17 °C

Şili madencilerinin kurtarılması gerçekten mucize miydi?

Şili madencilerinin kurtarılması gerçekten mucize miydi?

 

 

Prof. Dr. Ali KAHRİMAN / Maden Yüksek Mühendisi Okan Üniversitesi  Öğretim Üyesi

En genel haliyle, uygun üretim yöntemiyle birlikte günün bilgi ve teknolojisinin kullanılması koşuluyla, iş yerinde yürütülmekte olan iş dolayısıyla işgörenlerin, iş yerlerinin ve üretimin güvenliğini tehdit eden beklenmedik olayları iş kazası olarak tanımlayabiliriz. Keza, her türlü bilimsel, teknik ekonomik, sosyal ve kültürel olanağa rağmen kişi ya da kurumları güçsüz kılarak aciz bırakan, karşı konulmaz, olağan üstü işleri mucize olarak tanımlayabiliriz.

Bir elim olayın iş kazası olabilmesi ve yine bir mutlu sonucun mucize sayılabilmesinin koşulları nelerdir? Kültürel, sosyolojik, teknolojik boyutlar bağlamında ele alındığında her iki tanımın toplumlara göre kabul edilebilirlik derecesi değişkenlik arz edebilir mi? Ülkelerin kalkınmışlığının değer yargılarını tek tek bireylerin eğitiminin önemi yok mudur? Bu bağlamda toplumsal sorumlulukların önemi yok mudur? Bu ve benzeri soruları; ülkemizde son yıllarda madencilik başta olmak üzere tüm sektörlerde yaşanan iş kazaları ve yaklaşım yöntemlerini de dikkate alındığında; elbette çok daha çeşitlendirmek mümkündür.

Bu tanımlar işiğinda bakıldığında Şili madencilerinin kurtarılmasında kullanılan yöntem mucize ya da ileri teknoloji ürünü müdür? Aslında bu soruya verilebilecek yanıt çok basit olup hayırdır. Öyle ise, gerek ulusal gerekse uluslar arası medyada çok büyük ilgiyle izlediğimiz Şili'deki bu güncel ve yaşamsal olayın arka planı nasıl okunabilir?

İnsanlığın konforlu yaşam talebi süreceğine göre, bu talebin karşılanmasında en önemli araçlardan biri olan yeraltı kaymaklarının giderek çok daha büyük kütleler halinde üretilmesi kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla yer kabuğunun yüzeyinde ve derinliklerinde çok daha büyük bir hızla değişimler olacaktır. Bundan daha doğal bir şey yoktur. Ancak insanoğlunun konforlu yaşamı için doğayla vereceği mücadelede iki konu giderek çok daha fazla sorgulanacaktır. Bunlardan birincisi insan yaşamını esas alan iş sağlığı güvenliği ise, ikincisi de çevre duyarlılığıdır. Tüm tasarımlarda bu iki unsura üretim maliyetleri içinde gerekli önem verilmeli ve toplum da bu maliyetlere katlanmayı öğrenmek durumunda kalacaktır.

Şili'de 5 Ağustosta meydana gelen göçük sonrasında yaşananlar ve 69 gün sonra gerçekleşen 33 madenciyi kurtarma faaliyetlerinin başarılı bir operasyonla mutlu sona ulaştırılması, medyamızda da haklı olarak geniş bir şekilde ele alındı. Ancak maalesef bizdeki Zonguldak başta olmak üzere grizu patlamalarının yaşandığı maden kazalarıyla aynı kefede ele alındı, dolayısıyla da yanlış bir zeminde tartışıldı. Çünkü üretim yöntemi başta olmak üzere jeolojik - jeoteknik farklılıklar söz konusuydu.  Bu bir bakıma da elma ile armudun karşılaştırılmasıydı.

Her şeyden önce bilinmesi gereken şey; oluşum şekli, geometrisi ve jeolojik koşulların farklılığı dolayısıyla da her bir cevherleşmenin kendine özgü bir üretim yöntemi söz konusudur. Her bir üretim yönteminin seçimi ile teknolojinin uygulanabilirlik koşulları ise çok çeşitli değişkenlere bağlıdır. Dolayısıyla da seçilen üretim yöntemliyle uygulanan teknoloji seviyesi de hem üretim koşullarını belirler hem de iş sağlığı ve güvenliğindeki risk seviyesini oluşturur.

Şili'de çalışılan maden bir metal işletmesi olup, herhangi bir grizu riski söz konusu değildir. Seçilen üretim yöntemine bağlı olarak öne çıkabilecek en önemli kaza türü göçük, kaya patlaması ve yangın olacaktır. Nitekim oluşan kazanın sebebi göçük olduğu ifade edilmektedir. Benzer metal maden işletmeleri ülkemizde de mevcut olup halen üretime aynı yöntemlerle devam edilmekte ve çok çok önemli bir kaza istatistiği de kaydedilmemiştir.

Geçmiş aylarda ülkemizde yaşanan kömür madenciliği kazalarında ise tamamen farklı oluşum koşulları ve üretim yöntemleri söz konusudur. Buralarda uygulanan yöntemler de esasında kendi koşulları içinde evrenseldir. Teknoloji uygulamaları ve iş güvenliği önlem seviyeleri elbette ki tartışmalıdır. Bu yönleriyle yeniden yapılandırılmaları da kaçınılmazdır. Öte yandan, yetkililerimizin Şili örneğinde; yaşanan kurtarma operasyonları için verdikleri daha kısa süreli kurtarma mesajları gerçekçi olmamakla birlikte ileriye dönük olumlu bir adım işareti olarak algılanmalıdır.

Kurtarma operasyonunda uygulanan teknik ve ekipman ise ana hatları ile bilinen ve günümüzde teknolojisinin optimum kullanımının dışında çok ekstra bir özelliği bulunmayan bir yöntemdir. Ülkemizde de olması hiç istenmez ama bu şekilde bir ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek ve rahatlıkla ulaşılabilir bir yaklaşımdır. Öyle ise genel hatlarıyla özetlenmeye çalışılan değerlendirmeler ışığında Şili, Zonguldak, Balıkesir, Bursa maden kazalarının düşündürdükleri nelerdir?

Öncelikle Üretim sistemlerinde ve kazaların oluşmasında olaylara bilimsel ve teknik yaklaşımlarla ve insan unsurunun etkisinin en aza indirecek yöntemlerin uygulanıp uygulanmadığına bakılması gerekiyor. Aynı bağlamda iş kazalarının; iş analizleri, iş kimliği ve iş gerekleriyle eğitimin bir fonksiyonu olduğunun bilinciyle gerekli yönetim ve organizasyonun bu esasa göre yapılıp yapılmadığı öne çıkıyor. Aynı seviyelerde teknolojilerin uygulandığı farklı ülkelerdeki iş kazalarının değerlendirmelerinde yukarıda ifade edilen basit bilimsel yaklaşımın sosyokültürel unsurlarla beslenip beslenmediği de tartışılacak unsurlar arasındadır.

Şili'de tam bir uluslar arası fenomen olarak ortaya çıkan kurtarma operasyonunun çok gösterişli ve başarılı olduğu açık bir gerçektir. Mucize tanımına uyacak hiçbir yönü olmayan bu operasyon, çok ileri bir teknoloji uygulaması olmasa da acaba  bu muhteşem başarının sırrı ne olabilir ki? Hiç kuşkusuz ki, bu olayın kahramanı olan madencilerin eğitim ve bilinç düzeyi ile maden işletmecilerinin yönetsel ve organizasyon yeteneği en önemli unsurlardır. Devlet başkanından sade vatandaşına kadar tüm ülke halkının, sosyokültürel birikimleri ve uluslar arası dayanışma da ikinci derecede başarıyı olumlu etkilemiştir. Ancak bizce bunlardan çok daha önemlisi, afet psikolojisi ve sosyolojisine dayanan proje bazlı kriz yönetimidir. Eğer bu olayda mucize aranacaksa; beklenenden çok daha kısa sürede kimsenin burnu kanamadan gerçekleştirilen proje yönetimine dayalı kurtarma operasyonu ve izlenen başarılı halkla ilişkiler politikasıdır. Bizde de yapılması gereken budur.

Konuyla dolaylı da olsa ilişkisi nedeniyle, bu vesile ile Avrasya Maratonunda yaşananlara da bu bağlamda değinmekte yarar olacaktır. Yüz binden fazla kişinin aynı anda titreşim ölçüm ve simülasyonu yapılmaksızın Boğaz köprüsünden eşik hasar limitlerini aşmadan rezonansa neden olmayacak şekilde geçmiş olması; gerçekten rekor olabilir ve mucize de sayılabilir. Bu olay dahi bizim yirmi birinci yüzyılda teknolojiyi de kullanarak bilimsel karar verme noktasında hangi seviye de olduğumuzun göstergesidir.

Sonuç olarak Şili deneyinden hareketle ülkemiz açısından yeniden bakıldığında; bu olaydan alınacak çok yönlü dersler olmakla birlikte. genelde maden iş yerlerinde özelde de Zonguldak taş kömürü işletmelerinde, bir daha bu nevi faciaların yaşanmaması için kısa, orta ve uzun vadede alınması gereken  önlemleri kısaca şu şekilde özetleyebiliriz;

1. Tüm kömür havzaları jeolojik, teknolojik, madencilik yöntemleri yönünden yeniden değerlendirilmeli üretim yöntemi seçiminden teknoloji ve kapasite seçimine kadar bir mastır plan bağlamında ele alınmalıdır.

2. Üretim hedefleri yeniden tanımlanarak uygulanabilecek mekanizasyon ve otomasyon seviyeleri belirlenmeli ve aşamalı olarak uygulanmalıdır.

3. Grizu patlamasına neden olan metan gazının aslında bir enerji kaynağı olduğundan hareketle özellikle örselenmiş göçertilmiş eski kazı alanlarının olduğu formasyon ve zonlar başta olmak üzere gerekli etütler yapılarak metan drenaj ve kaptajı yapılmalı ve enerji üretimine kazandırılmalıdır.

4. Maden yasasında gerekli düzenlemeler yapılarak finansman sorunu olmayan kuruluşların sektöre kazandırılması sağlanmalıdır.

5. 60 - 70 yıl önceki teknik eleman yetersizliği olan dönemden kalma fenni nezaretçi yönteminden vaz geçilmeli, her üretim biriminden sorumlu 3 iş güvenliği uzmanlık sertifikasına sahip maden mühendislerinin tüm vardiyalarda (asgari işçi çalıştırma sayısına bağlanmaksızın) çalıştırılması sağlanmalıdır.

6. Her bir üretim birimi için risk analizlerine dayalı iş güvenliği ve acil eylem planları hazırlanmalı, koruma politikaları geliştirmeli ve uygulanmalıdır.

7. İşletmelerde çalıştırılan tüm personelin mesleki yeterlilikler çerçevesinde yapılacak iş analizi, iş gerekleri ve iş kimliği tariflerine uygun olarak hizmet içi eğitim programlarına tabi tutularak sertifikalandırılmalıdır.

8. Yeni istihdam edilecek elemanların mutlaka mesleki teknik eğitimli olmaları, ergonomi ve işyeri koşullarına uygun oryantasyon eğitimleri sonrası hizmete sokulmaları sağlanmalıdır.

9. Maden yer altı işletmelerinde taşeronluk gibi geçici modellerden kaçınılmalıdır.

10. İhale ve üretim maliyetlerine jeolojik, tektonik, çevresel belirsizlik unsurlarının katılmasını esas alan yaklaşımlar belirlenmelidir.

11. Merkezi denetim sistemi gözden geçirilmeli, uzman maden mühendislerinden oluşan bölgesel modele geçilmelidir.

12. Grizu başta olmak üzere tüm zararlı gaz ve tozların tespiti için erken uyarı ve otomasyon esaslı modern ekipmanlar kullanılmalı, risk değerlemesine uygun alarm sistemleri hem yer altı hem de yer üstü kumanda merkezlerine yerleştirilmelidir.

13. Sendikalara iş güvenliği uygulamaları konusunda denetimi de kapsayan yetki ve kaynaklar sağlanmalıdır.

14. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerini teşvik eden mali düzenlemeler yapılmalıdır.

 

 

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.