör. 'Büyüme' mevcut ekonomik konjonktürde çok değerli bir kavram. Büyüme potansiyeli yüksek bir ülkeyiz. Kendimize, şirketlerimize güvenmeli, birikimlerimizin belirli bir kısmını orta ve uzun vadeli bir perspektifle sistematik olarak hisse senetlerine aktarmaktan çekinmemeliyiz" değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'de toplam gerçek kişi mevduat miktarının Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre 440 milyar lira düzeyinde olduğunu dile getiren Keler, "Bireysel emeklilik fonlarında toplam 22,5 milyar lira var. Nemalandırma (likit) fonlar dahil olmak üzere toplam yatırım fonu büyüklüğü ise 32 milyar lira düzeyinde. Türkiye'de fiziki altın yatırımının düzeyi konusunda ise 100 ile 300 milyar lira arasında değişen tahminler mevcut. Sanırım bu rakamlar tasarruf düzeyi hakkında biraz fikir verecektir ancak tasarruf oranlarımız gelişen ve gelişmekte olan ülke ortalamalarının oldukça altında" ifadelerini kullandı.

"Altının bir süre 1.350-1.500 dolar bandında hareket etmesini bekliyoruz"

Likit fonlar haricindeki yatırım fonlarının toplam büyüklüğünün yaklaşık 10 milyar lira düzeyinde olmasının Türkiye'deki birikim sahiplerinin yatırım profilinin daha çok sabit getirili ve mevduat ağırlıklı olduğunu gösterdiğini kaydeden Keler, "Potansiyeli daha yüksek olan hisse senetlerine ise ilginin oldukça düşük olduğunu söyleyebiliriz. Düşen faiz ortamında yenilikçi ve getiri potansiyeli olan ürünlere ilginin yavaş yavaş başladığını söyleyebiliriz" dedi.

Altınının diğer varlık sınıflarından farklı fiyatlama dinamikleri sebebiyle önemli bir alternatif enstrüman olduğuna değinen Keler, geçen haftalarda yaşanan sert düzeltme öncesi son 2 yılda altının yaklaşık olarak 1.530 dolar ile 1.800 dolar arasında yatay seyrettiğini ve 1.530 dolar seviyesini aşağı yönde kırıldıktan sonra altının bir süre 1.350-1.500 dolar bandında hareket etmesini beklediklerini aktardı.

Son dönemde sistemik risklere yönelik endişelerin azalmakta olmasının altında güvenli liman talebini azaltan bir faktör olduğuna dikkati çeken Keler, küresel anlamda uygulanan destekleyici para politikalarına rağmen enflasyonun kontrol altında olduğu algısının, enflasyondan korunma amaçlı altın talebini de sınırladığını söyledi.

Buna karşın fiziki altın talebindeki kıpırdanma ve merkez bankalarının alımlarının altın fiyatlarını kısmen dengelemiş göründüğünü ifade eden Keler, "Yatırımcıların birikimlerinin bir kısmını altına yönlendirme kararı vermeleri halinde bunu orta ve uzun vadeli bir bakış açısıyla ve risk algıları paralelinde gerçekleştirmelerini öneririm" tavsiyesinde bulundu.

"Gösterge faizin yatay bir bantta seyretmesi daha mümkün görünüyor"

Mevcut koşulların yatırımcıların farklı varlık sınıfları ve enstrümanlara yönelmesine neden olduğunu dile getiren Keler, şunları kaydetti:

"Ancak hiçbir yatırım ürünü ya da varlık sınıfı tek başına yatırımcının alternatif getiri talebini ve ihtiyaçlarını karşılayamaz. Bu sebeple tasarruf sahiplerinin yatırım tercihlerini değiştirirken farklı varlık sınıfları ile birlikte değişen risk düzeyleri konusunda farkındalıklarını geliştirmeleri önemlidir.

Mevduat ve benzer sabit getirili yatırım araçları dışındaki enstrümanlara yapılan yatırımların kısmen daha uzun vadeli bir perspektif gerektirdiği de açıktır. Bireysel tasarruf sahiplerinin, yatırımcı profili ve risk tercihleri paralelinde farklı varlık sınıfları içeren bir strateji ile portföylerin çeşitlendirilerek potansiyel getirinin artırılması ve riskin dağıtılması doğru bir yaklaşım olacaktır."

Yatırımcıların, güvendikleri kurumlardan finansal tavsiye ve yatırım danışmanlığı hizmeti almalarını öneren Keler, "Ancak bu hizmetlerin yatırımcıya standart ve kaliteli bir biçimde sunulması çok önemli. Biz Ak Portföy olarak yaklaşık 2 yıldır 'yatırım danışmanlığı' konusuna yatırım yapıyoruz. Yatırım Danışmanlığı bölümümüzle farklı yatırımcı profilleri paralelinde, banka ve bireysel emeklilik müşterilerine kaliteli bir finansal tavsiye hizmeti sunuyoruz" şeklinde konuştu.

Keler, küresel anlamda ve yurt içindeki görünümün, faiz dostu, -diğer bir deyişle faizde aşağı beklentinin devam edeceği ve yukarı yönlü risklerin sınırlanacağı- konjonktürün devam ettiğini gösterdiğini anlattı.

Merkez Bankasının son dönemde büyüme konusunu tekrar gündemine almasının ve küresel sermaye akımlarının yaratabileceği riskler konusundaki hassasiyetin faizde yukarı yönlü beklentiyi sınırladığını söyleyen Keler, mevcut koşullarda gösterge faizin yatay bir bantta seyretmesinin daha mümkün göründüğünü aktardı.

TL cinsi enstrümanlara yönelik risk algısının olumlu seyretmesinin hisse senetlerini desteklediğini aktaran Keler, "Diğer gelişen piyasalarla karşılaştırıldığında, hisse senetlerinin değerleme kriterleri açısından pahalı seviyelerde olduğu söylenemez. 'Yatırım yapılabilir' seviyedeki kredi notu da değerlemelerin daha yukarıda bir seviyede normalize olmasını sağlayabilir" beklentisini dile getirdi.

Keler, "Yılın 2. çeyreğinden itibaren öne çıkan ve Merkez Bankasının da vurguladığı yurt içinde 'ekonomide ılımlı toparlanma' beklentisi ve bunu destekleyen para politikaları da hisse senedi piyasasını olumlu etkilemeye devam edecektir görüşündeyiz" ifadelerini de kullandı.
 

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap