İstihdamsız büyüme ABD ekonomisini tehdit ediyor

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

 

 

Orhan AKIŞIK

Amerikan ekonomisinin gidişatı konusunda güvenilir bilgi veren kaynaklardan biri, Çalışma Dairesi (BLS) tarafından her ay yayınlanan istihdam raporu. İstihdama ilişkin bilgilerin yanı sıra hanehalklarının gelirleri konusunda da bilgi içeren raporun ağustos ayına ilişkin olanı, işsizlik oranında hemen hemen hiç bir değişme olmadığını gözler önüne serdi. Rapor, 2008 yılının Ağustos ayında %6 oranında olan işsizliğin bir yıldan fazla bir süre artan bir trend izledikten sonra geçtiğimiz kasım ayında %10'a ulaştığını ve o tarihten sonra da durağan bir hal aldığını gösteriyor. İstihdamdaki artışa rağmen, Ağustos ayında işsizlik oranının bir önceki ayın rakamı olan %9.5'un biraz üstüne çıkarak %9.6 olarak gerçekleşmesinde ekonominin beklentilerin altında büyümesinin yanı sıra daha önceleri iş bulamadıkları için işgücü piyasasından çekilen insanların, yani uzun süreli işsizlerin bir bölümünün tekrar iş aramaya başlamasının da payı var. Uzun süreli işsizlik iktisatçı ve politikacıların üzerinde durduğu bir olgu. Nedeni, bunun gelir kayıplarının yanısıra bilgi ve beceride de azalmaya yol açması. Şu anda yaklaşık 15 milyona ulaşan işsiz sayısının yaklaşık yarısını bu durumdaki kişiler oluşturmakta.

Ücret ve maaşların kaynağının istihdam oluşu, raporun önemini arttıran en önemli hususlardan biri. Özellikle, ABD gibi tüketici harcamalarının milli gelirin %70'ini oluşturduğu bir ekonomide bu daha da önem kazanıyor. Resesyonun sona ermesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen işsizliğin hala azalma yönünde direnç göstermesi yaklaşan ara seçimler öncesinde ABD yönetimini rahatsız etse de, bu yeni bir durum değil. Çünkü resesyon sona erse bile işsizliğin yaklaşık iki yıldan önce resesyon öncesi seviyesine dönmesi ihtimalinin düşük olduğu geçmişteki tecrübelerden biliniyor. Bunun bir nedeni, firmaların ekonomik büyümenin istikrar kazandığına iyice kanaat getirmeden istihdamı arttırmak konusunda çekimser davranmaları. Diğeri ise arada geçen zamanda üretimdeki etkinliğin artması. Bu ikincisinde, bilgisayar destekli üretim ve etkin stok yönetiminden kaynaklanan verimlilik artışının payı büyük. Bütün bunlara, ABD'li politikacıların uzun süredir şikayet ettikleri denizaşırı ülkelere kaydırılan üretimin istihdam üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi de ekleyebilirsiniz. Tüm bu faktörler bir araya getirildiğinde, şimdiye kadar geçen zamanda işsizlik oranında önemli bir azalma olmaması daha iyi anlaşılabiliyor. Amerikan yönetiminin ekonomiyi canlandırmak ve istihdamı arttırmak için düşündüğü tedbirler arasında para arzının arttırılması dışında orta sınıfa ve işletmelere tanınan vergi muafiyetlerine devam edilmesi yer alıyor.

Yüksek işsizlik ekonomideki karar vericilerin beklentilerini olumsuz yönde etkileyerek tüketim  ve yatırım harcamalarının iyice kısılmasına ve sonuçta yeni bir resesyona yol açabilir. Ekonomideki bir yavaşlama belirtisine ABD'li firmaların reaksiyonu Avrupadakilerden daha fazla. Bunun önemli bir nedeni, Avrupa ülkelerinin aksine ABD'de işgücü maliyetinin değişken bir yapıda olması. İşgücü maliyetinin değişken olması, istihdamın üretim, dolayısıyla talepten kolaylıkla etkilenmesi demek. Bir başka deyişle, üretimdeki bir daralma işsizlikte doğrudan artışa neden oluyor. Bazı iktisatçılara göre, Amerikan işgücü piyasasının Avrupada'kine nazaran daha esnek yapıda olmasına yol açan bu özellik, uzun yıllar ABD işsizlik rakamlarının Avrupa ülkelerindekinden daha düşük olmasının önemli bir nedeni.

ABD ekonomisi nüfus artışı ve işgücü piyasasına yeni giren genç işgücü dolayısıyla her ay yaklaşık 200.000, yani yılda 2.4 milyon kişiye istihdam yaratmak zorunda. İstihdamın bu rakamın altında gerçekleşmesi işsizliğin artmasından başka bir şey değil. Bu seviyede bir istihdam artışı sağlamak için ekonominin yılda %4 dolaylarında büyümesi gerekiyor. Bu bakımdan yılın ilk çeyreğinde %3.7 oranında büyüyen ABD ekonomisinde büyümenin ikinci çeyrekte %1.6'ya gerilemesi olumlu bir gelişme değil. Bu düşük büyüme oranının istihdam üzerinde etkili olmaması düşünülemez. Ekonomi beklenenin altında büyüyorsa firmalar istihdamı neden arttırsınlar?

Üretime bağlı istihdam artışı sosyal ve ekonomik politikaların başarısı için gerekli. Çünkü sosyal güvenlik harcamalarının kaynağını çalışanlardan ve işverenlerden kesilen vergiler oluşturuyor. Dolayısıyla, uzun süreli yüksek işsizlik sadece işsiz kesimlerin ekonomik ve sosyal yönden gerilemesine değil, aynı zamanda sosyal güvenlik kurumlarının finansman kaynaklarını azaltarak toplumsal refahın zarar görmesine de yol açıyor.

Ekonomi biliminin amacı, kıt kaynakların etkin dağılımı yoluyla bireylerin refahını arttırmak olsa da, bunu ölçmek zor. Refah ölçümünde kullanılan kriter olan üretim artışı bu konuda yetersiz. Şimdiye kadar gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) rakamının sadece piyasa fiyatları olan mal ve hizmetleri kapsaması bunun nedeni olarak gösterildi. Öte yandan, refahın önemli bir belirleyicisi olan istihdam konusuna ise hiç değinilmedi. Çünkü üretim artışının beraberinde otomatik olarak istihdam artışını da getireceğine inanılıyordu. Ancak, son otuz yıldan bu yana yaşanan resesyonlar ve sonrasında meydana gelen üretim artışları, istihdam artışının öyle sanıldığı gibi kolayca gerçekleşmediğini gösteriyor. Ekonomiler büyümelerini sürdürseler bile, istihdam artışı büyümenin gerisinde kalıyor. Bu gidişle ekonominin en önemli değişkeni olan GSYİH refahı ölçmede zaten yetersiz olan özelliğini büsbütün yitirecek mi? Doğrusu üzerinde düşünmeye değer.