22 °C

'Toplumsal uzlaşı kurulursa ekonomi rayına oturur'

TL’nin siyasi kararlar ve reformların yapılmaması nedeniyle değer kaybettiğini ve mevcut durumun reel sektörü olumsuz etkilediğini belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Böke, tek başına çözümü Merkez Bankası’ndan beklemenin gerçekçi olmadığını söyledi

'Toplumsal uzlaşı kurulursa ekonomi rayına oturur'

canan-sakarya-002.png

CHP’nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, bugün dövizde yaşananların bir sonuç olduğunu belirterek, “AKP ülkenin ihtiyaç duyduğu ödev ve reformları yapmadığı için döviz bu durumda” dedi. Böke, yılbaşından itibaren TL’nin yüzde 25’in üzerinde değer kaybettiğini belirterek, “Bu gelip geçici bir şey olsaydı 8 ay sürmezdi bırakın 8 ayı son 5 yıla baktığınızda yüzde 80 civarında değer kaybetmiş bir TL var” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Böke, Ankara Temsilcimiz Ferit Parlak ile arkadaşımız Canan Sakarya’nın sorularını yanıtladı. 

► CHP kasımda yapılacak seçime nasıl gidecek, söyleminde yol haritasında bir değişiklik var mı? 

Ben, 7 Haziran’a giden sürecin çok kıymetli olduğunu düşünmüştüm, bir umut var, umudun adresi var, bu iş yapılabilir şeklinde… Şimdi bu umudu kaybetmememiz gerekiyor. 7 Haziran sonrası dönem, insanları daha çok umutsuzluğa sevk etmek, psikolojik olarak yıldırmak üzere kurgulandı. Onun için de bize 7 Haziran öncesinden daha çok iş düşüyor. CHP, 7 Haziran’a kadar “Siyasetçinin görevi vatandaşın sorunlarını doğru tespit etmek ve bu sorunlara çözüm üretmektir” dedi. Seçimler sonrasında da bu sözünün gereğini yerine getirmek için çabaladı. Bundan sonra da bu çerçevede bir değişiklik olmayacak. Vatandaşın sorunları her geçen gün daha çok derinleşiyor, bu nedenle siyasetin ve siyasetçinin yapması gereken daha çok iş var. Bizim sorun değil çözüm üretme anlayışımızda bir değişiklik yok yani sorunları tespit edip çözüm üretme yükümlülüğümüz var. 

“KOALİSYON GÖRÜŞMELERİ TÜRKİYE İÇİN BİR KAZANÇTI” 

► Masaya otururken bir koalisyon hükümeti kurulabileceğine inandınız mı? 

Koalisyon görüşmeleri aslında tek başına önemli bir süreç, Türkiye için bir kazanım çünkü çok uzun süre karşılıklı olarak birbirine muhalefet etmiş iki siyasi partinin ortak çözüm üretme kültürünü yerleştirmeleri açısından önemli bir fırsattı. Dolayısıyla biz her aşamasına çok samimiyetle oturduk, o samimiyeti de hissederek o süreci yürüttük. Süreç başlarken Sayın Genel Başkanımız, Davutoğlu’nun bize yaptığı ilk ziyarette “Biz elimizi taşın altına koymaya hazırız, önce Türkiye diyoruz. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunlara ancak ve ancak yüksek profilli, 4 yıllık ve karşılıklı güvenin tesis edildiği bir koalisyon ile çözüm bulunabilir” demişti. CHP’nin yüksek profilli, reformcu ve güven tesis eden karşılıklı bir yaklaşımla koalisyon hükümeti kurulmasına ilişkin üç prensibi kabul edilerek masaya oturuldu ve her toplantının başında da tekrar dile getirildi. Bu anlayış kabul edildiği için biz o görüşmelere başladık ama görüşmelerin sonucunda gelen nihai teklif, uzun soluklu bir hükümet kurulması değildi. Yani bize bir koalisyon hükümeti değil üç ayla sınırlanmış bir seçim hükümeti önerisi geldi. Bu koalisyon görüşmeleri Türkiye için bir fırsattı keşke bu fırsat, bir süreçle sınırlı kalmasa, bir sonuç da ortaya çıkarsaydı. 

► Yaşanan bir kriz mi? 

Türk Lirası’nın bu kadar değer kaybediyor olmasında bütün ara unsurlara karşı iki temel unsur var. Birincisi yıllardır yapılmayan reformlar, ikincisi bunun üzerine eklenen siyasi riskler. Siyasi riskin de iki unsuru var; bir tanesi güvenlik, diğeri siyasi sistemin tek kişinin siyasi iradesini taşıyarak hukuk sisteminin dışına taşıyor olması ve ekonominin sistemli işlemesine engel oluşturması. Bu unsurların değişmediği bir Türkiye’de ekonomide tablonun değişmesini beklemek gerçekçi olmaz, sorunun doğru tespit edilmesi gerekiyor. Biz onun için yüksek profilli, ihtiyaç duyulan reformların gerçekleşmesine imkan verecek süre için gerçekleşecek bir koalisyonu Türkiye için bir fırsat olarak değerlendirdik. Bir iktisatçı olarak bu yaşananlara kriz dememek mümkün değil. Kriz derken bunu bir umutsuzlukla söylemiyorum. Türkiye’nin bir potansiyeli var ve bu potansiyelle bu tip koşulları aşabileceğini daha önce de gösterdi ama bunun aşılabilmesi için bu koşulları doğuran unsurların ortadan kalkması, bunun için de bu koşulları neyin doğurduğunu iyi tespit edilmesi gerekiyor.

► Sizin bu gördüklerinizi, endişelerinizi diğer siyasiler görmüyor mu, neden uzlaşılamıyor? 

Hepimiz aynı gerçeği görüyoruz. Dolar 3 liraya dayandı, hepimiz bu ülkede yaşıyoruz ve hepimizde aynı soru işaretlerini doğruyor. Fakat ekonomideki sorun esasında toplumsal uzlaşıya direnç gösterilmesinden kaynaklanıyor. Bunu vurgulamamız gerek, toplumsal uzlaşı kurulursa zaten o zaman Türkiye rayına oturacak. Toplumsal uzlaşı için de koalisyon bir fırsattır. Şu gerçeklerin altını çizmek gerekiyor. Yılbaşından itibaren yüzde 25’in üzerinde değer kaybetmiş bir Türk Lirası var. Bu gelip geçici bir şey olsaydı 8 ay sürmezdi; bırakın 8 ayı son 5 yıla baktığınızda yüzde 80 civarında değer kaybetmiş bir TL var. Eğer döviz üzerinden biz bir ekonomik ve siyasi değerlendirme yapacaksak bunun geçici olmadığını gösteren çok somut şeyler var ortada. Türkiye’nin bir cari açık sorunu var. Yüksek katma değerli ürün üretilemediği için cari açık veriliyor diyen yaklaşım bizim, ki onun için biz orta teknoloji tuzağını aşacak reformlar yapmalıyız diyoruz. Bir diğer yaklaşım ise bu cari açığın Türk Lirası'na değer kaybettirerek çözmenin mümkün olduğu yaklaşımı. Bu yaklaşım nedeniyle TL bu hükümetin döneminde değer kaybetmeye devam ediyor ve bu değer kaybı AK Parti danışmanları ve siyasetçileri tarafından olağan ve rekabetçi olarak tanımlanıyor. Döviz bir sonuçtur; hükümet ülkenin ihtiyaç duyduğu ödev ve reformları yapmadığı için döviz bu durumda. 

► Bu ortamda Merkez Bankası politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Merkez Bankası araç bağımsız bir kurum, onun için aracı nasıl kullandığına dair bir siyasetçi olarak benim yargı sunmam doğru olmaz. Ama şunu söylemek gerekiyor, Merkez Bankası'na zımnen baskı devam ediyor. Dövizin 3 liraya gelmesinin “rekabetçidir, bırakın o düzeyde kalsın” söylemleri sarayın ve AK Parti’nin danışmanları tarafından dile getiriliyor. Bu, Merkez Bankası'na örtülü olarak ‘’politika araçlarınıza dokunmayın’’ mesajıdır. Burada şuna dönmek gerekiyor. TL’nin şu anda değer kaybediyor olmasının müsebbibi siyasi kararlar ve reformların yapılmaması olduğu için çözümü de Merkez Bankası’ndan beklemek gerçekçi değil, Merkez Bankası'nın da burada müdahale edebileceği sınırlı bir alan var ama esas çözüm orada değil. 

► Bu dalgalanma reel sektör için nasıl bir risk oluşturuyor? 

Şirketlerimizin öyle bir net döviz açık pozisyonu var ki, her bir kuruşluk kayıp 1.8 milyar liralık zarar yazıyor. Şirketlerin zaten büyümeyen, ihracat yapmakta zorlanan bir ekonomide bir de bunun üzerine fiyat üzerinden zarar yazıyor olması şirketlerin ya küçülmesine ve işsizliğin artmasına neden olacak ya da hem işsizlik artacak hem iflaslar olacak. Dolayısıyla şu anda yaşadığımız durum doğrudan reel sektöre vuracak bir durum. Türkiye için asıl sorunun yaşanacağı alan da yatırımlar. Yatırımlar zaten durdu, yerli yatırımcı da yatırım yapmıyor doğrudan yabancı yatırımcı da çok azaldı. Türkiye’den dışarıya doğrudan yatırım yapan Türk yatırımcı artmış, bu tamamen güvenle ilgili bir durum. Hukuki sistemin işlemediği siyasi sistemin tek kişinin iradesiyle tıkandığı bir yerde öngörü yapmak zorlaşıyor. Yapabildiğiniz öngörü de buraya yatırım yapmamanız gerektiğini söylüyor. 

► CHP’nin seçim beyannamesinde temel argümanı emekliye iki maaş ikramiye, asgari ücret ve çiftçiye mazot desteği oluşturdu. Yeni seçim beyannamesinde temel unsur ne olacak? 

Nihai seçim bildirgesi için bir şey söylemek için erken ama şunu söyleyebilirim, siyasetçinin görevi sorunları doğru tespit etmek ve çözüm önerilerini getirmek. Sorunlar evrilirken ve derinleşirken o sorunların çözüm önerilerinin oluşması yönünde görüşmelerimize başladık. Sivil toplum örgütleri sendikalarla, sektörlerle temasımız başladı, süreç yürüyor bir yenilenme olacak ama iki aylık bir süreçte çok radikal bir ihtiyaç değişikliği olmadı sadece sorunlar derinleşti emeklinin, memurun, asgari ücretlenin sorunları devam ediyor. Sorunlar değişmediği ve yenileri de eklendiği için dramatik bir değişim yok, ekonomi hala kötü. Güvenlikle ilgili sorunlar bu kadar net değildi mutlaka onların yansıması olur. Seçim bildirgesi ihtiyaçlar doğrultusunda yenilenir ama eski ihtiyaçların değişmediğini unutmamak gerekiyor. 

► Seçim sonucunu ne etkileyecek siyaset mi ekonomi mi? 

Siyaset de etkileyecek ekonomi de etkileyecek. Bunlar birbirlerinden ayrılmaz ikiliye dönüşmüş durumda, siyasi riskin bedelini dövizde görüyoruz, dövizde gördüğümüzü reel sektörde görüyoruz. Bunlar el ele gidecekler. Türkiye de dünyadaki diğer siyasi seçim sonuçlarından farklı yürüyen bir yer değil. Ekonomi en belirgin siyasi cezalandırmaların ortaya çıktığı alan oluyor onun için ekonomide derin kötü gidişatlar siyasette büyük değişikliklere yol açabiliyor.