Neden olmuyor?

Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Geçenlerde lütfetmişler bir kaç fikir liderinin de katıldığı bir toplantıya davet etmişler. Konu ülkemizin neden bir inovasyon ülkesi olmadığı. Maalesef toplantıya katılamadım ama düşüncelerimi toplantının moderatörü kıymetli dostum Hakan Güldağ Bey’e gönderdim. Sağ olsun katılımcılarla paylaşmış. Notumda sizlerle defalarca değişik başlıklar altında paylaştığım görüşlerimi özetlemiştim. Adına devrim denilen ekonomik alandaki yenilikleri peş peşe ıskalamaktan bir hal olduk. Orta çağlardan beri bu topraklarda taa Cumhuriyete kadar yaprak kımıldamadı. Tüm devrimleri ıskaladık. O da yetmedi bir sürü alanda geri gittik.

Kurtuluş ve kuruluşumuzu sağlayanlar nüfusunun %93’ünün okuma yazma bile bilmediği, alt yapısı olmayan, sanayi adına üç beş atölyeden öteye gitmeyen bir ülkeden bir başka ülke çıkardılar ama biz hala Konya kadar ülkelerin sanayi ve ticarette yakaladıkları ivmeyi yakalayamadık. Az mı çalışıyoruz? Görünmez güçler elimizi kolumuzu mu bağlıyor? Memleketin havasından mı? Suyundan mı? Az protein çok karbonhidratla mı beslendiğimiz için kafalar mı basmıyor? Yoksa sorun kültürel mi? Pek öyle gözükmüyor. Başat kültürün ‘utanç’ olduğu ülkeler arasında sayılan Türkiye sadece başat kültürlerin ‘suç’ olduğu post-endüstiryel anglo-sakson ülkelerden geri kalmadı, Asya ve Uzak Doğu’nun diğer suç kültürlü ülkelerinin de arkasına düştü . Evet, ‘eski köye yeni adet getirme’ tavsiyesi ile büyüyen bizler aynı zamanda her konuda her şeyi bilen büyüklerimizin ‘oğlum laf dinle ortalığı karıştırma’ tavsiyesiyle de pasifleştirildiğimiz için bir türlü yenilik üretemeyiz ama tüm suçu kültüre yüklemek de hata olur.

Peki, temel sorun ne? Notumda temel soruna değinmeye çalıştım. Kaynak olarak da Temmuz-Ağustos 2013 aralığında sizlerle paylaştığım ‘İşletmelerde Para Kazanmanın Anatomisi’ başlıklı bir seri köşe yazımı kullandım. O yazılarda sizlerle ‘İşletme Yönetim Sistemi’ başlıklı kitabımda detaylarıyla anlatılan BMS (the Business Management System) adlı, İşletme literatüründeki tek aksiyomatik paradigma olan, paradigmamı paylaşmıştım.

Bu tanımı sizlerle daha önce defalarca paylaşmış hatta masanızın üzerinde bir yerde göz önünde bulundurmanızı önermiştim. Hala aynı tavsiyede bulunuyorum. İnanın işinize ve işe bakış açınız değişecektir. Neyse, konumuz bu değil.

Basit haliyle bu paradigma işletmelerin pazarlama ve üretim işlevlerinden para kazanmak amacıyla kurulduklarını söylüyor. 2013 tarihli yazılarımda para kazanma yöntemlerinin bundan ibaret olmadığını, işletmelerin ‘yönetimden’ de para kazanabileceklerini anlatmıştım. Pazarların etkili çalıştıkları, pazara giriş ve çıkışların engellenmediği, iç ve dış serbest rekabetin olduğu ekonomilerde işletmeler, bir kaç istisna hariç, üreterek ve ürettiklerini ‘optimal büyüklükteki’ pazarlara satarak para kazanırlar. Her ne kadar hiç bir ekonomi bu koşullara %100 uyum göstermese de bizimki gibi bazı ekonomik düzenlerde para; üreterek ve üretimi (içerde-dışarda) pazarlayarak değil yönetimle kazanılır.

Ben toplantıya gönderdiğim notumda ülkemizin bırakın inovasyonlarla devrimler yapmayı yapılan ekonomik devrimleri ıskalamaktan bir türlü kurtulamamasının en önemli nedeni olarak bunu göstermiştim.

Yönetimle para kazanmak ne demek? Yönetimle para kazanmak demek işletmenin üreterek ve ürettiğini pazarlayarak değil de işletmenin sahip olduğu,
A) mali,
B) insan gücü,
C) tesis ve alt yapı,
D) enformasyon ve know-how,
E) stratejik ilişkiler ve bağlantılardan
oluşan kaynakların birinden veya bunların bir kombinasyonundan para kazanması demektir. Eğer ekonomik düzen buna izin veriyorsa işletme bu kaynakları üretim ve pazarlamaya aktarmakla uğraşmaz.

Defalarca yazdım sermayeyi ve özellikle ‘özel sermayeyi’ kolay para kazanmak peşindeler diye eleştirmek haklı değildir. Sermaye en fazla getiriyi sağlamakla yükümlüdür. Sermayenin bu haklı ‘ihtirasını’ kamu yararına kanalize etmek ekonomik düzenin, yani ekonomik düzenden sorumlu devletin sorumluluğudur.

Şimdi düşünün diyelim ki babanızın bankası var. Babanız sizi o kadar seviyor ki! Size sıfır faizle kredi açıyor. Hatta babanızın bankası upuzun vade veriyor, garanti istemiyor ve ne kadar isterseniz veriyor. İşte mali kaynak. Siz para kazanırsınız. Ürettiğiniz ve pazarladığınız için değil ama! Veyahut pamuk tarlanız vardır siz kaçak işçi çalıştırırsınız para kazanırsınız. Veyahut zurna yapıyorsunuzdur zurna imalat makinasının ithal tekeli sizdedir para kazanırsınız. Veyahut size bir kaynaktan olacak olan düzenlemeler hakkında bilgi sızdırılır veya bir bilgi/know-how’un tekeli verilir. Para kazanırsınız. İlişki ve bağlantılara hiç girmiyorum adım muhalife çıkar. Yani neyi hangi vasıflarda üretirseniz üretin para kazanırsınız. Kaynaklardan para kazanmak ne kadar kolaysa üretmek ve üretimini pazarlamak o kadar önemsizleşir. Bunlar önemsizleşince atılımmış, inovasyonmuş, yenilikmiş kim uğraşır? Uğraşmayanları kınamakla, seminerler toplantılar düzenlemekle, merkezler açmakla derde şifa bulunmaz. İşte notumda kısaca bunlara değinmiştim.

NOT: Konu ile alakalı değil ama bir önerim var. Yeni nesli, özellikle çocuk ve gençleri ekran hastası olmakla suçlamak bilen bilmeyen herkesin gündeminde. Gerçekten de konuşmak, okumak falan yerine ilişki, iletişim, bilgi edinme artık ekranlarda. Dün bir lokantadaydım. Anne ve baba çocuk iskemlesine oturacak kadar ufak bir oğlan çocuğunun eline tutuşturdular bir akıllı telefon. Oğlan onla oynadı, gürültülü müzikimtrak sesler üretti, üç kere yere düşürdü, yemek falan yemedi. Demek ki bir faydası var bu ekran hastalığının. Ancak bazı sıkıntılar da var. Önerim bu sıkıntılarla ilgili. Hizmet satan iş yerlerinde, özellikle kamu hizmeti satan yerlerde bilgi sayar ekranları yasaklansın. Yok! Porno seyrederler diye değil. Doktorlar, memurlar, bankacılar yani size hizmet vermek için orada oturanlar ekrana bakmaktan yüzünüze bakmıyorlar. En sempatik gülümsemenizle doktora derdinizi anlatıyorsunuz adam/kadın yüzünüze bile bakmıyor. Gözü ve dikkati önündeki ekranda ve ne giriyorsa orada. Kardeşim bir yüzüme bakın da derdimi dinleyin. Allah aşkına mı, kul sevgisine mi, profesyonellik uğruna mı bırakın şu ekranı da bana bakın.
Sağlıcakla kalın

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Nereden biliyorsun? 02 Aralık 2020
Düşünmeyi öğrenmek? 25 Kasım 2020
Neden benden lider olmaz 18 Kasım 2020
Kafaya takınca 11 Kasım 2020
Eğilimler 14 Ekim 2020