Lava, dökümün üssü Çin’e döküm tencere satıyor

2010 yılında 5 ortakla kurulan Lava Metal, kısa sürede iddiasını ortaya koymayı başarmış bir firma. Bu başarının başlıca nedenleri arasında döküm sektöründe 40 yıllık tecrübeye sahip ortaklar, ekip ruhu ve yenilik tutkusu sıralanabilir.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

 

 
Feyzan E. TOP
Didem E. ÜNLÜ
 
 
İSTANBUL - Bugün Türkiye’nin en yüksek teknolojiye sahip döküm ve emaye fabrikasına sahip olan Lava, Eskişehir’deki fabrikasında ürettiği tencereleri, Rusya, ABD, İran gibi pazarlarından ardından, dökümün üssü olarak bilinen Çin’e ithal ediyor.
Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde 6 bin metrekaresi kapalı olmak üzere 15 bin metrekare alan üzerinde kurulu olan fabrika, dünyada sadece birkaç firmanın sahip olduğu elektroforetik tesis özelliğine sahip.
 
"İnsan sağlığını birebir ilgilendiren bir işle uğraşıyoruz" diyen Lava Metal CFO’su Reyhan Ekşi, "Bu yüzden en mükemmelini yapmaya, en yüksek teknolojiyi kullanmaya ve en kaliteli ürünü sunmaya odaklandık. Kurulduğumuz ilk günden itibaren 10 yıl sonrasının şirketini yarattık ve geleceğin kadrosunu kurduk. Şirketler genelde para kazandıktan sonra bu yatırımı yapar. Ama biz ilk günden itibaren şeffaf, üretim süreçlerine hakim olduğumuz bir şirket yarattık" yorumunu yapıyor. 
 
Turuncu, mor, yeşil, mavi, kırmızı gibi canlı renklerdeki Lava tencere ve tavalarının hikayesini Reyhan Ekşi'den dinleyelim. 
 
Lava Metal ne zaman kuruldu? Döküm sektörüne girmeye nasıl karar verdiniz?
 
[PAGE]
 
Lava Metal ne zaman kuruldu? Döküm sektörüne girmeye nasıl karar verdiniz?
 
Ortağım Celalettin Kesikbaş ile IT sektöründe 15 yıl boyunca beraber çalıştık. Son olarak bilişim sektöründe faaliyet gösteren Estap firmasının Fransız LeGrand’a satılışının uyum sürecini gerçekleştirdik. 2011 Nisan ayında ise bu süreç sonuçlandı ve ikimiz de hangi sektöre girelim diye düşünmeye başladık. Gireceğimiz sektörün niş, bakir bir sektör olmasını istiyorduk. Yeni bir ürün olsun, bu ürün sadece bize ait olsun diye düşünüyorduk. Kesikbaş ailesinin 40 yıllık döküm tecrübesi var. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde hala faaliyetteler. Biz de bu ürünle ilgilendik. Avrupa ve ABD’de çok fazla olsa da, Türkiye’de hiçbir evde veya restoranda bu ürüne rastlanmıyordu. Hikaye böyle başladı. 2010 yılında Lava Metal’i kurduk. 2011 Mayıs ayında da ilk faturamızı kestik. 
 
Bu deneyimden nasıl faydalandınız ve nasıl daha ileri götürdünüz? Lava Metal öncelikli olarak hangi alanlara odaklandı? 
 
Lava‘nın ana üretim alanı beyaz eşya sektörü. Set üstü ve ankastre ocaklar ve pişiriciler için döküm ızgaralar üretmeye başladık. Bunun yanında Lava markası ile döküm tencere ve tava üretiyoruz. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesinde, 6 bin metrekare kapalı, 15 bin metrekare açık alana yayılan fabrikamız var. Biz döküm işini bilmiyorduk. Yeni bir alandı bizim için. 2011 yılını eğitim ve deneme yılı olarak adlandırdık. Ama bizim önemli bir farkımız vardı. Ortağım Celalettin beyin yurtdışında çok iyi bağlantıları var. Dökümde, emayenin en önemli madde olduğunu söylediler bize. Dökümün üzerine emaye kaplama çok daha farklı bir etkileşimdir. Hollanda’da bir firma ile bağlantıya geçtik. Bu firma elektroforetik adı verilen yaş emaye üretiyor. Dökümü, daldırma ve çıkarma sitemi ile emaye kaplıyorsunuz. 800 derecede pişiyorsunuz ve emaye ile döküm ayrılmaz bir ikili oluşturuyor. Bugün Avrupa‘da Lava dahil sadece 2 firmada bulunan elektroforetik emaye tesisine sahibiz. Bu sistem için sağlam lisans bedelleri ödüyoruz. Sistemin yanı sıra, Hollandalı firmanın know-how’ını da satın almış oluyoruz. Elektroforetik emayenin ne olduğunu kendi ekiplerimize anlattık. Ürün kalitesi için tüm belge ve sertifikaları hazırladık. Sonuçta nihai tüketiciye yönelik bir ürünümüz var ve hata kabul etmeyen bir iş yapıyoruz. Dolayısıyla ilk günden itibaren 10 yıl sonrasının şirketini yarattık ve geleceğin kadrosunu kurduk. Şirketler genelde para kazandıktan sonra bu yatırımı yapar. Ama biz ilk günden itibaren şeffaf, üretim süreçlerine hakim olduğumuz bir şirket yarattık.
 
Pazara nasıl girdiniz? Ürününüzü nasıl anlattınız? Bu ürüne yönelik önemli bir pazar var mıydı? 
 
Öncelikli olarak büyük markaların yan sanayi haline geliyorsunuz. Electrolux, Miele gibi büyük firmalarla çalışmaya başladık. Ama bu bizi tatmin etmedi. Sanayici bir şey üretir ama bunun kendi markası ile anılmasını tercih eder. 
Büyük firmalar ise, “benim adımla üret” diyor. Bunun nedeni yerli üreticinin çoğunun döküm ürünleri Çin’den getiriyor olması. Ben bunu istemiyorum. Kendi markamla üretmek istiyorum, çünkü bu ürünü piyasaya ben sokuyorum ve Çin’in fiyatlarının yarısına veriyorum. Bugün Esse’de Lava ürünleri satıyoruz. Esse ile işbirliği yapmamızın nedeni, onların da döküme önemli yatırım yapıyor olmaları.  Biz, tencere tavayı bir hayal olarak gördük. Pazarda bir-iki üretici vardı ama bu işi daha çok hobi olarak yapıyorlardı ve çok yüksek fiyatlarla satıyorlardı. Profesyonel bir yapı yoktu. Biz ise döküm ürünlerimizi sayısız testlerden geçiriyoruz. Bunu için son derece donanımlı laboratuvarlarımız var. İnsan sağlığını ilgilendiren bir iş yaptığımızdan, bunu en doğru şekilde yapıyoruz. Sektörü yakalamak için öncelikle insanları bu ürüne alıştırmamız gerekiyordu. Piyasada çok sayıda ürün var. Teflon var, çelik var. Biz bunların rakibiyiz demiyoruz zaten. Ama en sağlıklı ürün dökümdür. Döküm, demir ve emayeden elde ediliyor. Demir doğada olan bir hammaddedir. Emayenin özü de camdır. Bu ürünü toprağa gömün, 20 sene sonra çıkartın. Yine içinde ne isterseniz pişirebilirsiniz. Bu derece iddialıyız. 
 
En etkili pazarlama aracı ne oldu sizin için?
 
[PAGE]
 
En etkili pazarlama aracı ne oldu sizin için?
 
Bütün fuarlara katıldık. Tüm züccaciye sektörünü gezdik, reklam ve tanıtım çalışması yaptık. Fakat bir ürünü kanala yaymak için en etkili yöntem ne televizyon reklamı ne de başka kaynaklar. Ürünü fuarlarda insanlara anlatmanız gerekiyor. Açık olmanız, açıklayıcı bilgi vermeniz gerekiyor. Yanlış bilgileri kafadan silmek gerekiyor. Örneğin teflon ürünlerin 3. dünya ülkelerine satıldığını herkese anlatmak gerekiyor. Bugün büyük teflon markaları bile dökümle ilgileniyor. Biz niye hala teflon ürünleri satın alıyoruz? Bir yandan sağlıklı besleneceğiz, organik besinler tüketeceğiz diyoruz, diğer yandan bunları nerede pişirdiğimize dikkat etmiyoruz. Teflon ürün 260 derece pişiyor. Siz yemek pişirirken 200 dereceye ulaştıktan sonra, ikinci-üçüncü pişirmede o kimyasal sizin yemeğinize karışmaya başlıyor. 
 
Londra’da bir mağaza gündeme geldi. 2013 hedefleriniz neler?
 
İngiltere’den Lava UK isimli bir firma bizden tescil istedi. Bizim ürünlerimizi satmak istediğini açıkladı. Hem Türkiye’de hem de tüm dünyada ürünümüzü bütün katmanlarda anlatalım istiyorum. Dolayısıyla Türkiye ve yurtdışındaki bütün fuarlara katılıyoruz. Bu arada dökümle ahşabı; dökümle camı birleştirmeye başladık. Farklı segmentlerde ürün yapıyoruz. Mıknatıslı nihale yapıyoruz mesela. Endüstriyel mutfaklara açıldık. 2011 yılında ciromuz 1.5 trilyon lira oldu. 2012’yi 10 trilyon ile kapattık. 2013 hedefimiz ise 16 trilyon lira. Bu büyümeyi yeni bir yatırım yapmadan gerçekleştireceğiz. Mevcut kapasiteyi iyileştirme ve verimlilik artırma çalışmalarına odaklanacağız. Öte yandan bir finansçı olarak gidişata baktığımda, bana bu sene 20 trilyona ulaşacağız gibi geliyor.
 
Kadın yönetici olmak, hem de paradan sorumlu olmak, şirket yönetiminde nasıl bir fark yaratıyor?
 
Kadın olmanın tek artısını şöyle ifade edebilirim: Anaç ruha sahip olan kadroyu sarıp sarmalar, birliği düzeni sağlar, takım ruhunu oluşturur. Kadınlar daha kreatif bakabiliyorlar; farklı bir bakış açısı getirebiliyorlar. Ben finansal olarak şirketi yönetiyorum. Biz de güçler birliği ve güçler ayrılığı vardır. Yasama, yürütme ve yargı vardır. Masanın etrafında işle ilgili kavga edebiliriz ama masanın arkasına geçtiğimizde, her zaman paylaşım vardır. Aramızdaki iletişim son derece kuvvetli. Herkes hedefler doğrultusunda birbirine destek veriyor. Hepimiz birer Ar-Ge’ciyiz, hepimiz dökümcüyüz, hepimiz dökümcüyüz, hepimiz mühendisiz, hepimiz finansçıyız.
 
Çin ürün istediğinde, kopya çekecekler sandım
 
[PAGE]
 
Çin ürün istediğinde, kopya çekecekler sandım
 
Sektöre girdiğimizde iki yerli üretici vardı. Bugün ikisi de yok. Bizim gerçek işimiz döküm. Eskişehir’deki fabrikamızda 120 kişiye; toplamda 500 kişiye istihdam sağlıyoruz. 2012’de Çin’e bile ihracat yaptık. Döküm deyince akla Çin ve Hindistan gelir. Buralarda merdiven altı imalatçılar fazladır. Çin’le aynı zamanda distribütörlük anlaşması yaptık. Ben, ilk aradıklarında, kopyalamak için bizden ürün alıyorlar sandım. Ama bir konteynır dolusu ürün aldılar. Geçtiğimiz günlerde bir gazete ile birlikte 600 bin adet reklam broşürü yayınladık. İnsanlar ‘Biz döküm sektöründe Türkiye’de 100’de yüz yerli sermaye olduğunu bilmiyorduk’ dediler. Bunu duyurmak gerekiyor. İthalat açığımız fazla diyoruz. Ama Türkiye’de bu işi kimler iyi yapıyor duyurmuyoruz. Bizim ofisimiz Samandıra’da, fabrikamız Eskişehir’de. Eskişehir’de tencere-tavalarımızı satın almak için fabrikanın önünde kuyruk oluşturan kadınları görseniz inanamazsınız. Eskişehir’de bir mağaza kiralayıp, ürünlerimizi sergilemeye karar verdik. Sonuçta Çin’e ihracat yapmak önemli bir haberdir. Ama nedense bu kimsenin ilgisini çekmedi.
 
Hergün altı kilo çanta taşıyoruz, dört kilo tencereye 'ağır' diyoruz
 
Osmanlı’da döküm kazanlar kullanılırmış. Hatta sefere giderken bile döküm kazanlar taşınırmış. 
Bugün hanımlar dört kiloluk tencerenin ağır olduğunu söylüyorlar. Evet ağır, ama lezzeti ağırlığında gizli. Bu konuya yönelik bir tanıtım afişi hazırladık. ‘Kadının çantası yaklaşık 6 kilo ve çantalarımızı hiç şikayet etmeden gün boyu taşıyoruz. Ama mutfakta sağlıklı bir ürün kullanmak için 4 kilodan şikayet ediyorsunuz. Oysa biz size sağlığı veriyoruz’ dedik.