22 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Bu cesareti nereden buluyorlar?

Geçen hafta okurlardan yetki devri konusunda sorular olduğuna değinmiş ve daha önce bu konuyu işlediğimi (8 Haziran 2016) ama fırsat olursa tekrar inceleyebileceğimizi söylemiştim. Fırsat yok. Nasıl olsun? Gün geçmiyor ki işletme yöneticilerini şaşkına çevirecek bir şey olmasın. Benim holding yöneticiliği yaptığım sıralarda ülkemizde enflasyon sıkıntısı vardı. O zamanlar yüzde bilmem kaç olan enflasyona bile katlanılıyor, planlar programlar ona göre yapılıyordu. Çünkü enflasyon ne düşüyor ne de çıkıyordu. Ciddi rakamlarda devam edip gidiyordu. Ben de biliyordum, müşterim de biliyordu, müşterimin müşterisi de: Ayda %10-15 enflasyon olacak.

Şimdi öyle mi ya? Bir bakıyorsun enflasyon %20 bir bakıyorsun %9’a düşmüş?! Aman bu nasıl iş? Bir bakıyorsun dolar 5.65, bir bakıyorsun 5.84. Hem de bir günde çıkmış. İşletme yöneticisi nasıl plan yapacak? Nasıl yatırım kararı verecek.

Bir işletmeci “yatırım iştahı yok” demiş. Nasıl olsun birader? İşletmecilerde öğlen yemeği iştahı kaldıysa şükredin.

Belirsizlik yöneticinin en büyük belasıdır. Biliyorsunuz bir risk vardır bir de belirsizlik. Bu ikisi aynı şey değildir. Bir şeyin olma (veya olmama) olasılığına bir değer biçebiliyorsanız ona risk derler. Bir şeyin olma veya olmaması olasılığı konusunda hiç bir fikriniz yoksa ona belirsizlik denir. Şimdi gazetelere bakıyorum Allah kolaylık versin. Bay Trump “Türk ekonomisini mahvederim” diyor. “Daha önce yaptığım gibi” diye ilave edip tweet atıyor!? Bizim gazeteler “Küstah” falan diye manşet atıyorlar ama dolar zırt fırlıyor. Daha ortada fol yok yumurta yok saatler içinde dolar fırlıyor. Ya zat bir şeyler yaparsa diye ve ne yapacağını, ne yapabileceğini bilmeden endişe ediyoruz. Bu adamlar bu cesareti nereden bulup bizi tehdit ediyorlar diye kızıyoruz.

Bu durumda iki seçeneğim var. Ya ‘Şimdi ne olcek? Netçez?’ başlıklı bir yazı yazıp Trump ne yapacak, Suriye’ye girecek miyiz? Girersek bize yaptırımlar gelecek mi? Dolar ne olacak? Dolar yediyi geçerse ne halt edeceğiz o konuda sohbet edeceğim ya da zaten yeteri kadar yazar arkadaş bu konuyu işliyor başka bir konuya eğileceğim. İkinciyi seçtim.

Nedeni aslında çok yazarın mevcut durumu irdelemesi değil belirsizlik ortamında sohbet! Olacak şeylerin olma veya olmama olasılığına bir rakam veremediğim için, söz gelimi Trump nam kişinin yarın ne diyeceğini bilemediğim için durum tam bir belirsizlik durumu. O nedenle ben de başka bir konuya eğileyim dedim.

Eğileceğim konu atasözlerimiz: Bu nereden çıktı? Diye sormayın anlatacağım. 2012 yılında yazdığım bir yazıda bakın ne demişim: “Borçlanma eski çağlardan beri bir korku ve sıkıntı kaynağı olmuştur. Borçlarını ödeyemeyenlerin esir olarak satılmaları yaygın bir uygulama olarak kullanılmıştır. Meşhur Hammurabi kanunlarının borçların affı için özel hükümler getirdiğine bakılırsa o zamanlardan beri borçlanmanın yöneticilerin de dikkatini çektiği görülmektedir. Tarih kitaplarımızda Mısır seferi için borçlanan Yavuz Sultan selim’in alacaklının kabul edemeyeceği talepleriyle karşılaşınca öfkelenerek “alacaklı olmasaydın kelleni şimdi vurdururdum ama borcunu ödememek için yaptı derler” dediği hem borçlanmanın tatsız sonuçlarına hem de Padişahın ahlakına örnek olarak gösterilir. Bu nedenle toplumumuz uzunca bir süre ‘borçsuz çoban yoksul beyden iyidir’ özdeyişine uymuş ve borçlanmadan sakınmıştır. Toplumdaki kişiler için geçerli olan bu çekince şirketlerde de 1950’lere kadar vardı. Bu olumsuz havaya Merton Miller ve Franco Modigliani’nin öz sermaye ve borçlanma yolu ile finansman konusunu işleyen meşhur yapıtları bir değişiklik getirmiştir. Bu yapıta göre borçlanma şirketler için cazip bir finansman yoludur. Bir şirketin borç-sermaye dengesini gösteren ‘leverage’ kavramı da bu eserle gerek uygulamada gerek bilimsel yazılarda işlenen popüler bir kavram olarak gündeme oturmuştur. Önceleri Miller ve Modigliani şirketlerin yüksek borç ve düşük sermaye ile hissedarlarına daha fazla getiri sağlayabileceklerini ama risklerini de o derece arttıracakları için optimal bir dengenin varlığından bahsediyorlardı. Ama daha sonra bu görüşe hem Miller ve Modigliani hem de diğer yazarlar tarafından değişiklikler getirilmiş ve bir yerde ne kadar borçlanabiliyorsan o kadar borçlan gibi bir algılama oluşturulmuştur.” Sonra da bazı tahminler yapmışım.

Demişim ki: “Öyle görülüyor ki Türkiye devleti, kurumları ve vatandaşlarıyla bu iki istisnai deyişe veya Miller ve Modigliani’ye inanmışlar ki herkes borçlu. Türkiye’nin 1990 yılında 89 milyar dolar olan kamu borcu 2011 de 364 milyar dolara yükselmiş. Bu rakamın 2012 yılında 400 milyar dolara dayanacağı bekleniyor. Bu aynı tarihler arasında kişi başına kamu borcunun 1.374 dolardan 2012’de 5,312 dolara yükselmesi anlamına geliyor. Bu sadece kamu borcu. Özel kurumların 30 milyar doları kısa vadeli 85 milyar doları uzun vadeli olmak üzere 115 milyar dolar borcu var. Finansman kuruluşlarının 50 milyar doları kısa vadeli 40 milyar doları uzun-orta vadeli 90 milyar dolar borcu var. Bireylerin finans piyasasına 130 Milyar dolar borcu var. Finansman piyasasının kredi ve alacakları tutarı 360 milyar Dolar bunun 100 milyar doları KOBİ’lerin. Belediyelerden futbol kulüplerine tüm kurumlar borçlu. Bu arada bir de görünmeyen borçlar var. Devletin sosyal güvenlik sistemine olan borcu, kurumların birbirlerine olan borçları, vatandaşın kredi ve kredi kartı haricinde özel kartlarla yaptığı alış veriş borcu, uzun vadeli yükümlülüklerden doğan taksitlendirilmiş borçları ve bankaların vatandaşa olan taahhüt edilmiş mevduat borçları.”

Şimdi aradan seneler geçmiş bu konuya neden tekrar dönüyorum. Dönüyorum çünkü bazı yazarların tahmin ettiği gibi dolar fırlarsa yandı gülüm keten helva. Hani sordum ya “Bu adamlar bu cesareti nereden buluyorlar?” diye. Bakın atalarımız bunu nasıl açıklamışlar:

Borçsuz çoban yoksul beyden iyidir.
Bayramda borç ödeyene ramazan kısa gelir.
Borca haylık bir aylık.
Borç yiyen kesesinden yer.
Borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmek.
Borç uzayınca kalır dert uzayınca alır.
Borç vermekle düşman vurmakla.
Borç ödemekle yol yürümekle tükenir.
Baba borç yapar çol çocuk aç yatar.
Bakkal ölenin borcunu diriye ödetir
Dilenciye borçlu olma ya düğünde ister ya bayramda
Borç iyi güne kalmaz.
Arpacıya borç eden ahırını erken satar
Borçlu ölmez benzi sararır
Borçlunun döşeği ateşten olur
Borçlunun yalımı alçak olur
Borca içen iki kere sarhoş olur
Borçtan korkan kapısını büyük açmaz.
Borçlunun dili kısa gerek
Borçlunun yüzü yerde olur

İşte böyle. Onun için Trump ekonominizi batırırım falan diye konuşuyor. Batırır mı batıramaz mı bilemem ama canımızı çok sıkabilir.

Sağlıcakla kalın

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap