11 °C

'Diyarbakır adımının bayrak olayıyla alakası yok'

Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Diyarbakır’daki komutanlığın Eskişehir’e taşınmasıyla ilgili olarak, "Diyarbakır ile ilgili atılan adımın, yakından uzaktan bayrak olayıyla alakası yok" dedi

'Diyarbakır adımının bayrak olayıyla alakası yok'

ANKARA -Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, NTV ve Star televizyonlarının ortak yayınında Oğuz Haksever’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Yüksek Askeri Şura kararları ve Diyarbakır’daki komutanlığın Eskişehir’e taşınmasında, Diyarbakır’daki bayrak indirme olayının ilgisi olup olmadığı sorusu üzerine Erdoğan, YAŞ’ın bu yıl ön hazırlıklarını yaparak sonuç almada hızlı olduklarını, 2 günde YAŞ kararlarını açıkladıklarını söyledi.

Kendisinin 15’inci YAŞ toplantısına katıldığını, bunun da bir ilk olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bu toplantılardaki karşılıklı dayanışma, karşılıklı bu noktadaki anlayış ve kararları alıştaki isabet yüzdesi inanıyorum ki çok çok yüksek. YAŞ’ın ağustos toplantıları biliyorsunuz terfi ve atamalarla alakalıdır, tamamen ona kilitlenerek yapılmış toplantı olması hasebiyle bu süreci daha da kısaltmış oldu" değerlendirmesini yaptı.

"Diyarbakır ile ilgili atılan adımın bayrak olayıyla alakası yok"

Diyarbakır’daki bayrak indirme olayıyla ilgili çok spekülasyonlar yapıldığına işaret ederek "Şu anda Diyarbakır ile ilgili atılan adımın, yakından uzaktan bayrak olayıyla alakası yok" diyen Başbakan Erdoğan, yapılan işlemin tamamıyla Hava Kuvvetlerinin kendi içindeki güçlendirmeye yönelik bir reorganizasyon çalışması olduğunu kaydetti.

Erdoğan, yapılan işlemin sadece Diyarbakır ile ilgili olmadığını, Eskişehir’de de benzer adımlar atıldığını anlatarak şöyle devam etti:

"Çünkü Hava Kuvvetleri caydırıcılıkta ülkelerin en önemli gücüdür, savunmada. Şu anda da bizim TSK’da Hava Kuvvetlerimiz hissedilir, fark edilir bir güce kavuşuyor. Burada bazı bu tür reorganizasyonlarla özellikle Diyarbakır’ın hassasiyetleri belli, böyle hassasiyetleri olan vilayetimizde böyle bir adımın atılması gerekliydi, bu konuda Hava Kuvvetleri Komutanımızın hazırladığı çalışmalar, Genelkurmay Başkanımızla yaptıkları çalışmalar, ondan sonra birlikte bu çalışmaların neticesini de gördük, buraya hayırlı olsun demekten başka bir şey bize düşmez.

Gayet de bana göre güzel bir çalışma, altyapı oluşturmuş vaziyetteler ama bizi içeriden vurmak isteyenler ne yazık ki burada üzülerek söylüyorum: medyanın yalan yanlış haberleriyle bu tür TSK’nın atmış olduğu adımları gelip bayrak meselesiyle ilintili hale getirmeleri çok çok yanlış, hiç şık değil. Bu yapılan bu reorganizasyonu küçümsemektir. Bölgede hassasiyetler var. Bu hassasiyetlerin olduğu bölgede tabii ki bizim Hava Kuvvetlerimizin, Silahlı Kuvvetlerimizin çok daha orada diri, yeni teknolojilerle donanımlı şekilde yapılanması gerekiyor. Atılan adımlar tamamen buna yöneliktir, bunun altında kimse başka bir şey aramasın.”

Balyoz ve Ergenekon davaları

Başbakan Erdoğan, "Balyoz nedeniyle bir süre tutuklu kalan subaylar konusunda neler söylemek istersiniz” sorusuna da şu yanıtı verdi:

"Temel esas şu: TSK’nin İç Hizmet Kanunu'na göre hakkında tutukluluk kararı olan kim olursa olun, bakın mahkumiyet demiyorum, tutukluluk kararı olan aslında ayrılır. Burada Genelkurmay Başkanımızın da hassasiyetleri, bu konudaki ricalarıyla bu iş ertelenmiştir. Bundan önceki Askeri Şura’da. Bu arada malum mahkumiyet kararları geldi. Bizler gerek Balyoz gerek Ergenekon bu tür davalarda, kim olursa olsun dedik, bunların emekliye ayrılması gerekir ve onların tamamı emekliye ayrılmış oldu. Bunların içerisinde şu anda kalan yok hepsi emekli edilmiş oldu. Burada herhangi bir ayrım söz konusu değil."

"Telefonu dinlenen Hamsici değil ki. Başbakan’ın telefonu dinleniyor"

Başbakan Erdoğan, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Ahmet Hamsici’nin açıklamalarına ilişkin de HSYK’da açıklama yapma yetkisinin sadece başkan sıfatıyla Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a ait olduğunu vurguladı.

Hamsici’nin "ben şahsım adına konuşuyorum"” dediğini anımsatan Erdoğan, "Sen şahsın adına konuşamazsın. Şahsı adına konuşanlar kalkıp  da siyasetçiye yön veremez. Siyasetçi şu anda yargıya yön vermiyor. Yargıda bir yapılanmanın uygulamaları karşısında siyaset yani yürütme üzerine düşeni yapmak durumunda kalıyor" dedi.

"Yargının içerisinde şovmenler türer de siz de şovenleri savunma noktasına gelirseniz o zaman bir defa HSYK’nın varlığına gölge düşürmüş olursunuz" ifadesini kullanan Erdoğan, Hamsici’nin yaptığı açıklamaların bulunduğu makama hiç yakışmadığını, açıklamaların siyaseti, siyasetçileri eleştirme noktasına kadar geldiğini söyledi.

Erdoğan, Hamsici’nin siyaseti, siyasetçiyi eleştiremeyeceğini, "HSYK’nın veya yargının tehdit altında olduğu ifadelerini kullanmasının da çok çirkin olduğunu" belirterek şöyle devam etti:

"Nerede tehdit altında? Nasıl tehdit altında? Telefonu dinlenen Hamsici değil ki. Başbakan’ın telefonu dinleniyor, bakanların telefonu dinleniyor, uluslararası ilişkilerde telefonlarımız dinleniyor. Bunlar olacak, bunlarla ilgili suç duyurusu yapılacak, siz bunların hepsini görmezlikten geleceksiniz. Ondan sonra diyeceksiniz ki ‘siyaset baskı yapıyor’. Şu anda Bolu’daki savcı tehdit ediyor. Başbakanı tehdit ediyor, ahkam kesiyor. Ne yaptınız uygulama olarak, var mı bir uygulamanız? Yok, sahipleniyorlar bir de üstelik. Böyle bir şey olabilir mi? Adama sorarlar, ‘sen nasıl yargısın?’ Senden beklentiler var. Başbakan’a hakaret edilir, bunları 'Siz başbakan olduğunuz için siyasetçisiniz, bu tür hakaretler hakaret sayılmaz.' Ne olur? 'Bunlar ağır eleştiriye girer.' Buna da böyle bir kılıf uyduruyorlar.

Bu şantajlardan, montajlardan bunlardan bıktık, çünkü bunların arkasında bu tür açıklamaları yapan kişiler olduğu sürece bu sıkıntılar olur. Bir defa hakim kararıyla konuşur, söylemleriyle değil, yargı kararıyla konuşacak, söylemlerle değil. Kendisinin böyle bir yetkisi olamaz ama siyasetçinin işi söylemdir zaten. Siyasetçi bunu yapar bir de uygulamayı yapar. Bu tür fiilleri bu adımları atar ama bu ülkede maalesef yargının içerisinde öyle şeyler oldu ki bunlar hepsi peyderpey ortaya çıkıyor. Düşünün 'dönemin başbakanı' diye, yürütmenin içerisinde, emniyette dosyalar hazırlanıyor. Ondan sonra bu dosyalar bunların evinden çıkıyor. Bunların olduğu ülkede siyaset olarak yürütme olarak sessiz mi kalacağız, 'buyurun devam mı edin' diyeceğiz."

Emniyetteki paralel yapıya yönelik operasyon

Başbakan Erdoğan, emniyetteki "paralel yapı"ya yönelik operasyonun ardından Çağlayan Adalet Sarayında yaşanan olayları da şov olarak değerlendirdi ve "Neydi o şovlar? Savcı çıkıyor adalet sarayının önünde basın açıklaması yapıyor. Cumhuriyet tarihinde hiç böyle bir şey yaşadınız mı, böyle bir şey oldu mu? Ama bakın çıkıyor, basını da topluyor orada basın açıklaması yapıyor" diye konuştu.

Emniyette gözaltında olanlara bazı milletvekillerinin sahip çıkmasını ve onlarla nezarethanede fotoğraf çektirmesini eleştiren Erdoğan, "Kim bunlara bu gücü veriyor, kim bunlara bu desteği veriyor, nereden alıyorsunuz bu desteği? Bu tür hakikaten atılan adımlarla kimin nerede durduğunu, ne olduğunu çok daha iyi milletim görüyor" değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz boşuna ‘paralel yapı’ demedik. Biz boşuna bunların bulunduğu konumu izah ederken 'inlerine girilecek' demedik. Bugün 30 küsur kişi daha aynı şekilde alındı, alınıyor. Bunlar ifade verdikçe bir şeyler geliyor. Önce ifade veriyor, daha sonra bu ifadeyi değiştirmesi noktasında avukatlarıyla baskılar geliyor. Bunları görüyoruz. Bunlar bu süreç içerisinde olan işler, ben şuna inanıyorum: Hak kesinlikle yerini bulacak. Biz de bu işin takipçisi olacağız, olmaya mecburuz. Çünkü bu bizim ulusal güvenliğimizi tehdit ediyor. Bu işin şakaya alınır tarafı yok, burada çok ciddi bir hukuksuzluk var. Bunu yapanlar bunun bedelini ödeyecek.

Devlete karşı hukuksuzluk yapanlar var. Yatırımlarımızı yapacağız. Bu yatırımlarımıza karşı kalkıp yürütmeyi durdurma veriyor. Kim bunu yapanlar? Yargının içinde olanlar. Bu herhangi bir kişiye gitmiyor, devletin bir kurulu, müessesesi olacak burada. Şimdi bunları gördükçe diyoruz ki: biz iyi yoldayız, bu süreci kararlı bir şekilde sürdürmemiz lazım. Allah muhafaza bu iş gecikmiş olsaydı kim bilir başımıza neler gelecekti. Adana’da MİT’in tırları durduruluyor. Ne kararıyla? Savcının kararıyla. İşte o da paralelci. Durduruluyor ve kolluk olarak da jandarma kullanılıyor. Jandarmayla beraber orada MİT’in elemanları yerlere yatırılıyor, dövülüyor, orada feryat ediyor, bu adam yüzbaşı ama MİT’te çalışıyor. 'Ben PKK’lı mıyım? Siz bana bunu nasıl yaparsınız' diyor, kimliğini gösteriyor. Bütün bunlara rağmen orada defaatle ben bunların görüntülerin seyrettim. Bu görüntüleri gördükçe inanın insanın kan beynine fışkırıyor. Bu insanlar Türkmenlere insani yardım götürüyor. Bahçeli konuşuyor. Bahçeli, sen bununla ilgili konuşsana, Kılıçdaroğlu, sen bununla ilgili konuşsana. Orada dövülenler kimdi. O tırlar nereye gidiyordu? Bunlarla ilgili konuşsanıza. Suriye’nin Lazkiye tarafındaki Türkmenlerin liderleri bunlarla ilgili zaten gerekli açıklamaları yaptı, Irak’takiler aynı şekilde yaptılar. Bunlara sahip çıkan kim? Bizden başka sahip çıkan var mı? Her türlü biz bunlara desteği biz veriyoruz, eğitimine varıncaya kadar. Yoksa onların savunacak hiçbir imkanı kalmamıştı. O gücü onlara biz verdik, o morali biz verdik ve onunla beraber orada kendilerini biraz olsun savunabilir hale geldiler."

Erdoğan, "MHP de İŞİD'i gündeme getiriyor" değerlendirmesiyle ilgili şöyle konuştu:

"Ne alakası var? Bir defa İŞİD o bölgede değil ki. Bunların gittiği yer tamamıyla onların yaşadığı bölgeler. Ne alakası var. Yani bu çok büyük terbiyesizlik. Bizim İŞİD'e, bunların anlattığı manada, böyle bir silah yardımı, bu tür şeyler, asla böyle bir şey söz konusu değil ama Kılıçdaroğlu, Bahçeli öyle bir şey söylesin ki bunlar tutsun. İftira at, tutmazsa iz bırakır. Bu Kılıçdaroğlu değil mi Kürecik'teki radar üssünü dinleme üssü diye söylüyor ve 'İsrail'e diyor buradan dinleme desteği veriliyor, hadi sıkıysa bunu buradan kaldırsın' diyor. Yahu burası NATO üssü. Bunun İsraille yakın uzak alakası yok. İsrail, bir defa NATO'nun üyesi olan bir ülke de değil. Kaldı ki İsrali'in böyle bir şeye ihtiyacı yok. Bunun çok daha fevkinde İsrail'in dinleme noktasında, vesairede imkanları var ve bu konuda şu anda açıkça şunu söyleyeceğim: Bunların birçok şeye, eğer dürüst davranırsa Şandır'dır şahidi. Şandır o bölgedeki bizim Türkmenlere nasıl destek verdiğimizi gayet iyi bilir. Sayın Şandır bunu gayet iyi bilir."

"Kendilerine mağdur rolü biçme gayretindeler"

"Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda (HSYK) üye seçimi var eylül sonu veya ekim başında Sayın Başbakan. Bu konuda bizimle neler paylaşırsınız" yönündeki soru üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

"Şu anda adli tatil var ama bu adli tatille birlikte tabi her taraf çalışıyor ve bir platform oluştu, bunun çalışması var. Bunun karşısında da paralel yapı kendine göre bir çalışma yapıyor. Tabi bu bir seçim yarışı ve eylül ayı ortalarında filan yanılmıyorsam seçim yapılacak ve bu seçimle birlikte HSYK'nın yeni yapısı ortaya çıkmış olacak. Burada malum ağırlıklı olarak özellikle birincil yargıdaki sayı ciddi bir sayı ifade ediyor. Buradan gelecek netice de önem arz ediyor ama bunun dışında malum cumhurbaşkanının dört, Yargıtay'ın 3, Danıştay'ın 2 var, adalet akademisinin bir var. Bir taraftan adalet bakanı, müsteşar oranın üyeleri durumundalar. Böylece bu yeni yapı oradan gelecek üyelerle de oluşmuş olacak."

"Kendileri çok daha ağırlarını daha önce içeri aldıklarına yaptı"

Başbakan Erdoğan, emniyetteki paralel yapılanmayla ilgili, "İkinci dalga deniyor. Öncekinde de şimdikinde de kendilerine karşı, gerçi doğrudan kendileri değil ama dışardan, gösterilen tavra eleştiriler, yakınmalar vesaire oldu. Bu konudaki değerlendirmenizi alabilir miyiz" sorusuna, söz konusu kişilere karşılık herhangi anormal bir muamelenin yapılmadığı yanıtını verdi. 

Bunların yandaş paralel medya vasıtasıyla yapılan şeyler olduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Kendileri, çok ağırlarını, bundan önce operasyonlarla içeri aldıklarına yaptılar. Kendilerine böyle bir şey yapılmıyor. Kendilerine mağdur rolünü biçme gibi bir gayretin içindeler. Benzer şeyleri tabi biliyorsunuz bundan önceki operasyonda yaptılar. Bir tanesi hatta çıktı, 'Ben ölmüş annem için hatmi şerif indiriyordum, bunun beş cüzü kalmıştı. Bu beş cüzü ben tamamlayamadım. Bunu sevenlerime söylüyorum bunu da siz tamamlayın'... Bir defa bu beyan çok çok çirkin bir beyan. Senin orada vaktin zaten bol. İçeri girerken bir Kur'an-ı Kerim yanına alırsın o kalan beş cüzü de orada okursun. Hatta hatta daha birçok hatim de orada indirme şansın olabilir. Mağduriyeti oynamak. Bir defa burada yürüyen her şey hukuk içinde yürüyor. Bunun bilinmesi lazım. Şimdi bunların şeyi ney? Ha eskiden yönettikleri, idare ettikleri yargı mensupları oradaydı. Onların şimdi değişik yerlere tayinleri, atamaları yapıldı. Bundan dolayı tabii ki rahatsızlıkları var. Şu anda tabi yeni bir süreç orada başlayacak. Bunlar kendileri oraları yönetiyordu. Şu anda içeriye alınanlardan bir tanesi özellikle yönetenlerdendi. 

Bakıyorum dün akşam bir tanesi bir televizyon kanalına çıkmış, şimdi içerde değil o, çok enteresan, 'Biz başbakanla da üstlerimizle de işte siyasette baba evlat gibiydik'. Nasıl bir baba evlat bu ya? Nasıl bir baba evlat ki böyle ihaneti yapıyorsunuz? Hiç böyle bir şey söz konusu değil. Bunların bir defa bu noktada babaları da bir başka, imamları başka, değişik değişik şeyleri var. Siyaset mi yapıyorlar, dini noktada ilim mi tahsil ediyorlar ne yaptıkları hiç belli değil. Yoksa devleti içinden ele geçirme operasyonu yapmak suretiyle, ondan sonra da helal lokma yiyoruz havasındalar ya, ne alakası var, haramın tam içindeler. Her attıkları adımda, her topladıklarında tehdit yatıyor. O tehditlerle birçok imkanı toplamak suretiyle de bu gücü devşirdiler. Yoksa bu güç, böyle bir güç nereden geliyor? İşte ülkede okullar vesaire, Türkiye'de aynı şekilde holdingler vesaire bunlar durup dururken oluşmadı ki. Belli imkanlarla bunlar oluştu. Onun için burayı iyi görmek gerekir diye düşünüyorum."

"İdarede sadakat çok önemlidir"

Erdoğan, "Kritik kadrolara birini atarken, atama kriterlerinizde bu olaydan sonra bir değişim oldu mu çünkü dün Kanal 24'teki sözlerinizde 'ne oldu diye baktım' diyorsunuz. 'Bazı arkadaşlar gaflet içinde'. Nerede yanılgı oldu? Bir değişim var mı, olacak mı" sorusuna, şöyle cevap verdi:

"Paralel ya da paralel değil böyle bir şeyin hassasiyeti bizde yoktu ama şimdi tabi bizim öncelikli hassasiyetimiz bu konuda oluşmaya başladı. Acaba bu kişinin buralarla ilgisi, alakası var mı yok mu? Ardından da ehliyet, liyakat bunu yine arıyoruz. Biz bugüne kadar bunu hep böyle yaptık ama bu olaylardan sonra artık birinci sıraya bunu çıkardık. Böyle bir özelliği var mı yok mu? Böyle bir özelliği varsa biz bunlara emanet teslim edemeyiz çünkü teslim ettiğimiz emanete bunlar ihanet ettiler. Şimdi düşünün ki bir başbakanı dinleyen insanlarla, bir başbakanın ofisini böceklerle dinlemeye alan insanlarla yola gidilebilir mi? Bir defa idarede sadakat çok önemlidir. Başbakanın yanında çalışanın, başbakanına sadakati olmazsa o insanın milletine sadakati olur mu? Milletine sadakati olmaz çünkü bir başbakana sadakatsizlik millete sadakatsizliktir çünkü biz ona bir şeyi emanet ediyoruz. Yeri geliyor imza yetkisi veriyoruz. Bu imza yetkilerini o, kendi gayrimeşru emelleri için kullanırsa biz onunla nasıl yolda yürürüz? Şimdi tabi peyderpey birçok şeyler geliyor. Adam bizim verdiğimiz emri yerine getirmiyor Oğuz Bey. Adam Pensilvanya'nın verdiği veya Pensilvanya'nın Türkiye'deki imamlarından 'ona soracağım o ne derse ona göre hareket edeceğim' diyor. Bunu yargı içindeki seçimlerde de aynen böyle yapıyorlar. Şimdi böyle bir davranış içinde olanlarla siz kalkıp da ulusal güvenliğinizi teminat altına alabilir misiniz? Alamazsınız. Sıkıntı burada. Onun için bunu özellikle araştırıyorum. Tabi burada emniyet istihbarat, milli istihbarat hepsiyle ilgili burada araştırmalarımız yapıp nihai kararımızı ondan sonra veriyoruz."

"Suudi kralı 'noolur bunu alın' dedi"

Recep Tayyip Erdoğan, Musul'daki rehinelerle ilgili süreci de hassasiyetle takip ettiklerini söyledi. 

Yanlış adım atılmaması ve oradaki 49 kişiye yanlış bir şey olmaması noktasında hassas olduklarını dile getiren Erdoğan, buradaki 49 kişinin yaşam koşullarının normal olduğunu, herhangi anormal bir durumun söz konusu olmadığını bildirdi. 

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz de tabi burada hassasiyetimizle istiyoruz ki sağ salim bunları getirelim. Bunların kendilerine herhangi bir şey başlarına gelirse bu bizi ciddi manada üzer ama burada ne yazik ki Kılıçdaroğlu ciddi bir tahrik oynuyor. Ona yazıklar olsun. Devamlı tahrik. Bahçeli devamlı tahrik. Bakıyorsunuz şimdi adayları da aynı şeyi konuşmaya başladı. Sen bugüne kadar neyi hallettin İslam dünyasında onu söyle? Neyi hallettin? Arkanda Türkiye gibi bir devlet ve bizler gibi bir yönetim olmamış olsaydı senin kıymeti harbiyen mi vardı ve her şeyde sıkıştığında hemen aradığı yer biz, Dışişleri Bakanımız, Cumhurbaşkanımız, ben ve bizlerle bunları paylaşır her yönüyle madden ve manen ve bu güçle bile neyi çözdün? Son zamanlarda uydurduğu maalesef o doğru olmayan şey, 'ilk defa Hamas ile El Fetih'i ben bir araya getirdim, barıştırdım'. Yahu yalan söyleme ilk defa bu işin barış olayı Kabe Anlaşmasıdır. Hamas ile El Fetih orada birleşmişlerdir fakat çok kısa zaman içinde de süratle hemen o birleşme dağılmıştır ki bu özellikle Suudi Meliki'ni de Kralı da çok ciddi üzmüştür. Bana bunu defaatle kendisi de söylemiştir. 'Bundan dolayı çok üzgünüm'. Bundan dolayı kime ne denli üzgün olduğunu, bunları da bize kendisi ifade etmiştir ama kendisi şimdi bunu bir menfaate, siyasi ranta kendisi dönüştürmek istiyor. Ben geçenlerde söyledim, yine söylüyorum bu akşam, kendisi cumhurbaşkanımıza, bana, dışişleri bakanıma... Özellikle Suudi Kralı, 'bunu ne olur alın, bunun yerine başka birisini verin' demiştir. Dedik ki 'bu seçimle geldi. Alıp da yerine birisini verme gibi seçimle böyle bir imkan yok. Artık bu seçildi bir defa, yani bu ikinci seçimi söylüyoruz, bundan dolayı artık sabırlı olacağız filan' deme suretiyle orada 8 yılın doldurmuştur ama devamlı 'siz bana sahip çıkmıyorsunuz, beni ortada bırakıyorsunuz, şöyledir, böyledir' diye hep bize dertlenmiştir. Zorla olmuyor bu iş bak. Tabloyu görüyorsun."

"Bunlar koltuğu korumanın derdindedir. İnsan istenmediği yerde durmaz. Demek ki başarılı olamadın ki seni istemiyorlar" ifadesini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Suudi gibi bir krallık seni istemiyorsa burada bir şey var ve sen diğerleri arasında maalesef o beklenen şeyi Türkiye'nin hatırına böyle bir imkanı yakaladın yoksa şahsından kaynaklanan bir şey değil. Bunun için attığımız kulislerin haddi hesabı yok. Birçok kulis attık. Bu kulislerin neticesinde oraya gelebildin. Bunun için teşekkür etmesi gerekirken hala ben, ben, ben diyor. Zaten en büyük zaafı o 'ben' üzerine kuruludur, 'biz' üzerine değil. Tevazu diye bir şey arama, yok böyle bir şey ve şu andakiler de aynen Şemsettin Günaltay meselesinde olduğu gibi biliyorsunuz, İnönü 'tutmuşlar acaba nasıl birisini bulsam da ben Menderes'i yok etsem, onu mağlup etsem' diye? Demek ki Menderes'e karşı bu kadar ilgi alaka olduğuna göre dindar birisini bulmam lazım'.  Şemsettin Günaltay'ı bulmuş. İşte profesör olması, yabancı dil, Şemsettin Günaltay'ın da üç tane yabancı dili varmış. Ee ne oldu, Menderes ezdi geçti, açık ara yine seçimi aldı. Biz simultane tercüme yapacak veya tercüman aramıyoruz ki ya. Bu ülkeyi yönetecek adam arıyoruz. Dolayısıyla şu anda 4,5 yıl İstanbul'da büyükşehir belediye başkanlığı yapmış, arkasından kurulan partimizle 16 ayda, hemen partimizi kurduğumuz andan itibaren iktidara gelmiş olan bir partinin genel başkanı ve ülkemizde başbakan olarak hamdolsun 8 seçimi milletimizin teveccühüyle arka arkaya aldık. Şimdi de milletimiz, partimiz cumhurbaşkanlığı adaylığı için bizleri ileri sürdü ve diğerleri de bir araya gelmek suretiyle malum CHP, MHP bu arkadaşı ileri sürdüler ve şu anda yarış devam ediyor. Dört günümüz kaldı. Pazar günü inşallah seçim yapılacak. Milletim evvelallah yine en doğru kararı verecektir. Söz de onun, karar da onun. Yeter ki milletim sandığa gitsin."

"Orada siz süs bitkisi gibi durmayacaksınız"

Şu anda kendilerinin Milli Güvenlik Kurulunu topladıklarını anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Milli Güvenlik Kurulu eskiden ayda bir toplanırdı, Cumhurbaşkanımızın başkanlığında. Daha sonra bunu iki aya çıkardık, bu şekilde toplanıyor. Aynı şey Bakanlar Kurulu ile ilgili olarak da oturur Başbakan ile bu görüşme yapılır, yapıldıktan sonra da böyle bir adım atar. Neden? Eğer siz bu ülkede yani bir süs bitkisi gibi orada durmayacaksınız, hakikaten aynı zamanda icracı, çünkü 'Devletin başıdır' diyor, cumhurbaşkanı devletin başıdır. Devletin başı olduğuna göre, sizin bir icracı yanınızın olması lazım. Bu icracı yanınızın olması için de icranın uzağında değil, icranın içinde olmanız lazım. Ne oluyor, ne bitiyor, ne geliyor, ne gidiyor, bunu görmeniz lazım. Bunu gördüğünüz zaman size bir şey daha getirir. Nedir o? Mesela yasal düzenlemeleri yaptığınız zaman bile, cumhurbaşkanının da katıldığı bu tür toplantılar olduğunda bir defa oradaki süreci de hızlandırırsınız. Yani Mecliste bunlar görüşülür, tartışılır, oraya geldiğinde, bunların bir kısmını zaten cumhurbaşkanı daha önce de dinlemiş olduğu için veya olacağı için çok daha seri kararlar çıkar."

"Biz vakit nakittir diyerek zamanla yarışmak zorundayız. Eğer Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkaracaksak, eğer 2023 hedeflerini vuracak, dünyada ilk 10'un içine gireceksek bunu yapmamız lazım" ifadesini kullanan Erdoğan, "Bundan kimsenin de gocunmaması gerekir. Bu illa şu tarihlerde olacak diye bir şey yok. Gerekli haller veya başbakanla görüşülür, belli sürelerde bunlar rahatlıkla yapılabilir. Çünkü her şey burada Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Türk milleti içindir. Her şey burada Türkiye Cumhuriyeti vatanı içindir. Bu vatan topraklarımızın daha da iyi konuma gelmesi lazım. Bunun için 12 yıllık deneyim var. Bu deneyimi bizim çok daha farklı bir inşallah noktaya taşımamız lazım" dedi.

Erdoğan, "Seçilirseniz yeni teamüller gelmesi söz konusu diyebilir miyiz" sorusunu, "Buna teamül demeyelim. Şu anda anayasanın amir hükümleri neyse, bu amir hükümlerin altında yasalar neyse, bu yasalardan hareketle, seçilmiş zaten bir hükümet var ki ben bu parti içinde doğmuşum, büyümüşüm. Partimizin kurucusu olmuşuz. Partinin genel başkanı olarak bu işe yürümüşüz ve bu noktaya gelmişiz. Bizim bir defa devletle milleti kucaklaştırma anlayışımız, bizim bu hareketimizin ve aldığımız görevin en önemli sıfatı olacaktır, özelliği olacaktır. Devlet ayrı millet ayrı olmayacak. Yani millete devletin kapısı asla kapalı olmayacak, açık olacak. Rahatlıkla buraya millet gelip girebilecek. Bunu görmesi lazım" diye yanıtladı.

"YSK'nın itiraz ettiği hususlar filmden çıkarılacak"

"YSK, son kampanya filmini yasakladı, bir değerlendirme yapar mısınız" sorusu üzerine, "Ben şaşırdım, şaşırdım, çok enteresan. Yanıma da aldım geldim çünkü önemli. Neymiş, ezan okunuyormuş, neymiş, seccade varmış ve orada namaz kılan bir bayan varmış" yanıtını verdi. 

YSK'ya bu itirazı MHP'nin yaptığını bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:

"Çok enteresan, Yüksek Seçim Kurulu Milliyetçi Hareket Partisi temsilcisi. İtirazı yapan o. Sadece oradaki ezan sesi, seccade ve namaz. Üç tane başlık. MHP bakın nereye takılıyor. Gel aynısını sen yap ya, aynısını sen yap. Böyle bir şey olabilir mi? Biz İstiklal Marşı'nda 'Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli' diyoruz. Şimdi ben bunu okumayacak mıyım?  Nasıl ben bunu okumam ya. Efendim yasada böyle diyormuş. Ne demek yasada böyle diyor canım. Yasanın içinde öyle şeyler vardır ki bunlar yanlış yorumlanabilir. Sen bunu doğru yorumla kardeşim. Çünkü oradaki o görünen bayan, o Anadolu kadını, namazını kılıyor, uzaktan gelen ses ezan mıdır değil mi o da aslında pek anlaşılmadığı halde bundan ürküyor, korkuyor. MHP'nin şu andaki yönetimi bu, anlayışı bu."

Erdoğan, "Onun için ben MHP'ye gönül veren kardeşlerime bundan dolayı özellikle sesleniyorum. Şimdi kalkıyor tabii Bahçeli, 'Biz senin kardeşin değiliz.' Sen benim kardeşim olamayabilirsin veya senin gibi düşünenler benim kardeşim olamayabilir. Zaten senin gibi ağzı bu kadar bozuk, hakaret, küfür, her şeyi yapan birisi zaten bana kardeş olamaz o ayrı mesele. Ama MHP'nin içinde, MHP'ye gönül verenlerin içerisinde senden arındırdığım tertemiz insanlar da var. Ben o tertemiz insanlara sesleniyorum: onlar benim kardeşimdir diyorum. Aynı şey CHP'de de var, aynı şey BDP'de, yeni adıyla HDP'de, orada da var. İnanıyorum ki onların içerisinde bize muhabbeti olanlar da var" değerlendirmesinde bulundu.

Hizmet verirken MHP, CHP, HDP belediyelerini ayırmadıklarını, hizmeti her yere götürdüklerini vurgulayan Erdoğan, "Niye? Çünkü orada benim vatandaşım yaşıyor, benim milletim yaşıyor, onların hepsinin bizde hakkı var, onlara bu hizmeti götürmek zorundayız. Biz 12 senedir bunun imtihanını verdik. Ama Bahçeli kalkmış böyle bir çirkin açıklama yapıyor. Varsın böyle bir açıklamayı yapsın. YSK da onların maalesef itirazları istikametinde 6'ya 4 oy çokluğuyla bir karar vermiş. Tabii bu tartışılır bir şey ama üzerinde duracak değiliz. Çünkü oradaki itiraz ettiği hususları bu filmden çıkarmak suretiyle yayın devam ediyor" diye konuştu.

İhsanoğlu'na: Her şey onda toplanmış

Aynı şeyi kendilerine 30 Mart seçimlerinde yaptıklarını belirten Erdoğan, 30 Mart seçimlerinde de bayrak olayı olduğunu, ona olumsuz bir karar çıkardıklarını hatırlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:

"Yine aynı zihniyet, aynı kafa. Gel bayrağa hep beraber sahip çıkalım. Ama CHP bayrağa sahip çıkamaz ki. Hakkari'ye Türk bayrağıyla gidemeyen bir zihniyet benim bayrağıma nasıl sahip çıkacak? Hakkari'de bir tane Türk bayrağı sallandıramadılar. Batıda gelir sallandırır ama orada sallandıramadı. Bu gerçekler ortada, bunları gördük. Onun için ben diyorum CHP'ye gönül veren kardeşim, aman dikkat et. MHP'ye gönül veren kardeşim, aman dikkat et. HDP'ye bakıyorsun, kongresinde bir tane Türk bayrağı dalgalandıramıyor. İtirazlar, şunlar, bunlar. Geldikten sonra orada masanın üzerine bir tane Türk bayrağı koyuyorlar. 

İşte bakıyorsunuz şimdi, bu CHP, MHP ortak çıkardıkları aday, İstiklal Marşı'nı bilmiyor. Bir de sıkılmadan şu ifadeyi kullanıyor, 'Şiirlerle konuşmanın zamanı değil' diyor. Bu şiir değil, bu İstiklal Marşı. İstiklal Marşı ile konuşmayacağız da neyle konuşacağız. 'Ben iyi edebiyatçıyım' diyor, ben iyi edebiyatçıyım diyen zat, kalkıyor İstiklal Marşı'nı bilirmiş, Çanakkale Şehitleri'ni, onu bilirmiş, ondan sonra Yahya Kemal'in 'Süleymaniye'de Bayram Namazı'nı bilirmiş. Yahya Kemal'in Süleymaniye'de Bayram Namazı diye bir şiiri yok. Yahya Kemal'in Süleymaniye'de Bayram Sabahı diye bir şiiri var. Şimdi bu nasıl bir edebiyatçı. Yeri geliyor kimyager oluyor, yeri geliyor tarihçi oluyor, yeri geliyor edebiyatçı oluyor, hiçbir şey kalmadı zaten, her şey onda toplanmış." 

"Benim için affedersin, 'Ermeni' diyen oldu"

Erdoğan, "Maltepe'deki mitingde söylediğiniz, 'Ben Sünniyim sen de Alevisin biliyoruz' şeklinde Kılıçdaroğlu'na yaptığınız çağrı eleştiri konusu oldu. Ayrımcılık, mezhep siyaseti eleştirisi yapıldı. Ne diyorsunuz" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Ben o zaman şunu söylüyorum: Özgürlükler demiyor muyuz? Benim ülkemde Alevi vatandaşım var mı? Alevi vatandaşımın rahatlıkla 'Ben Aleviyim' demesi, o özgüveni kazanması, özgürlükler mücadelesinde önemli değil miydi? Yıllarca bu konuşulmadı mı?  Bu ülkede Alevi vatandaşlar, 'Ben Aleviyim' diyemiyordu değil mi?  Yıllarca bu konuşuldu. Ne yapıyordu? Bir baskı, mahalle baskısı denilen şey onların üzerinde vardı. Burada bir ayrımcılık söz konusu değil ki. Bırakın herkes rahatlıkla, şu anda Alevi vatandaşlarım benim yanıma geldiği zaman rahat rahat 'Biz Alevi derneklerinin yöneticileriyiz, ben Aleviyim' bunu rahat rahat söylüyor. Sünni de rahat rahat 'Ben Sünniyim' diyor. Bu niye ayrımcılık olarak telakki ediliyor? Bu ülkede yıllarca Kürt'üm diyemedi. Şimdi benim Kürt kardeşim, Kürt vatandaşım 'Ben Kürt'üm' diyor mu?  Bırakın Türk 'Türk'üm' desin, Kürt 'Kürt'üm' desin, Laz 'Laz'ım' desin, Arap 'Arap'ım' desin. Bu bir zenginliktir. O zenginliğin ifade edilmesini ayrımcılık olarak telakki edersek, fakir olursunuz. O zenginliği kaybedersiniz. Onun için Kılıçdaroğlu gibi düşünenler bu işi anlamazlar. Çünkü onlar bu işin çok çok dışındalar. Biliyorlar ki eğer böyle bir açıklama veya böyle bir adım atılacak olursak istismar yapamayız. Net olacağız, olduğun gibi görüneceksin göründüğün gibi olacaksın. Benim buradaki tezim, buradaki anlayışım bu. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. Kimseyi istismara, kimseyi aldatmaya tevessül etme, yönelme. Yani yapılan iş bu. Onun için bakıyorsunuz, yeri geliyor 'Akşehirliyim' diyor, yeri geliyor 'Tunceliliyim' diyor, yeri geliyor 'Türkmenim' diyor. Anlamak mümkün değil. Dalgaya göre kürek sallanıyor. Batıya gittiği zaman farklı, Orta Anadolu'da farklı, Doğuya, güneydoğuya gittiği zaman daha farklı."

Erdoğan, "Ben köken itibarıyla Rizeliyim, doğma büyüme İstanbulluyum. Bu kadar. Benim için mesela neler söylediler. Çıktı bir tanesi, aynı zihniyet, 'Gürcüdür' diyen oldu. Çıktı bir tanesi, affedersin, çok daha çirkin şeylerle, 'Ermeni' diyen oldu. Ben dedemden de babamdan da hepsinden öğrendiğim şey, ben Türküm. Olay bu kadar basit. Ama herkes her tarafa çekiyor. Eline kalem alan istediği gibi yazıyor. Olay bu" diye konuştu

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.