30 °C

Avrupa Birliği parçalanıyor mu?

Avrupa Birliği parçalanıyor mu?

57-002.jpg

Avrupa Birliği'nin son on yıldır yaşadığı ekonomik kriz,  kuzeydeki kreditör ülkelerle güneydeki borçlu ülkeler arasında ciddi bir bölünmeye neden oldu.  Şimdi de Avrupa'nın göçmen krizi mültecileri kabul eden, azıcık yardım etmek isteyen veya hiç yardım etmek istemeyen ülkeler arasında doğu batı ekseninde bir kutuplaşma yaratıyor. Üye ülkelerin kendi içindeki politik bölünmeler de düşünüldüğünde şunu sormak lazım: AB parçalanıyor mu?

Kreditör/borçlu ayrımı bu yaz Yunanistan'ın üçüncü kurtarma paketi görüşmelerinde keskin bir rahatlama yaşamıştı. Kemer sıkma taraftarı ve en etkili kreditör Almanya, yeterince esnek olmamak ve dayanışma içinde olmamakla suçlanmıştı. Yunanistan ise ilk iki kurtarma paketinde sgerekli reformları yapmaya söz verip yapmadığı için azarlanmıştı. (Ne tam anlamıyla 'kuzey' ne de 'güney' ayrımında olan Fransa bu anlaşmazlığın çözümünde önemli bir rol oynadı.)

Şimdi Almanya göçmen krizinde çözüm yolunun öncülüğünü yapmaya çalışıyor ve bu sefer bu işi cömertlikle yapmayı hedefliyor. Şansölye Angela Merkel sadece bu yıl 800 bin mülteciyi kabul etme sözü verdi. Bu kalabalıkları kabul etme kararı Alman şehirlerinde caddeleri ve tiren istasyonlarını, çoğu yüzlerce kilometre yol yürümüş ve güvenli bir yere varmak için hayatını tehlikeye atarak yorgunluktan tükenmiş mültecilere içecek, yiyecek ve kıyafet getiren Alman vatandaşlarla doldurdu. 

Merkel şiddetli bir şekilde İslam'ın Almanya'nın dinlerinden biri olduğunu açıklarken, bazı Doğu Avrupa ülkelerinde sadece az sayıda mülteci kabul edileceği – ve sadece hristiyan mültecilerin kabul edileceği duyuruldu. Böyle bir bağnazlık ise doğrudan dünyanı her yerinde aşırı islamcıların elini güçlendiriyor. 

Mülteci krizi AB üye ülkelerinin iç politik dağılımı açısından daha da zorlu bir konu. Soldakiler mültecilerin dikkatli bir şekilde kabul edilmesini desteklerken, diğerleri daha da sağa yaklaşıyor ve tavırlar daha da olumsuz hale geliyor. Merkel'in Hristiyan Demokrat Birliği'nin kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik bile bu konuda gönülsüz bir ortak olduğunu gösterdi. 

Öte yandan İngiltere ve AB'nin geri kalanı arasında da keskin bir ayrım var. İngiltere Fransa'yla birlikte Avrupa'nın savunmasında kilit öneme sahip. Küresel ilişkilerde ciddi bir otoritesi var. Özellikle iklim ve kalkınmaya ilişkin konularda çok büyük öneme sahip. Ve İngiltere'nin bile ciddi şekilde AB'den ayrılmayı değerlendirmesi AB için ciddi bir endişe yaratması gerekir. 

Bu bölünmeler, daha verimli bir karar verme süreci sağlayan ortak bir yönetim sistemiyle sağlanacak daha da kenetlenmiş bir Avrupa hayaline ilişkin derin endişeler oluşturdu. Benzer şekilde bu bölünmüşlük ekonomik büyümeyi hızlandırmak için ihtiyaç duyulan reformların uygulanmasına da yardımcı olmuyor. 
Yine de, Avrupa entegreasyonuna doğru giden bir ilerlemenin tamamen başarısız olduğunu söylemek için henüz çok erken. Aslında konu AB bütünlüğü olduğunda birden fazla bölünme hattı tek bir bölücü unsurdan daha iyidir. 
Eğer tartışmanın tek baskın konusu ekonomik değerlendirmeler olsaydı, kemer sıkma takıntılı Kzey Avrupa, Keynesyen herhangi bir tutumdan habersiz ve debelenmekte olan Güney Avrupa, talebi arttırmak için çaresizce mali bir alana ihtiyaç duyulması, istihdam yaratan yapısak reformların politik olarak uygulanabilir olması tam bir kalınkafalılık olurdu. Durum öyle alevlendiki bazı saygın gözlemciler Almanya çevresindeki bölge için bir “kuzey eurosu” ve Akdeniz bölgesindekiler için bir “güney eurosu” yaratılması gerektiğini bile önerdi (Fransa'nın hangisine uyacağı net değildi). 

Böyle bir Euro Bölgesi'nde Avrupa Merkez Bankası'nın da ayrılması gerekecek ve kuzey eurosunun değer kazanacaktı. Döviz kuru belirsizliği sadece iki euro arasında değil, bir para birimi birliğine olan güvenin çökmesi hem kuzey hem de güney bölgelerde tekrar ortaya çıkardı. 

Kuzey bloğunda Almanya şimdikinden daha büyük bir role sahip olur, bu da muhtemelen yeni gerilimler yaratırdı. 
Benzer şekilde batı ile doğru arasındaki mülteci dostu olma konusundaki ayrım Schengen Anlaşması'nı sonlandırırdı, çünkü politik anlaşmazlıklar daha da sertleşerek AB içerisinde insanların özgür dolaşımını fiziksel olarak engellerdi. Böyle bir ayrım da Avrupa'nın bütünlüğüne bölünmüş bir Euro Bölgesi kadar zarar verirdi. 
Ama ülkeler bu anlaşmazlıkların birinde aynı tarafta, diğerinde karşı tarafta ise? Almanya, İtalya,  İspanya ve İsveç göçmenlik konuları üzerinde anlaşabilirken, Yunanistan, Fransa, İtalya ve Portekiz Euro Bölgesi'nde uygulanan makro ekonomik politikalar konusunda anlaşıyor. Fransa, Polonya ve İngiltere savunma alanında daha fazla harcama yapmak isterken Almanya bu konuda daha pasifist kalıyor. Ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda ise Almanya, İskandinav ülkeleri ve İngiltere en ön cephede yer alıyor. 

Dahası, Avrupa'nın geniş politik “aileleri”; Hristiyan Demokratlar, Sosyal Demokratlar vs. bazı politikalarda müttefikken, bazı politikalarda karşı karşıya kalıyorlar. Ulusal ve bölgesel sınırları aşarak daha pan-Avrupa politikalarına doğru ilerlerken, Avrupa Parlamentosu içerisinde demokratik tartışmalar ve denetim fonksiyonlarıyla ilgili tartışmalar çoğalıyor. 

Ülkelerin herhangi bir kategoriye tamı tamına oturtulamadığı ve farklı konularda esnek koalisyonların orta çıktığı bir Avrupa'nun bu doğu-batı ve kuzey-güney bölünmelerini yönetebilme şansı çok daha yüksek. Tabii ki kurumların güçlendirilmesi konusu hala zorlu görevlerden birisi. Kurumlar güçlendirildiğinde bu farklılık yönetilebilir ve politik bir verimlilikle uzlaşmalar olabilir. Avrupa'da ağırlıklı ve ikili çoğunluk oylamasının kapsamının genişletilmesi büyük önem taşıyor. Fakat gerçekten demokratik olan toplumlarda farklı çıkarların uzlaştırılması konusu daim kalır. 

 

Kemal Derviş, Türkiye Cumhuriyeti Eski Ekonomi Bakanı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Eski Müdürü ve Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısıdır.

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.