Merkez bankalarının haftası

Orkun GÖDEK
Orkun GÖDEK Bakış Açısı

Geride bıraktığımız hafta içerisinde gerek içeride gerekse dışarıda merkez bankaları tarafından alınan kararlar takip edildi. Yılı tamamlamaya hazırlandığımız bu dönemde muhtemelen Aralık ayının en yoğun dönemini tamamlamış olduk. Geriye kalan dönem içerisinde ‘diğer şartlar sabitken’ yılı sakin ve azalan işlem hacimleri ile tamamlamamız olası.

ABD cephesinde farklı bir durum yok. Fed’in kendisine yol haritası olarak belirlediği çizgide emin adımlarla ilerleyişi devam ediyor. Yılın ilk çeyreğinde kimi kesimlerce resesyon ihtimalinden bahsedilen ABD ekonomisine dair 2017 ve gelecek dönemlere dair FOMC tahminleri yukarı yönde revize edilirken, denge unsuru olması nedeniyle işsizlik oranı da aşağıya çekilmiş durumda. Şu an için ana problem kaynağı olarak görülmeyen enflasyon görünümünde ise 2018 yılında, özellikle de ilk yarısında yukarı yönde sürpriz görülebileceği yönünde yorumlar söz konusu. Tek faiz artışından öteye gidilemez denilen 2017’de Fed’in yılı üç faiz artışı ile tamamlamasının ardından 2018’e dair beklentiler şu an için çoğunlukla Fed’in yanında toplanmakta. Her şeyin yolunda gitmesi halinde 2020 yılına geldiğimizde yüzde 2.5-3.0 aralığında federal fonlama oranı oluşumu göreceğiz. Bu da maliyet açısından daha pahalı Amerikan doları ve yön olarak yukarıyı tercih etmiş getiri eğrisi demek.

TCMB cephesinde faiz artırımı hamlesi yapılmasına yapıldı ancak beklenti yönetimi konusunda ‘yol kazası’ olarak nitelendirebileceğimiz bir durum yaşandı. Aralık ayının başlangıcından bu yana piyasa katılımcılarında oluşan ‘faiz artırımı’ algısı tam olarak karşılanmış durumda değil. TCMB’nin Aralık ayından başlamak üzere kısmi ölçekte gerilemesini beklediği ve ağırlığını yeni yılın ilk yarısında göstereceği düşünülen enflasyon düşüşünü dikkate aldığını düşünmek güç değil. Problem ise TL varlıklar üzerinde oluşabilecek ek baskı durumunda TCMB’nin yeniden topa girmek zorunda kalma ihtimali. Uzun bir aradan sonra, üstelik küresel risk algısının da imkan tanıdığı bu ortamda daha basit ve sade bir para politikasına geçiş imkanı doğmuşken tercihimizi bu yönde adım atmaktan yana kullanmak istemedik. Şimdi olası problem başlıkları olarak elimizde iki konu mevcut; algı yönetiminde güveni yeniden sağlamak ve risk algısındaki mevcut durumun terse dönmemesi vasıtasıyla dış koşullarda oluşan olumlu desteğin sürmesini beklemek.

Yaşlı kıta Avrupa’da ise ECB’nin Ekim ayında yaptığı açıklamaların benzerleri izlendi. 2018’i de ECB’nin parasal destekleri ile geçirmeye hazırlanacak olan bölgede mevcut politikadan çıkışın kısa sürede ve kolay olmasını beklememek gerek. Başkan Draghi’nin de belirttiği üzere, mevcut toparlanmadaki ağırlıklı kısım hala daha teşviklerden kaynaklanıyor ve enflasyondaki hareketlilik istenilen düzeyde değil. ABD-Euro Bölgesi arasında 2018’de daha da açılacak olan faiz farkı bir süre daha USD lehine ortam oluşmasına imkan tanıyabilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
ECB hamleleri ve riskler 14 Eylül 2019
GOÜ heyecanı her yerde 07 Eylül 2019
Beklemekle oluyor mu? 17 Ağustos 2019