AB bizi vurdu, Çin'e fırsat oldu

Krizde 2 trilyon $ kaybeden şirketler yine Euro Bölgesi'nden vazgeçmiyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Evrim KÜÇÜK

DÜNYA - Euro Bölgesi'ndeki kriz sürüyor ve Avrupa ortak parasını kullanan blok üzerinde kara bulutlar dolaşmaya devam ediyor. Yılın ikinci yarısında binde 2 daraldıktan sonra euro ekonomileri üçüncü çeyrekte yüzde 0.1 küçüldü. Son üç yıldır borç kriziyle boğuşan bölgede hem kamu harcamalarında hem de özel sektör harcamalarında önemli bir düşüş meydana geldi, işsizlik oranlarıyla fırladı. Şirketlerin krize nasıl tepki verdiğini ölçmek ve bundan sonraki planlarını öğrenmeye yönelik birçok anket yayınlanıyor. Anketler, krizin şirketler üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu, dünya genelinde şirketlere büyük gelir yaşattığını ortaya koyuyor. Bu beklenen bir sonuç. Ancak bazı anketler de sürpriz bir şekilde şirketlerin krizi rekabet gücünü artırmak için bir fırsat olarak gördüğünü ve Euro Bölgesi'nde organik ya da inorganik olarak büyüme planları yaptığını gösteriyor.

Dünya genelinde birçok şirket fırtınadan sığınacak bir liman aramakla birlikte Euro Bölgesi'ndeki yatırımlarını da sürdürüyor. Önde gelen şirketlerin bazıları Euro Bölgesi'ndeki yatırımlarını ve risklerini azaltmak için yönünü gelişen ülkelere çevirmiş durumda. Bazıları ise krizi fırsata çevirmenin yollarını arıyor. İşte bu şirketlere göre kriz, operasyonel etkinliği artırmaya yönelik yatırımları güçlendirmek, organik ya da inorganik büyüme fırsatlarını hayata geçirmek için iyi bir dönem. Krizi fırsata dönüştürmeye çalışan şirketler Euro Bölgesi'nde satın alma ve joint-venture anlaşmaları yaparak rekabet güçlerini pekiştirmeyi planlıyor.

Danışmanlık şirketi Accenture, yüzde 96'sının yıllık geliri en az 1 milyar dolar olan ve yarısından fazlası yılda 5 milyar dolardan fazla kazanan şirketlere, Euro Bölgesi'ndeki krizin faaliyetlerini ve yatırım planlarını nasıl etkilediğini sordu. Fransa, Almanya, İspanya, ABD, İngiltere ve Çin'deki 450 üst düzey şirket yöneticisinin görüşlerini alan Accenture'un anketi şirketlerin neredeyse yarısının satın almalarla ya da doğrudan yatırımlarla büyümeye çalıştığını gösterdi.

Ankette yer alan şirketlerin yüzde 46'sı üretimlerini ya da tedarik zincirlerini Euro Bölgesi dışına taşımakta olduğunu bildirdi. Bu orana, Euro bloku dışına tamamen çıkmayı düşündüğünü belirten yüzde 10'luk kısım da dahil. Accenture'un anketinin sonuçları, katılımcı firmaların yüzde 44'ünün, yüksek büyüme gösteren gelişmekte olan ülkelerdeki yatırımlarına ivme kazandırdığına da işaret etti. Anketten çıkan en çarpıcı sonuç ise katılımcıların üçte ikisinin finans krizini rekabet avantajı elde etmek için bir fırsata çevirme çabası içinde olması. Alman ve İspanyol katılımcıların yüzde 60'ı Euro Bölgesi'nde satın almalara başladıklarını ya da başlayacaklarını belirtti. Accenture'un strateji direktörü Mark Spelman, Avrupa'daki yavaş büyüme ve belirsizliğin gelişmekte olan ülkelerde yatırımları kaçınılmaz biçimde cazip hale getireceğini fakat Euro Bölgesi'nin uzun vadede önemli bir yatırım destinasyonu olarak gücünü koruduğunu ifada etti. Spelman, çok miktarda yüksek performanslı şirketin bölgede büyüme olanaklarını değerlendirdiğini dile getirdi.

Birçok firma, böylesi türbulans dönemlerinin özellikle outsourcing ve risk yönetimi alanlarında yatırım olanakları sunduğunu belirtti. Çin'de yöneticilerin yüzde 64'ü outsourcing, esneklik tedbirleri ve risk yönetimine daha fazla yatırım yapmayı amaçladığını bildirdi. Katılıcıların yüzde 56'sı Euro Bölgesi'ndeki krizin sonucunda yatırımlarını artırdığını ifade etti. Gelişmekte olan ülke pazarları her ne kadar cazip yatırım adresleri olarak öne çıkmaya devam etse de, Avrupa'ya yatırım yapmak isteyenlerin oranının azımsanamayacak düzeyde. Bu kısmen şirketlerin iç Almanya'daki yöneticilerin yüzde 29'u kendi evlerinde yatırım yapmayı tercih ettiklerini belirtirken, yüzde 35'i Euro Bölgesi'nde yatırım yaptığını bildirdi. Çinli şirket yöneticilerinin yüzde 25'i Euro Bölgesi'nde yeni yatırım fırsatları peşinde olduğunu ifade etti. ABD'li yöneticiler ise Euro Bölgesi'ne soğuk bakıyor ve bu pazarı rekabet güçlerini artırmak için bir fırsat olarak görmüyor.

Ankete katılan yöneticiler hem organik hem de inorganik büyüme peşinde. Ankete yanıt verenlerin yüzde 42'si Euro ülkelerinde organik büyüme planları yapıyor. Özellikle Çin ve Almanya'dan yöneticiler, borç maliyetinin yüksek olduğu ülkelerde yatırım yapmaya oldukça hevesli görünüyor; Çinli yöneticilerin yüzde 74'ü ve Almanların yüzde 45'i organik büyümenin mantıklı bir karar olacağını ifade ediyor. Borçlanma maliyetinin yüksek olduğu ülkeler ise fazla tercih edilmiyor. Özellikle Fransız şirketlerin İspanyollara göre daha temkinli olduğu dikkat çekiyor. Accenture'un daha önce yaptığı araştırmalar da, bu yılın ilk yarısında Fransa merkezli şirketlerin imza attığı 4 milyar dolarlık 13 satın alma anlaşmasının hiç birinin borçlanma maliyeti yüksek ülkelerde gerçekleşmediği görülüyor. Yine de, bu ülkelerde yapılan işlem hacmi gerilemekle birlikte anlaşmaların parasal büyüklünde artış gözleniyor. Euro Bölgesi'ndeki toplam anlaşmalar içinde 2011'in ilk altı ayında yüzde 41 olan pay, bu yılın aynı döneminde yüzde 65'e yükseldi. Yüksek faizle borçlanan ülkelerdeki anlaşmaların ortalama değeri 1.3 milyar dolar olurken, Avrupa'nın geri kalanında ortalama anlaşma değeri 396 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Satınalma anlaşmalarının arkasındaki şirketler ağırlıklı olarak Fransa, İspanya, Almanya, ABD ve İngiltere'den.

Şirketler joint-venture anlaşmaları için de hevesli. Alman yöneticilerin yüzde 56'sı ve Çinli yöneticilerin yüzde 71'i Euro Bölgesi'nde ortak girişimlere odaklandıklarını söyledi.

Anketteki en önemli bulgulardan bire Avrupalı ve Çinli firmalarla karşılaştırıldığında Amerikan şirketlerin Euro Bölgesi'ne çok temkinli yaklaştığı. ABD'deki yöneticilerin yüzde 80'i şu anda Euro Bölgesi'ne adım atmanın doğru olup olmadığı konusuna şüphe içinde.  Yüzde 55'lik kesim krizi bir fırsat olarak görmediğini dile getiriyor. Organik büyüme prespektifinden bakıldığında, ABD'li şirketlerin yalnızca yüzde 18'i olumlu yanıt veriyor, yüzde 46'sı açık bir şekilde Euro Bölgesi'nde organik büyüme planları yapmadığını belirtiyor.

Grant Thornton: Krizin global maliyeti 2 trilyon dolar

[PAGE]


Grant Thornton: Krizin global maliyeti 2 trilyon dolar

Euro Bölgesi'ndeki krizin doğurduğu sonuçlara ilişkin bir diğer anlaşma krizin şirketler üzerinde büyük bir baskı oluşturduğunu gösteriyor. 40 ülkede 3.050 C seviye yönetici ile gerçekleştirdiği araştırmaya göre Euro bölgesindeki kriz her 10 işletmeden 4'ünü vurdu. Denetim, vergi ve danışmanlık firması Grant Thornton'un dünya genelinde gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre, her 10 işletmeden 4'ü Euro bölgesinde yaşanan ekonomik krizden olumsuz şekilde etkilendi. Grant Thornton'un araştırması, bu etkinin yaklaşık 2 trilyon dolarlık bir gelir kaybına yol açtığını ortaya koyuyor. Krizin hala devam etmekte olduğu ve uzun vadeli olumsuz potansiyel etkileri de dikkate alındığında, bölge ile iş yapan şirketlerin gelecekte bölge ile iş hacmini azaltmayı planladıkları araştırmanın sonuçlarından bir diğeri olarak ortaya çıkıyor.

Negatif etkilenenlerin yüzde 56'sı Türk

[PAGE]


Negatif etkilenenlerin yüzde 56'sı Türk

Yöneticilerin cevaplarından ortaya çıkan istatistikler çarpıcı ve etkileri değişken. Dünya ortalamasına bakıldığında, yüzde 40'lık bir oran ile negatif etkilendiklerini belirten grubun yarısından fazlası (yüzde 54), krizin işletme gelirlerini yüzde 3'ten daha fazla düşürdüğünü ifade ediyor ve her 3 işletmeden 1 tanesi (yüzde 32'lik bir grup) en az yüzde 6'lık bir gelir kaybı yaşadığını ifade ediyor. Dünyanın en büyük ekonomisi olan Amerika'da ise katılımcıların yüzde 11'i, euro bölgesindeki krizin, gelirlerini yüzde 10 veya daha fazla düşürdüğünü ifade ediyorlar.  Araştırmaya Türkiye'den katılanlarda ise negatif etkilendiklerini belirtenlerin oranı yüzde 56. 40 ülkenin ortalaması ile kıyaslandığında (yüzde 40) Türkiye'de negatif etkilendiklerini belirtenler 16 puan daha fazla. Araştırma sonuçlarına göre, Euro bölgesi krizinin etkileri daha çok Avrupa ülkelerinde hissedilirken, dünyanın geri kalanı da Avrupa kıtası ile yarışır durumda. G7 ülkeleri katılımcılarının yüzde 37'si, BRIC ülkeleri katılımcılarının yüzde 36'sı ve Latin Amerika katılımcılarının yüzde 30'u negatif bir etkiden bahsediyorlar. Türkiye yüzde 56 ile en çok etkilenen ülkeler arasında. Bu grupta başı çekenler ise, yüzde 88 ile Yunanistan, yüzde 82 ile İspanya ve yüzde 74 ile İtalya.
Grant Thornton Türkiye Başkanı Aykut Halit yaptığı açıklamada, Euro Bölgesi'nde süregelen krizin ekonomik etkilerinin rakamsal değerini ifade etmenin zor olduğunu fakat Grant Thornton araştırmalarının sonuçları ve şirket gelirlerinin GSYH'ye oranındaki değişimi üzerinden yapılan hesaplamalara göre kaybın yaklaşık olarak 2 trilyon doları bulduğunun tahmin edildiğini' ifade etti. Halit, "Açık bir şekilde kriz, halihazırda gelirleri düşürürken, uzun vadeli planları da etkiliyor" değerlendirmesinde bulundu.

Türklerin yüzde 30'u Euro Bölgesi'nde iş yapmak istemiyor

Türk katılımcıların yüzde 30'u Euro bölgesi ile iş yapma konusunda artık daha az istekli. Daha da önemlisi, dünya genelinde tüm katılımcıların yanıtlarına bakıldığında, katılımcıların yüzde 17'si Avrupa kıtasında iş yapmak konusunda daha az istekli. Bu süreçte Avrupa'dan uzak durmalı diyen grubun başında yüzde 30'luk bir oranla Türkiye var. Hemen ardından yüzde 25 ile Çin ve yüzde 18 ile Latin Amerika ülkeleri geliyor. Avrupa Kıtası'nda, kendi içinde de büyük bir temkinlilik göze çarpıyor. Avrupa Kıtası'ndan katılımcıların yüzde 27'si, Euro birliğindeki diğer ülkeler ile iş yapmak konusunda daha az istekli. Türkiye'de ise, artık Avrupa ile iş yapmak konusunda daha az istekliyiz diyenlerin oranı yüzde 30. Türkiye bu oran ile; yüzde 50 ile Filipinler ve yüzde 42 ile İsviçre'nin hemen ardında.

Aykut Halit'e göre 'Kriz devam ettikçe, bir iş ortağı olarak Avrupa cazibesini kaybetmeye devam edecek fakat asıl sorun, hızlı gelişmekte olan ülkelerin, teknoloji ve gerekli diğer desteği başka yerlerde aramaya başlaması olacaktır ki bu durum Avrupa'nın toparlanmasını daha da güçleştirecektir'

Krizin etkileri gelecek 12 ayda artabilir

[PAGE]


Krizin etkileri gelecek 12 ayda artabilir

Önümüzdeki 12 ay içinde krizin global etkilerinin derinleşeceğini düşünenler Türkiye'de yüzde 62'lik bir grup. Globalde ise yüzde 70 lik bir grup aynı fikirde. Bu konudaki en karamsar yaklaşım yüzde 81 ile Polonya, İspanya, Yunanistan ve İtalya ortalaması. Ardından yüzde 75 ile Kuzey Amerika ülkeleri geliyor. Ekonomiyi canlandırmak için yapılması gerekenler nelerdir sorusuna verilen cevaplarda ise Türk katılımcıların yüzde 62'si vergi politikalarında değişiklik, yüzde 62'si finansmana erişimin kolaylaştırılması, yüzde 50'si işsizliği azaltacak politikalar ve yüzde 44'ü ticareti kolaylaştıracak ve önündeki engelleri kaldıracak politikalar uygulanması olduğuna vurgu yapıyor. 

Çin, Hindistan ve Rusya'da 'daha az' yatırım dostu

[PAGE]

Çin, Hindistan ve Rusya'da 'daha az' yatırım dostu

Dünya genelinde şirket yöneticileri Çin, Hindistan ve Rusya'nın son üç ay içinde daha az 'yatırımcı dostu' bir hal aldığını düşünüyor. Financial Times ile Economist Global Business Barometer tarafından yapılan anket, gelişmekte olan ülkeler arasında ekonomik ağırlığı en büyük ülkelerde iş ortamının çok da iyiye gitmediğini ortaya koydu. Ankete katılan işadamları, üç ay öncesine kıyasla daha olumsuz görüş bildirdi. 1.500 üst düzey yöneticinin katıldığı çeyrek dönemlik ankete göre, dünyanın dört büyük gelişen ülke ekonomisi içinde sadece Brezilya'nın iş ortamına ilişkin reytingler artış gösterdi. Anket, BRIC ülkelerinin yavaşladığı bir dönemde gerçekleştirildi. Hükümetlerin iş dünyasına yönelik tutumu sorulduğunda yöneticilerin üçte biri Çin'i 'soğuk' ya da 'çok soğuk' olarak niteledi. Temmuz ayında yapılan ankette, bu şekilde görüş bildirenlerin oranı yüzde 31 iken, yıl başında yöneticilerin beşte ikisi, dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin'in dostane olmayan tavrından yakınmıştı. Katılımcıların yüzde 28'i Pekin'in 'yatırım dostu' ve 'çok dostça bir tutum içinde' şeklinde görüş bildirdi. Yaz aylarında bu oran yüzde 30 civarındaydı. Son aylarda Çin'de yaşanan iktidar değişimi yatırımcıların daha temkinli davranmasına neden oluyor.
Anket, Rusya ve Hindistan için de benzer sonuçlar ortaya koydu. Yine de her iki ülkenin iş ortamının 2012 yılının başına göre daha açık olduğunun altı çiziliyor. Rusya, önde gelen gelişen ülkeler arasında en az yatırım dostu ülke konumunda. Ankete katılanların yüzde 54'ü Moskova'yı iş dünyasına karşı dostane bir tutum içinde görmediğini belirtti. Önceki çeyrekte bu oran yüzde 52 idi. Katılımcıların sadece yüzde 15'i Rusya'yı yatırım dostu bir ülke olarak tanımladı. Hindistan'ın iş dünyasına yaklaşımını dostane bulmayanların oranı yüzde 36 ile, önceki üç aylık dönemde elde edilen yüzde 32'lik sonucun üzerine çıktı. Eylül ayında Yeni Delhi'nin  perakende ve havacılık sektörünü yabancı yatırıma açan beklenmedik cesur ekonomik reform serisine rağmen ülkenin iş dünyasına yaklaşımının kötüleştiğine dair görüş bildirenlerin arttığı görülüyor. Yönetimi yatırım dostu olarak niteleyenlerin oranı ise yüzde 29.

Brezilya, bu üç ülkenin tersine bir görünüm çiziyor. Ankete katılan şirket yöneticileri, Latin Amerika'nın bu en büyük ekonomisinin önde gelen gelişmekte olan ülkeler içinde en yatırım dostu ülke olarak gördüklerini belirtti. Brezilya ayrıca, BRIC ülkeleri içinde iş dünyasına yaklaşımının dostane olarak nitelendirilme yüzdesi, farklı görüş bildirenlerin üzerinde olan tek ülke. Görüşleri sorulan yöneticilerin yüzde 44'ü Brezilya'nın yatırım dostu olduğunu ifade etti. Brezilya'nın bir önceki ankette yüzdesi yüzde 42 idi. Brezilya'nın tutumundan yakınanların oranı yüzde 16'dan yüzde 15'e geriledi.

Diğer yandan İngiltere, ABD, Kanada gibi gelişmiş ülkelerin giderek daha yatırım dostu olduğu ifade ediliyor. Katılımcıların dörtte üçünden fazlası Kanada'nın iş ortamını dostane olarak nitelerken, ABD'de oran yüzde 70'e çıkıyor. İngiltere'yi yatırımlara açık olarak nitelendirenlerin oranı yüzde 68.

Son zamanlarda BRIC ekonomileri hakkında kaygılar yaşanıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada, 2012 ve 2013'te gelişen ülkelerde ekonomik büyümenin daha önceki tahminlerin altında kalacağı uyarısı yapmış ve küresel ekonomide canlanma için daha fazla bu ülkelere bel bağlanmaması gerektiğini bildirmişti.

Ekonomik koşullar kötüleşecek

[PAGE]


Ekonomik koşullar kötüleşecek

Ankete katılanların ise dünya ekonomisi konusunda IMF'den bile kötümser oldukları dikkat çekiyor. Gelecek altı aya yönelik beklentileri sorulduğunda, katılımcıların neredeyse üçte biri ekonomik koşulların kötüleşeceği tahmininde bulundu. Önceki ankette bu yönde görüş bildirenlerin oranı beşte ikisi biraz üzerindeydi. Katılımcıların yüzde 46'sı da koşulların bu şekilde devam edeceğini öngördü. Önceki çeyrekte bu yanıtı verenlerin oranı yüzde 41 olarak gerçekleşmişti. Katılımcıların beşte birinden fazlası ise koşulların iyileşmesini bekliyor.


Ancak şirketlerin temmuz ayına göre kendi firmalarının sağlığı konusunda daha iyimser oldukları görülüyor. İşletmelerin yüzde 41'i firmaların altı ay sonra, şu ana göre daha iyi konumda olacağına inanıyor. Yaz aylarında bu oran yüzde 39 olmuştu.

AB'nin üç büyüğü sarsılıyor

[PAGE]


AB'nin üç büyüğü sarsılıyor

Citigroup 2015 yılında kadar Almanya, Fransa ve İngiliz ekonomilerinin yıllık yüzde 1'den fazla büyüme kaydetmesini beklemediklerini belirtti. Capital Economics de Asya pazarında düşük büyüme sebebiyle ihracat pazarlarının yavaşlayacağını, Avrupa'da iç talepte yavaşlamanın devam edeceğini bildirdi.
Avrupa'nın çevre ülkelerindeki bankacılık ve borç krizinin, önümüzdeki yıllarda AB'nin üç büyük ekonomisi olan Almanya, Fransa ve İngiltere'yi de daha fazla etkileyeceği öngörülüyor. Bu ay 17 üyeli Euro Bölgesi'nin resmen resesyona girmesinin ardından, üç büyük gücün geleceğine dair endişeler de daha fazla gündeme getiriliyor. Dünyanın önde gelen finans kuruluşları da, Avrupa ekonomisinin büyüme dinamosu olarak görülen ekonomilere dair beklentilerini düşük tutuyor.
Citigroup Kıdemli Avrupa Ekonomisti Guillaume Menuet, çevre ülkelerde son aylarda derinleşen krizin etkilerinin merkez Avrupa ülkelerinde de hissedildiğini belirterek, "Biz 2015 yılında kadar Almanya, Fransa ve İngiliz ekonomilerinin yıllık yüzde 1'den fazla büyüme kaydetmesini beklemiyoruz" dedi.
Menuet, Avrupa ekonomisinin lokomotifi sayılan Almanya'ya ilişkin olarak, "Küresel talep 2012'de azaldı. Asya ekonomilerindeki zayıf performans da Almanya'nın ihracat dinamiklerini etkiledi ve etkilemeye devam edecek" görüşünü dile getirdi.

Yunanistan 2013 ortasında Euro'dan ayrılacak

[PAGE]


Yunanistan 2013 ortasında Euro'dan ayrılacak

Londra merkezli Capital Economics Avrupa Ekonomisti Ben May de, "Asya pazarında düşük büyüme sebebiyle ihracat pazarlarında yavaşlama olacak. Avrupa'da iç talepte de yavaşlamanın devam ettiğini göreceğiz. Alman ekonomisinin 2013 yıl sonunda yüzde 1, Fransız ekonomisinin ise yüzde 2 oranında küçülmesini bekliyoruz" değerlendirmesini yaptı.

Avrupa'da önümüzdeki dönemde en ciddi değişikliğin ise, Yunanistan'ın Euro Birliği'nden ayrılması olacağını savunan May, "Tahminlerimizin içerisinde Yunanistan'ın Euro Birliği'nden ayrılması da var. Biz Yunanistan'ın önümüzdeki yılın ortasında birlikten ayrılacağının düşünüyoruz. Alman ve Fransız ekonomilerine dair tahminlerimiz yakın zamanda büyümenin ciddi bir artış kaydetmeyeceği yönünde. 2014 yılında Alman ekonomisinin yüzde 0 büyümesini, Fransız ekonomisinin yüzde 1 oranında daralmasını bekliyoruz. Büyümesi düşük olan çekirdek olarak tanımlanan merkez ülkelerin onlara bağlı diğer ülkelerin ekonomileri üzerinde de olumsuz bir etkisi söz konusu olacak" diye konuştu.

Yapılan eleştirilere ve İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden çıkması yönündeki telkinlere rağmen, İngiltere ekonomisinin hali hazırda yoğun bir mali sıkılaştırma programını uyguladığına işaret eden May, "Sterlini kullanıyor olmasının da verdiği kredibilite ve esneklikle İngiliz ekonomisinin 2013 yılında yüzde 0,7 oranında büyüme kaydetmesini bekliyoruz" dedi.

Euro Bölgesi'nin geleneksel olarak para biriminin değerini düşürüp yükseltmek gibi bir müdahalede bulunmadığını söyleyen May, şunları da kaydetti:
"Tabi ki ihracat yapanlar genel olarak zayıf olan bir para biriminden faydalanır. Fakat biz yine de Euro'nun değerinin çok da düşük olduğunu düşünmüyoruz. Euro/dolar paritesinin 2014 yılında 1.20, 2017 yılında ise yaklaşık 1.38 olmasının bekliyoruz.
Alman ve Fransız ekonomilerine dair tahminlerimiz yakın zamanda büyümenin ciddi bir artış kaydetmeyeceği yönünde. 2014 yılında Alman ekonomisinde büyümenin yüzde 0 olmasını, Fransız ekonomisinin ise yüzde 1 oranında daralmasını bekliyoruz. Büyümesi düşük olan merkez ülkelerin, onlara bağlı diğer ülkelerin ekonomileri üzerinde de olumsuz bir etkisi söz konusu olacak."
Bu arada, borç krizinin iç talebi iyice azalttığı Euro Bölgesi temmuz-eylül döneminde yüzde 0.1 küçülerek yeniden resesyona girmişti.

Bu konularda ilginizi çekebilir