Türkiye ekonomisi madde bağımlısı olmuş

DÜNYA gazetesi yazarı Prof. Dr. Taner Berksoy, Türkiye ekonomisinin madde bağımlısı gibi sıcak paraya bağımlı hale geldiğini söyledi

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

GİZEM ÜNAY

DENİZLİ - Denizli Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin (DESIAD) ev sahipliğini yaptığı ‘Dünyada ve Türkiye’ de Ekonomik Gelişmeler’ konulu konferansta konuşan DÜNYA Gazetesi yazarı Prof. Dr. Taner Berksoy Türkiye ekonomisini madde bağımlılığı gibi sıcak paraya bağımlı hale geldiğini FED’in gevşek para politikasından vazgeçip sıcak parayı çekeceği açıklamasından bile etkilenerek Türkiye’de paniğe neden olduğunu belirtti. Dünya ekonomisinin büyüyememe gibi sorunu olduğunu belirten Berksoy, “Hem gelişmiş hem gelişmekte olan ülkeler hem de Türkiye potansiyel büyümesinin altında kalıyor” dedi. Dünya ekonomisinin üç motoru olduğunu, bunların da ABD, Avrupa devletleri ve Çin olduğunu belirten Berksoy, bunlar büyüdüğünde dünya ekonomisinin de büyüdüğünü, bunun da talep yaratarak ihracatımızı artırdığını ve büyümeye ihracat tarafından katkı sağladığını söyledi. 2014 sonu itibarıyla ABD’nin büyüme hızının yüzde 2’nin üzerine çıktığını ve bunun bizi bir şekilde toparlayıp ayağa kaldıracağını düşünürken, 2015’in birinci çeyrek itibarıyla büyümede yavaşlamanın görüldüğünü anlatan Berksoy, “Eğer bir ekonomi kendi içinde büyüyemiyorsa, devlet, iktisat politikalarını canlandırarak, ekonomiye bir ivme vermeye teşebbüs eder. Buna Keynes’çi düşünce diyoruz. FED iki kez çok şiddetli bir şekilde para politikasını genişletti. Bugün Amerikan ekonomisi biraz büyümeye başladıysa sebebi budur. Bu durum bizi ilgilendiriyor. Amerikan ekonomisinin büyüyor olması, dünya ekonomisini yukarı çeker, büyütür ki bu iyi bir şeydir. 2009-2010’dan bu yana dünya likiditeye doymuş vaziyette. Bu durum Amerika’yı kalkındırdığı gibi diğer ülkelere de sermaye girişi olarak geliyor” dedi. 

Seçimler ekonomiye dönük risk yarattı 

Türk Lirası'nın en hızlı değer kaybeden para birimi olduğunu vurgulayan Berksoy, bunun Türkiye’nin çok riskli bir ülke olmasından kaynaklandığını söyledi. Berksoy, “Biz krize çok hızlı girip, aynı hızla çıkabilen bir ülkeyiz. Yalnız Türkiye ekonomisi son birkaç yıldır büyüyemiyor. Nedeni 2011 ve sonrasında büyük ölçüde büyüten dış taleptir. Bu şaşılacak bir şeydir, çünkü biz kronik olarak dış talep sıkıntısı çeken bir ülkeyiz. Ayrıca biz dış talebe dayalı olarak büyüyecek bir ülke değiliz. Çünkü bizim iç pazarımız çok büyük. Bir diğer durumsa bu dönemde ihracatın artış hızı, ithalatın artış hızından yüksektir. Bu şu demek oluyor ki, büyümedik. Döviz kuru çok hızlı yükseldi ve Türk Lirası çok ciddi değer kaybetti” açıklamasında bulundu. 

Seçimlerin Türkiye ekonomisine yön vereceğini belirten Berksoy, “Seçimler dünyanın her yerinde ekonomiye dönük bir risk yaratır. Çünkü iktidarın değişebileceği ihtimali vardır. Dolayısıyla belirsizlik yaratır ve risk artar. İktidar değişmeyecek bile olsa ekonomiyi yöneten kadro değişecekse bu da yine bir risk algısı doğurur. Seçimden sonra bu algıyı değiştirebilirsek, tahmin ediyorum 3. çeyrekle birlikte biraz hızlanma yaşayabiliriz” dedi.

Büyüme için giderek daha çok kaynak gerekiyor

Konferansın moderatörlüğünü yapan DÜNYA Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ ise bir puanlık büyüme için giderek daha fazla kaynağa ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

guldag.jpg

Güldağ konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:

 “Daha fazla borçlanma ve daha fazla kaynak ihtiyacı olan bir ülke ile karşı karşıyayız. Türk Lirası sadece dolar karşısında değil, pariteye bakılınca euro karşısında da değer kaybediyor. Dünyada ciddi bir büyüme sıkıntısı var ama bizde biraz daha fazla var gibi. 2008-2014 olarak da baksanız, 2012-2014 olarak da baksanız hemen hemen aynı yerlerde kalmışız gibi görünüyor. Latin Amerika da bizim gibi bir seyir izliyor. Asya’da da yatay bir seyir var ama onun durumu bize göre daha iyi. Bunun da sonuç itibariyle bir şekilde gelip dayanacağı yer partilerin ekonomik programlarına baktığımızda da hep bir tarafından gördüğümüz konu bir model değişikliği meselesi var. Bunun üzerine 25 dönüşüm programı etrafında 1350 adım diyoruz. Sonuçta bizim eninde sonunda bir model değişikliği meselesini konuşmamız şart. Çünkü yine o portföy yöneticisi yerine koyduğunuz zaman kendinizi, Türkiye’nin bir büyüme hikayesine ihtiyacı var. Yeni dönemde Türkiye’nin sermaye birikim modeli ne olacak sorusunun cevabının bir şekilde verilebiliyor olması lazım” dedi Güldağ, önümüzdeki süreçte Türkiye’nin mutlaka özel sektördevlet işbirliğiyle büyük projelere yönelmesi gerektiğini belirterek, “Biliyorsunuz Ipad Nisan 2010’da piyasaya çıktı. Güney Kore elektronik piyasası çok doymuş bir pazar. Bir bakıyorlar ki 1 milyon 600 bin talep var Ipad’e. Hemen Telekomünikasyon Bakanlığı bir karar alıyor. Hiçbir tablet için internet konusunda anlaşmadan biz ülkeye ithalat iznini vermiyoruz. Bu arada kendisi bir çalışma yaptırıp, bir tür tableti piyasaya sürüyor. Aynı şekilde Samsung’a da haber veriyor. Samsung da kendi galaxy tabletini üreterek piyasaya sunuyor. Ondan 3 hafta sonra Ipad’e izin veriliyor. İlk ay 250 bin galaxy satışı, 100 bin İpad satışı gerçekleşiyor. Yani 21. yüzyılda sanayiler bu kadar ilerlemiş olmasına rağmen kendisini koruyabiliyor. Ben bunu şununla bağlamak istiyorum, öncelikle bir niyetimizin olması, yani ne yapacağımızı ve yönümüzü belirlememiz şart. Eksikler, tartışmalar olur ama bir modeli belirleyip onun üzerinde devam etmemiz gerekiyor”

Bu konularda ilginizi çekebilir